Puan vermedi·687 syf.····Okunma: 13 Mayıs 2021 12:46 Bir hukukçuysanız -ve hatta hukuk ve psikoloji ile yakından ilgili bir sosyal bilim emekçisiyseniz dahi, Dostoyevski’nin suçlu psikolojisine tuttuğu merceğe ağzınız beş karış açık bakakalıyorsunuz efendim. Kesin bilgi. Yayalım.
Benim kitabı okumadan önce duyduğum okur gözlemleri genelde Raskolnikov ile empatinin -işlediği vahşice eyleme rağmen- kolay olduğu, Dostoyevski’nin karakteri sunuşunun bizi bu “kötü” karaktere yakınlaştırdığına yönelik idi. Ben buna katılamıyorum. Hem de hiç. Raskolnikov, bugüne kadar okuduğum tüm karakterler içinde en zor empati kurabileceğim karakterlerden biri. İşlediği suç sebebiyle değil. Karakterin “karakteri” sebebiyle.
Öncelikle efendim, ben bu kadar kendini beğenmiş bir adam görmedim. Kendini bir çeşit süper insan olarak görüyor. Napolyon’la, çeşitli diğer liderlerle dolu “sıradan olmayan insanlar” kategorisi oluşturmuş, kendisini de hop o kategoriye dahil edivermiş. Neden? Çünkü muhteşem birisi. Bir de sıradan insanlar var, onların hakları sıradan eylemlerle sınırlı. Halbuki diğer grup, birtakım ekstra haklarla donatılmış. Harika bir dünya görüşü!
Gelelim etrafıyla ilişkilerine: yine, müthiş bir benmerkezcilik hali! Bu adam kimseyi seviyor mu diye düşünüyorsunuz, gerçekten bir tek insanı sevebilmiş mi? Annesini, kız kardeşini, o iyi arkadaş Razumihin’i, tatlı Sonya’yı yahut zamanında evleneceği o hasta kızcağızı: kendinden başka birini, kendine çıkar sağlamayacak yahut kendi muhteşemliğinin altını çizmeyecek şekilde sevebilir mi? Ben sadece kendini sevebilen, kendini sevmeyi de çok yanlış anlayan birini görüyorum.
İşlediği suçla ilgili tek pişmanlığı, suçu işleyip geçememek -ve dolayısıyla da kendini artık o “üstün insan” kategorisine koymaya yüzü olmamasıdır. Tüm kızgınlığı beceriksizliğine olup vicdanı da yine yalnızca kendisi için sızlar.
Raskolnikov’u gömüyorum diye sanmayın ki romanı sevmedim. Aksine efendim, bayıldım! Yazının başındaki kelama dönecek olursak, bir suçlunun azabını bu yönüyle gösterebilmek -yahut böyle bir suçlunun anatomisini çıkarmak, Dostoyevski’nin ustalığı önünde diz çökmemizi gerektiriyor.
Çöktüm gitti. Sizi de beklerim.