Gurur ve Önyargı 'dan sonra en sevdiğim aşk romanıdır. Bu iki romanı karşılaştırmam pek de saçma olmayacaktır. Çünkü iki kitap da Victoria döneminde yazılmış olmakla birlikte iki kadın tarafından yazılmış. Ki o dönemde "Kadın yazar" ifadesi çok hor görülmüş olmakla birlikte kadınlar erkek takma adlarıyla kitap basabiliyorlarmış. İşte bu dönemden çıkmış 3 güçlü kadından biridir Emily Bronté. Maalesef tek romanı da Uğultulu Tepeler'dir. Kitabı okuduktan sonra Uğultulu Tepeler ismi anlam kazanıyor bence...
Şimdi kitaba giriş yapalım.
Bir aile soyunun iki nesil boyunca yaşadıklarının ve bu ailedeki kavuşulamayan aşkların anlatıldığı bir romandır Uğultulu Tepeler. Kitabın başı hakkında bir şeye değinmek istiyorum. Kitabın başı biraz anlaşılmaz ve karamsar. Kitabı ortalarına gelene kadar zar zor getirdiğimi söylemem lazım. Ama ortaları ve hikayenin çözüldüğü kısımdan sonrası o kadar akıcıydı ki bir gece de bitti kitap. Sonu ile büyük bir boşluk bıraksa da beni tatmin ettiğini söylemem gerekir. Yazım dilinden dolayı biraz karamsar olsa da eğer klasiklerden hoşlanıyorsanız bir şans vermelisiniz.