Bazı kitaplar vardır, okunması için sırasını bekleyen... Listene eklersin, ama her defasında ertelersin... Latife Tekin'in "Sevgili Arsız Ölüm" kitabı da, hep okumak istediğim, ancak yıllarca duyduğum yorumlardan dolayı da, ötelediğim bir romandı... Eve kapandığımız bu günlerde sipariş listeme ekledim kitabı... lk satırdan itibaren, yazarın dili, tüm karakterler sarıp sarmaladı beni... Huvat, Atiye, çocuklar o kadar bilindik karakterlerdi ki, "toplumsal yaralarımız" o kadar akıcı ve "büyülü" bir şekilde anlatılmıştı ki, etkilenmemek elde değildi... Hele ki Dirmit kız❤ Tüm kuralları altüst edecek derecede yürekli; çiçekle, böcekle, tulumbayla dertleşecek, denize şiir okuyacak kadar aykırı; köyden kente göçle birlikte, büyükşehirde, tek göz odada, muhafazakâr bir ailede kendini var etmek için direnen, sevimli mi sevimli bir kız Zaten yazarın "kendi yaşantısının yansıması" olarak da değerlendiriliyor kitap... Öyle sahneler var ki, hem hüzünleniyor hem de gülüyorsunuz... Dirmit'in ilk kez regl olması, annesinden yediği tokatlar, dayaklar; Huvat'ın "yeşil kaplı kitapları", kendini dine vermesi; erkek çocukların sürekli iş arama çabaları; Nuğber'in geçkin yaşına rağmen hâlâ evlenememiş olması; anneleri Atiye'nin tüm bunlarla baş edebilmek için dinsel tüm içeriklerden medet umması... Gerçekten çok tanıdık... Ben okurken çok keyif aldım... 1983'te ilk basımı yapılmış bu kitapta anlatılan yaraların kabuk bağlaması yerine, daha da açılıp irin haline dönüştüğüne tanıklık etmek, o yılların daha da gerisine düşmek "kanayan yaralarımıza" nasıl tuz basılır sorusunu sordurtmadı değil..