·1724 syf.····Okunma: 03 Haziran 2021 16:07 En sevdiğim klasiklerden birini yıllar sonra okuma grubumuzun bu ay seçtiği kitap olması nedeniyle yeniden okumaktan büyük keyif aldım.Bazı kitaplar en az iki kere okunmayı sonuna kadar hak eder ki Sefiller de bunlardan biri bana göre.Hatta ilkler sıralamamda ilk üçte yer aldığını da belirteyim.Yaklaşık 1700 sayfalık serüveni gözlerim yaşlarla dolu olarak sonlandırırken nasıl yorumlamalıyım diye de düşünmekteyim.
Kitap iki ciltten oluşuyor.İlk ciltte,Jan Valjan'ın gençliğinden başlayıp kürek mahkumluğuyla devam eden sürecini,peşinden karşılaştığı rahiple yaşadıklarından sonra üstündeki tüm yüklerden kurtulup yepyeni bir hayata başlayışını,hayatının dönüm noktası olan olayları,Cosette'le tanışmasını ve onun hayatında edindiği yeri,kaçış kovalama ve belli bir düzende yaşamaya devam edişini okuyoruz.
Şimdi bu kitabı benim birkaç cümleyle anlatabilmem elbette mümkün değil.Çünkü birçok bakımdan dolu dolu bir kitap zaten.
İlk ciltte beni sıkan tek yer Waterloo Savaşı oldu sanırım,üstelik eş zamanlı okuduğum Proust'ta da aynı olaylardan bahsedince oldukça kalıcı bir şekilde de ilerlediğini söyleyebilirim.
Ve ne kadar iyi bir insan olursanız olun,geçmişinizde bir leke varsa elbet bir şekilde karşısına çıkması kaçınılmaz.Yalnız bu kitapta beni en çok yaralayan da bu oldu galiba,insanların bir anda onca iyilik gördüğü kişiye bilip bilmeden,herkes sırtını çevirdi diye bir anda sırt çevirmesi,yaşanan sürü psikolojisi beni epey kızdırdı ve üzdü.Ne kadar nankör insanlar dedirtti ve bunlarla her alanda karşılaşma ihtimali de en acısı sanırım.
Yine yoksulluk üzerine epey düşündüm,bir ekmek çalıp yıllarca kürek mahkumluğu cezasına çarptırılmak,bunun yanında hiç düşünmeden milyonlar götüren insanların rahatlıkla ortalıkta dolaşması gibi gibi beyin fırtınası yapıp kendimi azcık daha paraladım.Muhtaç ve çaresiz durumda olan insanları sonuna kadar sömüren bir zihniyet örneği vardı ki bu hancı üstelik kendini oldukça yardımsever diye pazarlayabildi ya daha ne denir ki bunun üstüne...
İkinci cilde gelince,üzerimde yoğun duygu yükü bırakan kitap oldu.Yeni kahramanlar edindim bu ciltte.Onurlu bir hayat yaşayan sahaf M.Mabeuf bunlardan biri.Paris'te başlayan isyan,kurulan barikat,
gençlerin söylemleri ve verdikleri mücadelede onlara son anda destek olan ve bayraklarını yerden kaldıran bu gariban adam unutmayacağım isimlerden biri.Ve bir de babasından nefret ettiğim ama kendisine hayran kaldığım Gavroche var.Dilinde şarkılarla isyancılara fişek toplarken hedef tahtası olan,kendisi küçük ama yüreği kocaman Gavroche.
Yine bunların ötesinde adı Jan Valjan değil de bende hep vicdan olarak kalacak ana karakterimiz var elbette.Onun Cosette için ve daha sonra da Marius için yaptıkları,kendi vicdanını karşısına alıp yine kendisini yerden yere vuruşu unutulmaz anlardı benim için.
Yıllar önce okudum evet ama bu kadar detaylı okumamıştım ve çok sevmemle bazı isimler dışında pek de bir şey hatırlamıyomuşum.İyi ki de öyleymiş çünkü şu an inanılmaz bir mutluluk anı yaşıyorum diyebilirim ve emin olun abartmıyorum.Klasiklerin yeri bambaşka yahu diyerek ve mutlaka okumanız temennisiyle yorumumu sonlandırıp biraz daha anın tadını çıkarmaya gidiyorum.✌