Herkese merhaba arkadaşlar. Çirkin, kambur bir zangocun ve o zangoçu evlatlık edinen Notre Dame'ın Başpiskoposunun aynı çingene kıza; kızın ise bir subaya aşık olması ile kitabın ana olayı başlar.
Hugo, “Mimari bilgim o kadar kuvvetli ki sizi Paris'e gitmeden Paris'in sokaklarında, katedrallerinde, kiliselerinde, meydanlarında fevkalâde gezdiririm.” diyor resmen. Paris'in mimarisini ve zamanın kafa yapısını çok güzel bir şekilde okuyucuya lanse ediyor. Mimariye ilginiz yoksa, teknik anlamda kitap sizi buralarda sıkabilir, fırlatıp atmak isteyebilirsiniz. Ana olaya geldiğimiz de merak uyandırıcı bir hikâye sizi bekliyor. Ben en çok sonunu beğendim ve kitabın son sayfasını bir Quasimodo aşığı olarak kapattım.