·120 syf.····Okunma: 10 Haziran 2021 09:31 50 lerinde bir yazar iş için bir brezilya kentine gitmiştir.Hayatının her zaman diliminde yaptığı gibi bu şehirde de yürümeye başlar.
Yürümek ona bir kaçış, bir keşfediş sağlamaktadır. Geçtiği yerlerde bir iz bırakmaya, yada geçtiği yerlerde izler bulmaya çabalar.
Hiçbir yere ait hissetmez kendini, gördüğü herkes ondan daha çok oralıdır.
Yürümeleri amaçsızdır, geçmişinin de amaçsızca savrulduğu gibi.
Başka bir kentte gördüğü geriye giden saat detayından sonra yazarın zamanla, şimdiki zaman, geçmiş zaman ile geçişlerine tanık olmaya başlarız.
Sonsuza dek süren bir şimdiki zaman yada hiç bitmemiş bir geçmiş gibi kavramlar çıkar karşımıza.
Esasen birkaç anı haricinde tüm kitap şimdiki zaman betimlemeleri ile yürüyor.
Ancak olaya zaman geçişleri, ve hatta metafizik falan giriyor. Ben okurken sünen saatler tablosu aklıma geldi.
David Thoreu nun yürümek isimli bir kısa romanı vardı. O kitabın edebi bir versiyonu olarak başlayan kitap bi ara zaman paradokslarını sorgular hale geldi :)
Temel derdi şudur ki geçmişi ve şimdiyi biribirine bağlayan şey zaman.
Kitabın Sonunda da yazarlığı, yazmayı, toplumsal yalnızlaşmayı, kaybolup gitmeyi yada iz bırakmayı irdeleyip kapatıyor konuyu.
Kendi hayatından ama bu sefer başka biri olarak yine kendi hayatının bir yansımasını izliyor sanki.
Kitap adının yan yerleşimde ters basılması bence tesadüf yada yanlış değil.
Bu yansımayı hatırlattı bana.
Zor okunuyor, bölüm başı vs yok.
Yarıdan sonra zaman kavramı zaten kafa karıştırıyor.
Uzun betimlemeler var.
İlgi çekici pek çoğu.
Hele sonlara doğru fıskiyeler, kenridge kahramanı, kuğular, geriye giden saat falan derken epey ilgi çekiyor.
Ancak me yalan söyliim epey zorlandım 120sayfayı okurken.