"Otuz yıl mı oldu? Buraya gelip Elif'in mezarını bulduğunda onun yan tarafındaki boşluğu kendisine ayırmış, biraz toprak yığmış, başına da yazısız, çıplak bir taş dikmişti. Daha o gece hayatını burada sürdüreceğini ve burada öleceğini anlamıştı. Kendisine ayırdığı boş mezarın yanından geçenler o toprakta bir ölünün cesedi var sanırken aslında bir dirinin ruhunun yattığını bilmiyorlardı... Her sabah Elif'in mezartaşının gölgesi servi gibi uzayıp beyaz mermerin üzerine düşerdi ve Avdo'ya o gölge yeterdi."
Doğduğu yeri ve yılı bilmeyen, annesini en son bir pazar yerinde hatırlayan, o günden sonra annesini bulmak için şehir şehir dolaşan Avdo, Mardin'e geldiğinde tarihler 1939 yılını göstermektedir. Mezarcı Josef Usta ile tanışır. Ustadan el alır. Mezartaşı yontmayı öğrenir. Her gittiği şehirde birçok dil öğrenen Avdo zaman içinde hünerli bir usta olur. Hayat onu Mardin'den Haymana Ovası'nın Konak Görmez köyüne savurur. Elif'e tutulur. Elif ağanın oğluyla nişanlıdır. Gönül ferman dinler mi? Kaçacakken Elif'le pusuya düşürülür. Cezaevi günleri başlar. İdamını beklerken af çıkar, Merkez Efendi Mezarlığı'nda hem işliği hem de tek göz odası olan evinde, ustasının yadigârı köpeği Toteve'yle yeni bir yaşam sürmeye başlar. Sisli puslu bir günde Reyhan hayatına girer. Reyhan'la Avdo'nun karşılaşması kader midir, kaderse eğer, Avdo'nun "mülteci" yüreği "yaşlı taşların, ot bürümüş mezarların arasında" nelere gebedir, bundan sonrası karışık bir hikâye.
Burhan Sönmez, bizi öyle bir gezintiye çıkarıyor, öyle bir bellek tazeletiyor ki, diline hayran kalmamak elde değil. Dersim tertelesi, Osmanlı Devleti'nin Alevilere yaptıkları katliamlar, Deniz Gezmiş'lerin idamı, üniversite gençliğinin sisteme, emperyalizme karşı verdikleri mücadeleler ve tarihsel süreçteki birçok olay satırlar arasında yerini alırken, bu acıları yaşayan, "halklara" da özür borcumuz olduğunu derinden hissettiriyor.
Sadece, yersiz, yurtsuz, anasız, babasız, öksüz Avdo'nun yürek burkan hikâyesini okumadım Taş ve Gölge'de... Okurken diyar diyar gezdim, az gittim uz gittim, dere tepe düz gittim canım Avdo'yla. Bazen ayağım tökezledi, bazen de anlamsızca güldüm, kahkaha bile attım birlikte. Yaktığı ateşin başında masallar dinledim, derdine ortak oldum Sarışın Denizci gibi. Karanlık gökyüzünde parlayan yıldızlardan dilek tuttum Avdo gibi. Haftaların, ayların, yılların arasında ânı yaşarken, kaybettikleri yakınlarının adlarını taşıyan, Reyhan kokan yeni yaşam hikâyelerine gözyaşı döktüm. Dolanan saçlarımı şahmeran işlemeli tarakla açtım Elif gibi, Reyhan gibi. Elif'in mezarı başındaki erguvan ağacının rengi belledim yaşamın diğer yüzünü. Avdo'nun elleriyle yaptığı çeşmeden akan suyun dinginliğinde arınırken, Mardin dağlarında bir çift güvercin oldum havalandım, Deniz'in boynuna ilmek geçirilen Ulu Kavak'ın dallarına kondum bir şafak vakti.
Geçmişle bugün arasında bağ kuran, içinde birçok yarayı deşen, yer yer irin akıtan unsurlar barındıran, "evren ve insana, yaşam ve ölüme farklı bir gözle baktıran derin bir roman" Taş ve Gölge.
İstanbul İstanbul, Labirent, Masumlar'dan sonra gene çok etkileyici bir kitapla buluşturan Burhan Sönmez'e, edebiyatın "usta" kalemine binlerce kez teşekkürler ❤