Kafka’nın babasına yazdığı fakat muhatabıyla hiç buluşmamış mektubu onu tanımak için mutlaka okunması gereken bir eser. Cem yayınevinden Kamuran Şipal çevirileriyle Kafka okumak ayrı bir hazdır ve birçok yayınevinde “Babaya Mektup” olarak çevrilen kitabın sadece adındaki bu ek değişikliği bile aslında onu çok farklı kılar.
2010’da ilk defa okurken bu mektubu içimde sızım sızım sızlayan bir yara keşfetmiştim ve o yaranın cerahatini akıtmak için ben de babama bir mektup yazmaya karar vermiştim, kimseye okutmadığım, tamamlamayı bile başaramadığım bir mektup... 2020’de yeniden okurken, o yaranın hiç kapanmadığını, kapanmayacağını anladım. Çocukları şımarmasın diye onlara sevgi göstermeyen, kendilerinin gerçeği temsil ettiğine için için inanan, kafalarında yarattıkları ideal insana veya hayal edip de ulaşamadıkları tüm emellere kavuşmak için çocuklarını ikinci bir şans olarak gören tüm babalar için yazılmıştır bu mektup.
Kafka’nın bilincindeki baba tesirini en iyi anlatan şu satırlardır bence:
“...şimdi beni çokluk saran hiçlik duygusu (başka bakımdan soylu ve verimli bir duygu kuşkusuz), büyük bölümüyle senin üzerimdeki etkinden kaynaklanıyor.”
Hiçlik, korku, güvensizlik... Kafka’nın tüm eserlerinde karşımıza çıkan o karamsar havanın müsebbibi olan “baba”yı tanımak için bu mektubu mutlaka okuyun.
Sonra bakın içerinize, belki kapanmayan bir yaranız vardır ve bu yara sizi siz yapan en önemli şeydir.