·432 syf.····Okunma: 25 Haziran 2021 22:53 Uzun zamandır yabancı yazarların romanlarını okumuştum.
Çeviri fiyaskoları, tam yansıtılamamış dil oyunları, doğru cümle kurulumu, doğru kelime seçimleri yapılabildi mi aceba soruları ile uğraşırken yeni türk yazarları ile tanışmaya karar verdim.
Ömer iklim demir tam olarak istediğim, susadığım, beklediğim romanı okuttu bana.
Bölüm geçişlerinde kullandığı Zaman atlamaları, kurduğu kısa ama öz cümleler, kelime oyunları çok ama çok güzeldi.
"bir filmde olsaydım bu anı ileri sarardım" yada "üstümdeki gökyüzü bile sırtıma ağır geliyordu" gibi nasıl yazılacağını hayal edemediğim cümleleri not almak istedim.
Sık sık kullandığı ses efekt kelimeleri de ayrıca güzeldi. (tıng, güm, rata ta ta, cass, mivv vs)
Murat hocanın anlattığı yazarlar ile ilgili edebi anekdotlar çok ilginçti.
Romandan bence 4 ayrı roman çıkardı.
Konuya girilse çıkılamaz :) spoiler vermeden de geçemem ama özetle 2000 lerde başlayan hikaye , 1914 lere ait bir günlüğün bulunmasına paralel olarak devam ediyor,
Günlük bitince hikaye bitiyor sandım hatta günlük bittikten sonraki birkaç bölüm sonunda" keşke roman artık bitseydi " diye içimden geçirdim ancak romana devam ettikçe konu bir manolyanın yaprakları gibi açıldı genişledi.
Masalsı, efsanevi hayal gücüne şapka çıkartılacak emek verilmiş çok da güzel kaleme alınmış bir roman olmuş.
Roman sonu "yeşil yol" a selam çakmış gibi dursa da hiç ama hiç yadırgamadım.
Bir ölüm sahnesinin bu kadar etkileyici anlatıldığını daha önce sadece Masumiyet Müzesinde görmüştüm.
Hemşirenin ölümünü anlattığı o paragrafta gözüm doldu.
Romanın sonunda, romanda adı geçen şarkılardan oluşan bir play list var ve ben anı yaşamak adıma listenin hepsini dinledim.
Kulaklarımda mazhar fuat dan -o zamanlar özkan yokmuş :)- bu şarkı kaldı
Adımız miskindir bizim,
Düşmanımız kindir bizim :)