1000Kitap Logosu
152 syf.
Слава Богу! [Slava Bogu: Tanrı’ya şükürler olsun!]
SSCB zamanı, yer Leningrad. Esas oğlanımız bir astronom, biliminsanı. Gözlemevinde çalışan bir devlet memuru. Yakın çevresinde, arkadaş bildiği, kendisi gibi biliminsanları var: Komşusu da olan bir matematikçi ve bir fizikçi, çocukluktan kankası bir biyolog, bir de hiç tanımadığı alaylı bir mühendis ile bir sosyal bilimci. Hepsi de devlet adına araştırmalarda bulunan dahi biliminsanları. Ne var ki başlarına gelmedik nane kalmamış. Malumunuz uzay solucanlarıyla ilgili muhteşem bir buluşun eşiğindedir esas oğlanımız, hatta fizik alanında nobel ödülü beklentisi bile vardır. Kafasını toparlamak ve buluşunu kağıda dökmek adına, biraz da sabırsızlandığından, güzeller güzeli eşini ve biricik oğlunu kaynanasının yanına, Odessa’ya tatile gönderir. Artık evde yapayalnızdır ve tek istediği de mutlak sessizliktir. Ama nerde! Bi kapının zili çalar, bi telefonun zili çalar, kedisi bi yandan, bi de sokağın amansız gürültüsü, olacak iş değildir! Tam konsantre olup işe oturacakken kendisinin sipariş bile vermediği bir şarküteri kargosu gelir eve. İçinde yok yok! Salam-sucuk-pastırma, havyar ve binbir çeşit içki. Şarküteriye tonla borcu varken, bunları gönderen tam da kimdir diye düşünürken, karısının okuldan kankası, mini etekli bir afet kapıda dikilmektedir. Sanki bizim oğlan çalışmasın da buluşunu hayata geçiremesin diye tüm evren iddiaya tutuşmuştur. Ama işin ilginç yanı, bu sırf dikkat dağıtıcı mevzuların aslında tüm biliminsanı kankalarının da başına tam da o anda gelmesidir. Hepsi biraraya gelip bu yaşanan muammaya bir çözüm bulmak isterler ama nafile… Masada oturulup yenilen yemekler, içilen içkiler, tüttürülen sigaralar, özellikle de mütemadiyen demlenen Seylan çayları beni benden alıp eski anılarıma götürdü. Son 25 senedir bekar yaşayan biri olarak, bekarlığımın ilk 15 senesinde neredeyse evimde hep bu tür toplantılar ve çay içme ritüelleri olurdu, gece boyunca üç defa peşpeşe çay demlediğimizi bilirim. Hani derler ya bizde: “Hadi kalk da bi çay koy!” O hesap işte, eserdeki çay muhabbetleri eski anılarımı depreştirdi. Kainatın bu biliminsanlarıyla bir derdi vardır, acaba buluşları nedir ki evren olmadık mesajlar vererek bu idelaist adamları yollarından çevirmeye çalışmaktadır? Son derece keyifli bir öykü, harikulade bir kurgu, bilimsel mesajlar ve öğretiler olağanüstü. İthaki’nin bu edisyonu oldukça iyi olmuş, çeviri akıcı, ayrıca sansürsüz de (kitap hali hazırda -kendi ülkesinde bile- uzun yıllar sansür yüzünden yayımlanamamıştır), birkaç dizgi hatasını saymazsak usta işi bir baskı olmuş. Strugatski biraderleri okumaya devam, ikisi de iyi yazar, özellikle de bilimkurgu roman ve novella işinde, yerleri yurtları Uçmağ olsun. Süha Demirel, 21 Ekim 2020, İstanbul. *** Kitabın Künyesi Kıyamete Bir Milyar Yıl Arkadi Strugatski, Boris Strugatski İTHAKİ YAYINLARI Çevirmen: Hazal Yalın Yayın Tarihi: Aralık 2016 Orijinal Adı: Za milliard let do kontsa sveta Baskı Sayısı: 3. Baskı Dil: TÜRKÇE Sayfa Sayısı: 152 Tür: Bilimkurgu-Fantazya
Kıyamete Bir Milyar Yıl
Okuyacaklarıma Ekle
3
Yorum
3
Paylaşım
16
Beğeni
Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.
En Yeniler