Gönderi
Homeless
Tutunamayanlar'ı inceledi.
724 syf.
Selam arkadaşlar, gelirleriyle ve giderleriyle tüm insanlığa faydamın dokunduğu youtube linkini aşağı bırak... yok yok öyle bir derdim, merak etmeyin. Bu yalnızca kamusal bir incelemedir, dileyen okur, dileyen okumaz. Sizi birer araç olarak görmüyorum, birbirimize katacağımız çok şey var. Hepimizin içinde bir nebze de olsa kendini bulabildiği ''meşhur'' Tutunamayanlar'ı okuyalı baya oldu. O vakitten beri hakkında birçok inceleme, araştırma yazısı gördüm ancak değinilenler değinilmeyenlere hakaret ediyor adeta. Oğuz Atay bu kitabı bir yarışma için derlemiş olabilir evet fakat yazarımızın dillere destan bir dileği vardı hepimizden: ANLAŞILMAK... Birçok yazarda vardır bu. Bestseller olmak, çok okunmak, dillere düşmek hem ekonomik hem de ego açısından önemli. Her kesimde olmasa çoğunun öz amacı anlaşılmak. Kutsal kitapların bile amacı budur, değil mi? :) Tutunamayanlar barındırdığı teknikler, başvurulan edebi akımlar, kitaplar, yazarlar olarak bütünsel olarak ele alınamaz. Bu hem yazara hem de 724 sayfaya ihanettir! Bir yerden başlamak gerekirse bu kitap bir deneydir. Hızlıca postmodern kalıbına sığdırmadan ne demek istediğimi izah edeyim: Türk edebiyatında bir çığır gerçekleştirmiştir! Bilinç akışı tekniği mi yalnızca bu çığırın hammaddesi, elbette hayır. Yusuf Atılgan Oğuz Atay'dan önce bunun başarılı bir örneğini zaten vücuda getirmişti. O halde; nedir bu eserin Türk edebiyatı için ilk ya da özel kılan? 70 sayfalık bir noktalama işareti olmayan bir kısım var. Bunun örneğini James Joyce'un Ulysses'inde görmüştük, o zamanlara gidince Ulysses'in okunma oranına bir bakarsak okuyucu için çıkılmamış bir yolculuk değeri taşıyor. Evet yanlış duymadınız Ulysses'in Türk okuyucusu arasındaki ''tanınırlığının evveliyatı'' öyle çok da öncelere dayanmaz. Bu açıdan bakınca o 70 sayfalık bölüm 70'li yıllarda bu eseri okuyan için tam bir sürprizdir. Atay, ''taklitler aslını yaşatır''cıdan çok bilinen bir eserin ışığında yürüyen biridir. Derdi kopya değil esindir. Neredeyse tüm yazar ve şairler Mitoloji'den beslenmiştir ve beslenmektedir. O halde Oğuz Atay için ''ithal edip kendi harmanında yoğuran yazar'' dersek kesin bir yargı oluşturmuş oluruz. O kadar çok yazarın soluğu hissedilir ki bu eserde, okur için bir şanstır ayrıca. Eco, Schopenhauer gibi dünyaca bilinen araştırmacı - yazarlar da kendi fikirlerini kabul görmüş yazarların (düşünürlerin) ocağından çıkarıp tartışır, ele alır. Bununla alakalı şimdiye dek hiçbir eleştiri okuduğumu hatırlamıyorum. Kimse sonsuz bir tecrübe ve yaşam olanağına sahip değildir. Hindistan'ı gidip Hindistan'da göremezsiniz ama orada yaşamış yazarlardan okuyarak fikir sahibi olabilirsiniz. Oğuz Atay için Eco ve Schopen örnekleri biraz uç örnekler aslında. Çünkü Oğuz Atay her ne kadar tekniklerine ve yazım şekillerine göre yazarlardan faydalanmışsa da bunu açık açık dile getirmez. Shakespeare dile gelir örneğin ancak Osric - Olric benzerliğinden bahsetmez efendimiz. 70 sayfalık noktalamasız (tali yol) için de James Joyce'u dilegetirmekteolangillerdenolmaz. Turgut, Selim'in ölümünü araştırırken Selim'in birçok arkadaşı ile karşılaşır ve hepsi Atay'ın hayal dünyasındaki konuştuğu yazar ve şairlerdir. (bana kalırsa) Turgut'un her girdiği yol okuyucu için de yeni bir yoldur. Hayal dünyasının sınırsızlığı içinde tam kitabın içindeki dile ısınırken meşakkatli bir yolla karşılaşır, boşluk içindeki boşluk büyür doğal bir sonuç ile Türk Edebiyatı'nın en çok yarım bırakılan kitabı sıfatını alır. Sorun yok. Atay yaşasa ve bunları görse bunları hiç sorun etmezdi. Birini kolayca anlıyorsanız ya size içini açmıyordur ya da derinliği yok demektir. Dostoyevski'nin meşhur İnsancıklar'ı, Franz Kafka'nın bitmeyen (yayınlanmasına razı olmadığı halde özel hayatına cumburlok daldığımız özel hayatı) mektupları, Pessoa'nın hayal kırıklığının başkentine oturan Ophelia'ya mektupları... Bir sürü örneği vardır mektupların edebiyatta. İş bu eserimizde de uzun uzun yollar kat ettikten sonra Selim'in Güntülü'ye olan mektubuyla karşılaşırız. Yazarın onca deneyi arasında ''denek'' sıfatının yazı değil biz olduğunu da anlamış oluruz. :) Bir okur ne kadar sabırlıdır ve yeni olan bir türe karşı ne kadar dayanıklıdır. Okudum bitti deyip cengaverler gibi kitabı kitaplığımıza yerleştirip kapıyı açıp başka bir dünyaya rahatça adapte oluyorsak biten sadece sayfalardır Efendimiz. Sen o sayfaları yalnızca görev bilinciyle çevirdin ve sona ulaştın. Yazık! Sana kitaptan ne anladın diye sorduklarında Turgut Özben, Selim Işık ve Güntülü'nün çevrelediği olay örgüsünü dile getiriyorsan bir sorun var demektir. Çünkü bu karakterler birer simgedir, anlatılan izlenimlerin, çağrışımların, taşlamaların, ayrıntıların, ruhsal çözümlemelerin, boşlukların, anlamların birer taşıyıcılarıdır. Atay, bu karakterler üzerinden kendini açar bize. Olaylara nasıl yaklaştığını anlam içinde anlamsızlıkların büyüdüğünü, varoluşsal krizlerin aslında kahkahalarımızdan bile türeyeceğini, mutlu bir insanın bir anda başına silah dayayıp bir saniyede kendi hükmünü kendisi verebileceğini, cümlelerin içinde saçmalarca kelimeler yükleyip yine de çağrışımlar şeklinde seni yakalayabildiğini, bir anlam edinebildiğini... Neler neler. Yaşarken anlamak zorunda olduğunuz insanlar var hayatınızda. Bunun bilincini elbette taşıyoruz, her insanın aklının mola verdiği, ruhunun pes ettiği noktalar var. Şöyle bakıyorum da ''hissiz insan kalabalığından'' öteye gidemediğimizi görüyorum. Soruyorum: Ölmedik ama yaşıyor muyuz? youtube.com/watch?v=FyBPkblzZNw...
Tutunamayanlar
9.0/10
· 35,5bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
2
Yorum
12
Paylaşım
153
Beğeni
Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.
En Yeniler 
Levent
Nurdan Gürbilek’in “Ev Ödevi” adlı deneme kitabında ilk deneme Oğuz Atay ve kitapları üzerine. Öneririm.
1