·136 syf.····Okunma: 29 Haziran 2021 16:53 kendi ile ilgili her şeyi unutmuş olarak hafızasız bir şekilde bir otel odasında uyanan bir adam ile başlar hikaye.
Biraz Nolan ın Memento sunu andıran sahneler akla getirdi roman bu en başta.
Önce otelin görevlisi ile kendini bulmak için yola çıkar.
Kendi ile hiç bir şey hatırlamadığından kendine bir isim bir meslek bir din bir ülke yada konuştuğu bir dil bulmaya çalışır. Bu şekilde kendini güvende ve korumada hissedecektir. Ancak bu çok kolay olmayacaktır.
Zira önemli olan insanın kendini hatırlaması değil kendini bilmesidir.
Yoluna çıkan türlü bedenlerde zaman bekçilerinden yardımlar alır.
Bekçilere göre Önemli olan bulmak değil aramaktır.
Denizler aşar, kıyıdan uzaklaştıkça daha rahat kürek çektiğini fark eder, devasa kalelere girer.
Adı Adem dir, insanın en saf en sıfatsız halidir.
Tabii sahnede Adem varsa bir de elma olmalıdır ve kendini hatırlayabilmesi için bir "ahu" nun uzattığı elmaya kayıtsız kalamaz ve işler karışmaya başlar.
Daha önce karşılaştığı karakterlerin vücutlarında kendini görür bu arada kendini de aramaya devam etmektedir.
"Bir ben vardır benden içeri" lafı gibi herkeste de biraz kendi vardır ve karşımızda kim varsa aslında gördüğümüz sadece kendimizdir ancak belki başka zaman yada başka bir paralel evrende.
Her şeyin özü sevgidir, sevgi dönüşür, dönüştürür. Adem'in hikayesi de aşkla başlamış aşkla dönüşmüştür. Ancak hikayede aşk varsa tabii ki o elma yenmelidir :)
Sarmal bir kurgusu var kitabın.
sadık hidayet ten Kör baykuş okur gibi oldum.
Biraz da Netflix ten Dark tadında paralel evren sahneleri :)
Ama özellikle sona doğru bölümler arasındaki geçişler çok güzel yapılmış.
Bu arada çok komik anlatımı var yazarın. Hele Zaman bekçisi olan "ahu" Ademe elmayı 2. kez vermek için yaklaştığında Ademin "selamın aleyküm bacım" demesine sesli güldüm :)
Çok kuvvetli bir kalemi var ayrıca.
"Diş ağrısı gibiydi, her şeyin üstündeydi" gibi cümleler kur, kurguda baş döndür, bi de güldür, araya metafizik sıkıştır, felsefesini ver...
Takdir ettim.