Kuir yazarlar okuma çabalarımın farkına varanlardan sıklıkla gelen tavsiyeler arasındaydı Alice Oseman ve Kalp Çarpıntısı çizgi romanları. Şimdiye kadar ertelemiş olmamın iki temel nedeni vardı: 1) Bir-iki istisna olsa da çizgi roman okumak pek kolay değil benim için; 2) “genç yetişkin” türünü uzun süredir aşırı seçici davranarak okuyorum çünkü çoğu birbirine fazla benziyor ve hikâyeler artık tekrara düşüyor. Kalp Çarpıntısı serisinin birinci cildinin Yabancı Yayınları’ndan çıktığını görünce ise son kitap siparişime ekleyiverdim. Geldiği gün de (yani bu yazıyı yazdığım gün) yarım saatte okuyup bitiriverdim. Pişman mıyım? Hayır. Devamını merak ediyor muyum? Biraz çünkü kafamda yanıtlanıp yanıtlanmadığını merak ettiğim sorular var. Bu kadar abartılmayı hak ediyor mu? Bence hayır.
Sanatın her alanında, edebiyatta da farklı seslere, farklı bakış açılarına, farklı hayatlara yer verilmesi konusunda az biraz yol almaya başladı dünya. Daha gidecek çok yol olmasına rağmen bu olumlu ve beni mutlu eden bir gelişme. Ama tabii bu ne yazık ki hepsinin iyi işler olduğu anlamına gelmiyor. Bazen mesela zenci bir yazarın bir kitabını okuyorum. Sonrasında kendime, “var anasına; neler öğrendim; ne kadar iyiydi!” diyorum. Fakat sonra girip yorumlara baktığımda bazı zenci okurların “bizde böyle şeyler yok, dalga mı geçiyorsun?” gibi yorumlar yaptığını görüyorum. Ki bu da anlaşılır bir şey ve işte ben de bazen Kalp Çarpıntısı gibi kuir hikayeleri okurken onlar gibi hissediyorum.
Devamı: zimlicious.com/alice-oseman-ka...