·120 syf.··Beğendi
···Okunma: 17 Haziran 2021 16:05 Italo Svevo'nun, Duygusal Kısa Yolculuk kitabı; 60 yaşındaki Bay Aghios'un, kendi benliğini bulma arayışı içine girmesiyle birlikte, eşi ve çocuğunu yalnız bırakarak, uçsuz bucaksız bir tren yolculuğuna çıkmaya karar vermesiyle başlıyor.
*
Aghios'un, asıl uzaklaşmak istediği kişi yalnızca kendisi: 60 yaşına dek yaşadığı hayattan, mutluluk sandığı yanılgılardan, kısacası onun ruhunu uyuşturup ardından da bedenini kırıştıran her detaydan kaçmaya çabalıyor. Bunların sonucundaysa; tozlu yollarda kaybettiği, hiç tanışamadığı varoluşuyla tanışmak istiyor...
İnsan, varoluşunu tamamlayabilmek için etrafındaki herkesten uzaklaşır.
Yanıbaşında yalnızca kendisi kalır, tıpkı Aghios gibi.
Aghios, tren yolculuğunda, uzaklaştığı hayatı da ister istemez zihninde taşıyor. Burada da, yıllardır süren yaşamına oluşturduğu bağımlılığı görmekteyiz. Bir yandan eşini özlemesi, diğer yandan çocuklarını hatırlaması...
*
''Ondan uzaklaştıkça onu daha çok seviyorum'' (Syf 21.)
Bay Aghios, bu kısımda; eşinden uzaklaştıkça onu daha çok sevdiğini hissediyor. Ama bu sevgi daha çok: alışkanlık, mecburiyet... Aghios, bu durumu kendine kabullendiremiyor. Eşi, genellikle Aghios'u umursamıyor. Umursamaması şu açıdan: elbette onu düşünüyor, konuşuyor, yanında olmaya çalışıyor... Fakat daha çok kendi istediği gibi oluyor. Aghios'un, evlilik hayatında sarf ettiği düşünceleri silik bir boyutta: bunu da şöyle örneklendirebilirim; Aghios, cebinde yüklü bir miktar parayla yolculuk yapıyor. Eşinin ise Aghios'a kaybedeceğine dair sitemi, iyi korumasını söylemesi, güvenmemesi, uyarma boyutunun aşırılığı; Aghios'un özgüvenini ve kendine olan güvenini zedeliyor. Aghios, yol boyunca parasını nasıl saklaması gerektiğini düşünüp, insanlara şüpheyle yaklaşıyor. Aghios'un kitabın serim kısmında başladığı ''yanında para taşıma'' durumu romanın sonuna dek okuyucuya hatırlatıcı unsurlarla devam ediyor. Kitabın sonunda da sürpriz bir şekilde bu durum sonuçlanıyor. Diğer bir açıdan, Aghios'un cebindeki parayı biz de saklamaya çalışıyoruz. Aghios'un, bu parayı kaybedeceğine dair bir izlenim oluşuyor okurda. Okura bu güvensizliği hissettiren durum ise; Aghios'un, kendine güvenmemesi ve çelişkilerinden ötürü oluşuyor. Binevi okur olarak biz de; Aghios'a eşi gibi yaklaşmaya başlıyoruz. Onun başaramayacağını, hata yapacağını düşünmemiz gibi... Mesela, Aghios trende hizmetliye bahşiş vereceği sırada; eşinin yanında olması halinde; onun ne kadar bahşiş vereceğini, nasıl davranacağını? düşünmeye başlıyor. Kendi yaşadığı olayları, hamleleri; ''eşinin orada olduğunda, neyi nasıl yapacağını düşünerek'' hareket ediyor.
Aghios'un; kendi düşüncelerini kendisinin değersizleştirdiğini hissedebilmekteyiz.
*
''Yanınızda dostlar olmadığı sürece bu dünyada yani evimizde yabancı gibi dolaşırız'' (Syf 15.)
*
Aghios'un, yol boyunca bir arkadaş aradığını görüyoruz. O yabancılıktan kurtulup, kısa süreli de olsa, tren yolculuğunda kendi dünyasını kurmak istiyor. Lakin, istediği dostluğu kuramıyor. Kurduğunu sanıyor diyebilirim. Bazı anlarda da, keskin bir biçimde sergilediği ön yargısından dolayı donuk bir yapı sergiliyor. Yol boyunca kendini yalnızca romanın sonunda rahat bırakıyor. Yolculukta kimseye güvenemeyen Aghios, tanıştığı Bacis'e içten içe güven duymaya başlıyor. Fakat bu güven hayal kırıklığıyla sonuçlanıyor. Çünkü Bacis, Aghios'un cebinden ihtiyacı kadar olan parayı çalarak trenden ayrılıyor... Bu bölüm, aynı zamanda öykünün yarım kaldığı kısımdır.
*
Bu kitaptan yapmış olduğum çıkarım; insanın en tehlikeli düşmanı yalnızca kendi yaşantısıdır. Ölmediğimiz sürece, varoluşumuzu tamamladığımızı düşünebiliriz. Bulunduğumuz konum, hayatımızdaki insanlar, hissettiğimiz duygular ve hayal ettiklerimizin peşinden koşmadığımız, sorgulamadığımız sürece Aghios gibi: kendimizi tren yolculuklarında ya da herhangi bir sokakta amaçsızca yürürken bulabiliriz. İnsanın bedenen yaşlanması: yalnızca hastalıkların habercisidir, varoluşumuzu tamamladığımızın habercisi değil!
Çünkü, ruhumuz bedenimiz gibi değildir, onu yıllarca diri tutabiliriz. Hepimizin hayatı; ''Duygusal kısa yolculuklardan'' oluşuyor...
*
Tren yolculuğu: evrende her şey o kadar kısa sürüyor ki; bu kısalığı uzatan yine bizler oluyoruz. Tıpkı Aghios'un, trenden hiç inmek istememesi gibi...
*
Italo Svevo, geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetmesi sebebiyle, yazımına devam ettiği bu romanı yarım kalıyor. Kitabın sonunu devam ettirip ettirmemek ise okuyucunun hayal gücüne bırakılıyor.
*
Açıkçası ben devam ettiremedim. Düşündüm, ama başaramadım. Çünkü; Aghios karakteri zihnimde öylesine yorulmuş, bitkin düşmüştü ki... Onun için üzücü bir sondu, okur içinse beklenen bir yarım kalmışlıktı.