"Benim hayatım, dedi, doğumumdan yarım asır önce, Boğaz kıyısında, hiç görmediğim bir odada başladı. Bir felaket yaşandı, bir çığlık koptu, delilik dalga dalga yayıldı ve bir daha da durmadı. Öyle ki ben dünyaya geldiğimde, çürüme çoktan hayatımı sarmıştı."
Tarihe meraklı bir genç, 1976 Haziranı'nda, Paris'te metroyla yolculuk ederken, tarih kitaplarında gördüğü ve belleğinde yer eden fotoğraf karesindeki kişiyle karşılaşır: Bu kişi, 2. Dünya Savaşı'nda Kadim Topraklar'dan gelip, Avrupa'da Direniş saflarında savaşıp, ülkesinde kahraman gibi karşılanan İsyan Kitabdar'dır. 4 günlüğüne Paris'e gelmiştir. Gençle arasındaki diyalog geçmişe götürür O'nu. Ve başlar hüzün dolu hikâyesini anlatmaya...
Doğu'ya hükmetmiş bir ailenin parçasıdır. Tahttan indirilen hükümdar cinayet mi, intihar mı bilinmez odasında ölü bulunur. Üzerine titrediği kızı İffet bu manzara karşısında aklını yitirir. Acem ailesinden hekim Kitabdar çağırılır. Kitabdar İffet'i önceden görmüş ve meziyetleri karşısında çok etkilenmiştir. Tedavisi yıllarca sürecektir. Adana'ya götürür, evinde tedavisine devam eder, üzerine titrer İffet'in, evlenir de. Çocukları olur. Doğacak çocuk kahramanımız İsyan'ın babasıdır. Lalalarla, özel hocalarla eğitim verilir, üzerine titrenir Kitabdarların konağında babasına.
Babası, fotoğraf kulübünde tanıştığı Nubar adlı Ermeniyle çok sıkı dost olur. O yıllar ki, Türkle Ermeni arasındaki bağlar alışılmışın dışındadır. Ama onlar kararlıdır, hep dost kalacaklardır. Adana'da ayaklanmalar baş gösterir. Ermeni mahallesi talan edilir. 6 yıl sonra olacak büyük katliamın habercisidir bu talan. Nubar ve ailesi kaçmayı başarır ve babasının evine sığınır. Kaçamayanlar ya ölür ya da sürgüne yollanır.
Nubar'ın kızıyla evlenen babanın 3 çocuğu olur. Çocuklardan ortancasının adını İSYAN koyar. Çünkü, oğlunun büyük bir devrimci önder olması tek hayalidir. İsyan, mutsuz olmayan, ancak beklentilerle dolu, ağır ve yıpratıcı bir çocukluk geçirir. Buna rağmen Nubar dedesiyle yazları geçirdiği günleri asla unutmaz. Akıl hastası babaannesinin durumu onu çok etkiler, 12 yaşında doktor olmaya karar verir. Başarır da. Tıp okumak için Marsilya'ya gider. Çok başarılı öğrenci olur. Ancak, 2. Dünya Savaşı tüm ağırlığını hissettirirken, yarı yarıya yenik düşmüş bir memlekette yaşananlara sessiz kalamaz. Direniş örgütüne katılır. Nubar dedesinin taktığı, "gelecek" anlamındaki, gururla taşıyacağı Ermenice Bakü kod adını alır. Özgür İsviçre'den Fransa'daki mazlumlar için savaşmaya gelen koca yürekli Clara'yla tanışır. Babasının hastalık haberiyle sarsılır ve Beyrut'a gider. Bütün ailenin dağıldığını görür. Sonrası mı? İnanın okuyunca siz de benim gibi içiniz yanacak İsyan'a
Evet, 1919 doğumlu, 18 yaşında babasının gölgesinden kurtulmak için, Montpellier'e tıp okumaya giden direniş kahramanının anlattıkları trajik bir öykü. Türk-Ermeni, İsrail-Arap savaşları, Almanların işgali, Gestapo'nun zulmü, sürgünler, göçler, açlık, sefalet, kıtlık, salgın, kırımlar karşısında "ırk ve din düşmanları" gibi safı belli olan İsyan Kitabdar ve nicelerinin öyküsü. Babası ve Nubar dedesinin ısrarla "büyük devrimci olacaksın oğlum! Dünyanın çehresini değiştireceksin yavrum!" sözlerindeki derinliği içselleştiren İsyan'ın yıllar içinde elbette kaçınılmazdı emekçilerin safında yer alması, bedeli çok ağır olsa da...
Amin Maalouf'un uzunca süredir kütüphanemde duran, su gibi akan dokunaklı kitabını herkes okusun isterim. Dili, dini, ırkı ne olursa olsun, kardeşçe, bir arada aynı sofrada çoğalmak isteyen herkese de selam olsun...