Kendi kitaplarıma ilk defa sahip olma dönemimdi ve ikinci el kitabevinden aldığım kitabın ilk sayfasında eski sahibinin ismi yazılıydı. Kitabın artık sahibi ben olduğuma göre kendi ismimi yazabilirim diye düşündüm, böylece bir alışkanlık edinmiş ve mülkiyetimi de kalıcı hale getirmiştim. Bugün üzerine yazmak istediğim kitabın ilk sayfasında kitabın alınış tarihi 19.04.2015 olarak yazmışım. Bundan altı sene önce alınmış bu kitabın tozunu, üzerine bir iki kelam ederek almak istedim. Kitabın adı ‘Yalnız Gezerin Düşleri’ yazar ise Rousseau.
Kitap Rousseau’nun biyografik, deneme tarzında oluşturulmuş bölümlerden oluşuyor. Bölümlerde birçok konuya değinmekte, gerçekten de gezintilerinde üzerine düşündüğü şeyleri yazdığı bu yalnız gezer adam yer yer sahtelikten, çevresindekilerin korkunç iki yüzlülüğünden, ahlaki doğruluktan bahsederken yer yer de kendi hakkındaki söylenenlerden ilerliyor. Yani yalnız başınıza ne düşünebilirseniz o da kendi hayatından bunları çekip güzel bir üslup ve zekice tespitlerle ele alıyor.
Birinci gezinti yani kitabın ilk sayfası şu cümleyle başlıyor: “İşte artık, ne bir kardeşi, ne yakını, ne arkadaşı, ne de ahbabı olan ben, yeryüzünde yapayalnızım.” Bu bir itiraf ya da içsel bir hesaplaşma mı diye düşündürüyor bu cümleler. Daha sonra insanların ona yaklaşımından ve inzivaya çekiliş hikayesini kendi bakışıyla anlatıyor. İlerleyen sayfalarda şunu söylemekten de geri durmuyor nitekim “Bu sayfalar hayallerimin düzenli olarak tutulmuş şekilsiz bir güncesi olacak sadece. Bu güncede benden çok bahsedilecek çünkü düşünen yalnız biri ister istemez kendisiyle fazlaca meşgul olur.”
Sayfalarda mutsuz bir adam tasviri var, etrafına güveni kalmamış, herkesin kendi hakkında konuştuğuna dair obsesif düşüncelere sahip hatta kalleşçe onun düşüşünü izlemek isteyen arkadaşları olduğuna dair farazi düşüncelere kapılan birini anlatıyor, yani kendini. Bu anlatılan duygu durumlarının içine sık sık düştüğünden bahsediyor hatta bir yerde şöyle diyor:
“Kaç kere, bu şüphe ve kararsızlık anlarında kendimi umutsuzluğa bırakacak oldum. Eğer bütün bir ayı bu halde geçirseydim bu hem benim hem de hayatımın sonu olurdu.”
Bu durumlarla başa çıkmasına yardım eden şeyin yalnız gezintilerinde daldığı düşler ve düşüncelerini tüm hırçınlığıyla doğanın kucağına bırakabilmesi olduğundan bahseder. Benim de tüm üniversite boyunca en büyük ilacım yalnız gezer bir hayalbaz olmaktı. Uzun zaman önce yaşamış bu adamla duygudaşlık kuruyorum şimdi ve ilk okuduğumda da kurmuştum öyle ki bir gezintisini anlattığı paragrafın beni etkilediğini hatırlıyorum tam o noktada olmak istiyordum onun gibi. Tüm bu hissettiği huzurun bana geçtiğini hissetmiş ve onun kelimeleriyle etrafımı içime çekmiştim. Seneler önce çizdiğim bu gezintinin satırları belki de benim şimdiki gezintilerimin temel çizgisidir kim bilir.
İlerleyen gezintilerinde dikkat çektiği konulardan biri de gerçeklik, yalan, doğru söylemek vs. bu konuları yeterince irdeliyor, sorularla düşünmeye de zorluyor. Örneğin;
Haksızlık başkalarına zarar vermekse madem, başkalarına zarar vermediğin halde nasıl haksız olunabilir?
Sırf birilerine haksızlık etmemiş olmak masum olmak için yeterli midir?
Bu konudaki paragrafların hakkını vermek gerekiyor, Rousseau itiraflarım diyor bazı noktalarda bu düşüncelerine. Sizin de kendi itirafınızı yapmanız gereken bir nokta olarak dördüncü gezisini işaretlemek gerekli. Benim işaretlediğim bir patika başlangıcı olarak şu satırlarını söyleyebilirim:
“ Birinin kendi menfaatleri için yalan söylemesi sahtekarlık; başkasının çıkarları için yalan söylemesi düzenbazlık; bir başkasına zarar vermek için yalan söylemesi ise iftiradır ve de yalanların en aşağısıdır.”
Kitap bölümleri üzerine uzun uzun yazacak alıntıları üzerine konuşulacak çok şey var. Ben kitabını ilk okuduğumda da insanî tüm duyguların biyografik bir türde görmenin şaşkınlığını yaşadım şimdi de sanki kendine sakladığı tüm düşüncelerini satır aralarında görebiliyorum. Bu durum bir yandan rahatsız edici bir yandan da tatmin edici hissettiriyor.