·124 syf.··Beğendi
···Okunma: 29 Ocak 2017 15:35 Godot’u beklerken… Estergon ve Vladimir’in hep beklediği ne kadar süre beklediğini bile unuttuğu ama bir türlü gelmeyen godot.. peki biz neyi bekliyoruz ? Bizim Godotumuz veya Godotlarımız kim ? Okul bitirmek mi ? İş sahibi olmak mı ? Evlenmek, çocuk sahibi olmak mı ? Ya da sevdiğimiz özlem duyduğumuz birinin bir gün geleceğine inanmak mı ? Hayat yolunda herkesin bir Godot’u var. Esas sorun bu hayatı yaşanılır kılan onlara ulaşma çabası mı, yoksa ulaşmak mı? Godot’u beklerken’i okurken hep aklımda acaba Godot gelince Vladimir ve Estergon napıcak diye merak ettim. İntihar etmek isteselerde Godot’un geleceğini Ümit etmek,en azından gelebilme ihtimalini bilmek ,kahramanlarımızın hep aynı mekanda, aynı yerde,aynı şekilde,aynı ağacın altında beklemesine sebep olan içsel motivasyonun kaynağıydı .Bizim hayatlarımızda böyle degil mi ? Amaçsız, beklentisiz kalınca bu anlamsız hayatı yaşanılır kılan elde ne kalıyor ki ? Kahramanlarımızda ne kadar anlamsız olsada sürekli gelmemesine rağmen Godot’u beklemelerinin amacı kendi hayat yolunda bir amaç degil miydi ? Hatta bu iki karakteri kendi ruhumuzdaki zıtlıklara benzettim. Biri yaşamdan vazgeçince bir diğeri yaşamak istiyor. Bu böyle devam ediyor. Hep aynı rutinde… Kitapta ilerledikçe Bir süre sonra Varoluşsal sıkıntılar yaşayan Estergon ve Vladimir zaman kavramını yitirdikleri kendi varoluşuna bile şüpheye düştüğü görülüyor. Zaman kavramı O kadar yok oluyor ki ; Pozzo ve Lucky ile karşılaşmalarını,ağacın mevsimsel değişimler geçirmesine rağmen aylarca yıllarca geçen zamanı bile bir süre sonra kavrayamıyorlar. Yıllarca aynı rutin de aynı hareketlerle beklemeye devam ediyorlar. Bir nevi bu tiyatro bizim yaşamımıza açılan bir kapı gibi çoğumuzun hayatı hep birbirinin aynısı şeklinde her gün bir birine benziyor. hatta kahramanlar pozzo ve lucky ile karşılaşınca vakit geçirecek bir şey diye sevinerek hep aynı rütine isteyerek kendilerini atıyorlar. Sadece zaman geçsin diye ... tüm bunları toparlayınca kitapta geçen Pozzo’nun Vladimir’e verdiği cevap tüm kitabın özeti gibi : “Ne zaman Lucky dilsiz oldu ben ne zaman kör oldum.. Ne zaman! Ne zaman! Günün birinde yetmez mi işte ! Başka günlerden farksız bir günde dilsiz oldu, günün birinde de ben kör oldum. Günün birinde sağır olacağız. Günün birinde öleceğiz. Aynı gün, Aynı an, size yetmiyor mu bu kadarını bilmek ? Bir ayağımız mezarda dünyaya getirirler bizi, güneş bir an parildar, Sonra yeniden gecedir.“