İleti sorularındaki vasatlığı görerek kendimce eskimiş olduğunu düşündüğüm fakat beyin fırtınası için güzel bir tartışma konusu olacak bir soruyu akışa bırakayım. Tarihte olmuş ve gelecekte olabilecek devrimlerin temel itici gücü felsefi bakımdan fikirsel bir değişim arayışı mıdır yoksa kültürel, ekonomik ve sınıfsal bir değişim arayışı mıdır? Bu bağlamda, devrimin tanımı köklü ekonomik, kurumsal ve sınıfsal değişimlerin sonucu mu, yoksa fikirsel temellerin sonucu mu yapılır? Örneğin modern çağın Descartes ile başlaması fikri, Fontenelle, d'Alambert ve Condorcet gibi aydınlanmacı yazarlar tarafından öne sürülmüştür. Dahası, modern devrim bir fikir ve esasen felsefi ve bilimsel kavram olarak başladığı fakat sonradan politika ve teolojik anlaşmazlığın kelime dağarcığına dönüştüğü söylenmiştir. Kartezyen ve Bilimsel devrimler bu konuda Fransız devriminden önce gelir ve bahsettiğim sözde-ikilemi yansıtır. Aslında böylesi soruların tek bir basit cevabı olduğunu düşünmüyorum. Yine de konu üzerine düşünenler buyursun yoruma.
Anket
·
965 Gösterim
7 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Doğadaki her imge kültür aynasından geçerek zihnimizde yer buluyor. Kültür aynası dediğim, yani, insanın içine doğduğu, yıllardır süregelmiş bilgiler üzerinde gelişen toplumun yarattığı bir algılama aracı. Dolayısıyla, her ne kadar her devrim ya da daha genel anlamda her eylem, önce fikirden türüyor gibi görünse ve böyle başlıklandırılsa da aslında kavramlar cemiyetin bizde yaratmış olduğu görme biçimlerinden doğuyor. Neticede, devrimin tanımının ekonomik, kurumsal ve sınıfsal değişimlerin sonucu olarak temellendiğini düşünüyorum. Bu doğru olan yoldur demiyorum, ancak zamandan ve tarihten çıkardığım sonuç bu. (Toplum için yapılan devrim, ilk olarak toplumun isteğince şekillenmiş oluyor böylece.)
Felsefeliyorum
Gönderi Sahibi
Reichenbach bu son cümlenizin altını Bilimsel Felsefenin Doğuşu adlı kitabında çiziyordu, tavsiye ederim.
Tek cümlede özetlemek gerekirse, Ekonomik, kurumsal ve özellikle sınıfsal değişim gerekliliğinden cihetle sıkışan kitlesel gazın, temayüle aykırı fikirsel temeller üzerine kurulması esasına dayanır devrim. Bence bu değişim gerekliliğinin adına, ancak ve ancak toplum tabanında destek bulmadıkça Devrim denilebilmelidir. Genel destek sağlayan hiç bir toplumsal hareket Devrim olamaz. Bekli köklü yenilik, değişim denilebilir adına... O halde toplumda değişiklik gerekliliğine has enerji sıkışmasını bir gerekçeden ziyade, hareket karşısında statükoyu koruma içgüdüsüne göre hareket etmekten kaçınmak ve değişimin zımmen kabulü olarak değerlendirebiliriz.