·385 syf.··Beğendi
···Okunma: 16 Temmuz 2021 00:17 MADAME BOVARY,
Gerçekten okunması gereken ve özümsenmesi üzerine bir kaç gün düşünülmesi gereken nadide eserlerden biridir bana göre.
Neden,
Çünkü yazar gerçekten yapmacıklıktan uzak ve toplumun aşamadığı yegane sorunları bir kitapta muazzam toplamış ve sıkmadan okuyucuya sunmuş.
Kitabın dili ve işleyişi nefisti.
Kitapta tüm çevremizden görebileceğimiz belki 50 tane karakter sayabilirim sizlere, realizmi savunmak bunu gerektirir işte.
Gerçek karakterler, çok özgüvenlisi de vardı çok safı da, egoisti de vardı kurnazı da, masumu da, bu anlamda gerçekten herkesi görebilirsiniz kitapta.
Bunlar elbette alt konularımız,
Ana konumuza dönecek olursam, okurken gerçekten yaralandığım ve acı çektiğim bir kitap oldu, sıkıntı dolu farklı hisler yaşadım. korku ve gerilimli bir sıkıntılanma değildi bu, kalbin dağlanması gibi farklı bir histi.
Madame Bovary (Emma) nın evlilikten beklentisinin dilediği gibi olmayışı ve evlendiği kişinin onun ruhuna kitap etmediğini anladığında başlıyor her şey. Kişinin karakterine uymayan ortak paydada buluşamadığı bir insanla birlikte olması elinde olmadan insanın içinde aslında özlemini çektiği tüm duyguları tetikliliyor ve kişiyi direk onu düşünmekten alıkoyamıyor. Hatta yalnızca arzuladığı şeye ulaşmak gayesinden başka bir şey düşündürmüyor.
Böyle karakteri okuyucuyla sıkmadan buluşturmak gerçekten de büyük bir başarı. Emma karakteri evliliğin onu kurtacağına ilişkin düşüncesini evlendiği Charless ile aynı evde yaşamaya başladığı ilk günlerde anlamya başlıyor. İçine düştüğü hayal kırıklığının verdiği buhranla mutsuz ve dayanılmaz biri oluyor memnun edilemiyor, kendini memnun etmek içinde harcamalar yapıyor etrafını umursamıyor.
Karşısına çıkan ilk sohbetini sevdiği kişiden etkilenmeye başlıyor ve yaşamak istediği o tutkulu aşkı mutluluğu ve sohbeti yaşayacağına inanarak hayallere kapılıyor.
Bir şeyin eksikliğini yaşayan her insan o şeye tutkuyla bağlıdır zaten.
mutsuz ailelerin veya baskıcı ailelerin cocukları da buna örnek verilebilir.
Emma bir yere kapatıldığını ve eski hayatından daha mutsuz olduğu inancından kopamıyor bu durumun da tek suçlusunu Charless (kocası) olarak görmektedir. ve dolayısıyla sürekli karamsarlık yaşıyor.
Sayfa 41’de de şu alıntı bu düşüncemi desteklemektedir:
‘Emma’ya öyle geliyordu ki, ancak bir toprağa mahsus ve başka yerde tutamayan fidanlar gibi, saadet yetiştirme ancak bazı memleketlere vergidir.’
Kitabın ilerleyen dönemlerinde bir çok okuyucunun ve toplumun neredeyse her döneminde ahlaksızlık diye değerlendirdiği olaylar ile karşılaşıyoruz 19.yydan günümüze değişen pek bir şey olmamış baktığımız zaman. Aslında Flaubert burada evli bir kadının başkalarına aşık olmalarıyla onlarla aşk yaşamasıyla sınırlandırılmış bir hikaye anlatmıyor bize, insanların şöhret sahibi olmak ve arzuladıklarına ulaşmak tutkusunu, insanların din ve ahlak anlayışının çöküşünün ortamda yarattığı sarsıntı ve bu kaosa kapılan insanların durumlarını göz önüne alıyor. Madame Bovary gibi insanlar içine bu kaosa sürüklenmiş ve artık o çıkmazın içinde yuvarlanıp gitmektedir.
‘Ahlakı iki kısma ayırırım ben. Küçük olanı, boyun eğileni, şu sıradan insanlarınki, habire değişeni, şu budalalar topluluğunun ahlakı. Öteki de, ölümsüz olanı, her yanda ve her şeyin üzerinde olanıdır. O çok yücedir. Bizi kuşatan erdemler, aydınlatan mavi gökyüzü gibi yani.’
yazarın bu sözleriyle anlatmak istediği apaçık ortadadır.
Ne kadar doğru değil mi, Ahlakın kişiye göre olanı olmaz ki her yanda olmalıdır. Ahlak sadece namusla alakalı bir şeyde değildir üstelik; her şeyin üzerinedir dediği gibi.
Dinde illa gösterdiğimiz bir şey olmamalıdır. İnsanların sürekli olarak dinden ve ahlaktan dem vurmaları yüzünden toplumda bir çok insan kısıtlamayla büyüyüp tıpkı Emma gibi hasretini çektiği şeylere sımsıkı sarılmaya çalışmaktadır. İşte asıl en tehlikelisi bence budur. Kişinin hayatını, dinini, ve nasıl yaşadığını kurcalamamak lazım geliyor bana göre.
Bu düşüncemi de bu alıntıyla desteklemek istedim.
‘Çünkü insan Allah’a saygısını bir ormanda, bir tarlada, hatta eski zaman adamları gibi gök kubbeyi seyretmekle de gösterebilir. ‘
İnsanın doyumsuzluğu ve bitmek bilmeyen bir arayışı sebebiyle Emma yaşadığı ilişkilerde kişiliğinden çok ödün vermiş bir karakterdir. Çevresine tamamen kendini kapamış ve olmayacak hayaller kurmuştur. Hepsi de hüsranla sonuçlanınca psikolojik bir bunalım yaşamaktan kurtulamamıştır.
‘Evet, birçok şeylerden mahrum kaldım; hep yapayalnızdım. Ah, hayatta bir gayem olsaydı, bir sevgiye rast gelseydim, birini bulsaydım’
Aşkı da bulamayınca..
Artık gerisini okuyunca öğrenmenizi öneriyorum. Dediğim gibi kitabı yorumlamak olayları birebir anlatmak değildir. Gördüğüm tüm incelemeler bu şekilde olunca üzülüyorum. Kitabın bize ne hissettirdiği anlatılmalı ki diğer okuyucu ile kitap hakkında sohbet edilebilmeli.
Kitabın youtubede bir buçuk saatlik bir filmini gördüm izleyim dedim ama tamamen farklı ve anlatılmak isteneni yansıtamamış geldi bana. Film geçmedi ne yazık ki yine de izlemek isterseniz göz atabilirsiniz.
Bir de,
Şöyle bir şey okumuştum bir yerde, topluma ahlaksızlığı aşılamaya çalışıyor diye yargıç önüne çıkan Flaubert’e Madame Bovary kimdir diye sorulunca:
‘Madame Bovary benim! demiş.
Mutlaka okumanızı ve benzer şeyler düşünürseniz veya karşıt fikir ne bileyim sohbet etmek isterim.
Keyifli okumalar dilerim beni instagramdan takip etmek isterseniz ozlemceofficial kullanıcı adıyla bulabilirsiniz. Sağlıkla kalın. Hoş kalın.