10/10
·668 syf.··
2021 12. kitabı
Bir zamanlar, dünyayı kurtarmak için bir kahraman ortaya çıkmıştı. Gizemli bir kalıtıma sahip, diyarların üstüne çöken karanlığa karşı cesurca meydan okuyan bir genç adam. Yenik düştü. O zamandan bu yana bin yıl geçti ve dünya, Lord Hükümdar olarak bilinen ölümsüz imparator tarafından yönetilen, kül ve sisten oluşan bir çölden başka bir şey değil. Üstelik bin yıldır bütün ayaklanmalar ağır bir hüsranla sonuçlandı. Ancak her nasılsa umut ölmüyor. İmparatorluğun ve hatta Lord Hükümdar'ın bile sonunu getirmenin hayalini kurmaya cesaret edebilen bir umut. Planlanmakta olan yeni bir tür isyan var; tarihin en büyük soygununun etrafında inşa edilmekte olan bir isyan, dâhi bir hırsızın kurnazlığına ve beklenmedik bir kahramanın, bir sokak çocuğunun kararlılığına dayanan bir isyan. Gecenin sahibi sisler. Dünyanın sahibi ise Lord Hükümdar. "Ben senin ne kadar çok uğraşırsan uğraş, öldürmeyi asla başaramadığın şeyim. Ben umudum." Sissoylu serisi Brandon Sanderson'dan okuduğum ve henüz devamını getiremediğim Steelheart'dan sonraki ilk kitabım. Orada yazarın kalemini çok beğenmiş ve öncelikle bu seriyi okumak için sürekli okuma listeme eklemiştim.2021'in bu sıcak temmuz günleri doğru zamanmış demek ki. Okul zamanındaki o telaşe içinde başlamadığım için mutluyum. Şimdi kitaba, evrene, karakterlere (özellikle Kelsiier beyefendi) daha yakın hissediyorum ve bir yerde kendimi kurgunun içinde gezerken bulabiliyorum. Kitabımız tam anlamıyla bir isyan sürecini işliyor. Bu isyan sürecinin ortaya çıkış sürecini, gelişimini, beklenmedik olayların etkisini ve yeni planlar bulma sürecini Kelsier ve müthiş ekibinin gözünden okuyor, bir yandan da Allomansi hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Skaa grupların toplumdaki yeri, asillerin Lord Hükümdar için bulunduğu konumu, obligatör ve Sorgucu'ların bu işlemeyen çarktaki kilit noktasını okurken bir yandan da Sissoylu'ların önemini anlatıyor yazar bize. Tüm bu açılardan bile tam bir giriş kitabıydı Son İmparatorluk. Ayrıca yazar tüm bu Allomansi kavramlarını o kadar güzel açıklıyor ki siz daha farkına bile varmadan, lehim ve kalay yakma gibi cümlelere adapte oluyor ve sanki koca bir ekranda karakterleri izliyor ya da bilgisayar oyununda onlara yön veriyormuş gibi hissediyorsunuz. Daha fazla anlatmak istemiyorum, bu büyülü dünyaya girip tüm bu kavramları karakterlerle beraber keşfedin. Kitabı okurken Kelsier gibi, Sazed ve Marsh gibi, hatta bazen Elend ve Vin gibi bazı karakterlere çokça bağlanmamdan ve kurgunun hiç durmayan yapısından olacak elimden bırakmak istemedim. Bir bölümü bitirdiğimde bir sonraki bölümde ne olacağını merak ederek elim tekrar kitaba uzanırken buldum kendimi. Böyle olunca hiç de istemeyeceğim kadar kısa bir sürede bitirdim ve keşke maraton için iki ve üçüncü kitapları da elimde olsaymış dedim. İşte bahsettiğim Sanderson etkisi tam olarak bu. Hatırlıyorum tam bu akıcılık hasebiyle Steelheart'ı da elimden bırakamamıştım. Kitapta en sevdiğim noktalardan biri de sonlara doğru iyice anlam kazanan giriş yazıları oldu. Her bölümün başında gizemi doruk noktasına çıkaran minik paragraflar halinde bir takım yazılar vardı ve siz bu yazıları okuduktan sonra bölme başlıyordunuz. Sanırım kitapta post itlediğim yerlerin yarısından çoğunu bu yazılar oluşturuyor. Özellikle Kral Katili Güncesinden ve bir türlü devam ettiremediğim Centilmen Piç serisinden sonra tam da böyle bir epik fantastik seriye başlamaya ihtiyacım varmış. Kvothe ve Lamora'dan sonra Kelsier ,Hathsin Firarisi de kalbimde bir yer edindi diyebiliriz. Serinin devam kitaplarını merak ediyorum, fazla ara vermeden okumaya devam edeceğim. Kitaptaki her şeyden bahsetmek istediğim ama muhtemelen hiçbir şeyden tam olarak bahsedemediğim bir yorum oldu, eh umarım bu yorum sizde biraz olsun merak uyandırmıştır. Bir sonraki yoruma kadar kitaplarla kalın.
Sissoylu - Son İmparatorlukBrandon Sanderson · Akılçelen Kitaplar · 20141,878 okunma
·
819 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.