"'Hayat, tesadüflerin güzel renkleriyle boyanmış bir tablodur' sözü ne kadar da doğru... Eğer hayatımda yeni bir sayfa açan ve hâlâ daha nasıl olduğunu anlayamadığım o gecenin şafağını görmemiş olsaydım, kuşkusuz tablomda onun fırça izleri olmayacaktı. Kimbilir, belki de o canlı, güzel renklerin yerinde toprak rengi bir renk olacaktı. Ölü ve hayattan, güzelliklerden uzak bir renk..."
Ülkesini terk etmek zorunda bırakılan Serdar Azad, hiç bilmediği Avrupa kıtasına geçmek için zorlu ve tehlikeli bir yolculuğa çıkar. İlkönce sınırı geçmesi gerekir. Bunun için çok yakın bir dostu ona eşlik eder. Uzun bir yürüyüşten sonra sınırın öte yanındaki, birkaç derme çatma evden ibaret, viran olmuş, üzerinde ölüm sessizliği çökmüş bir köye gelirler. Köydeki çobanın evinde misafir olurlar. Sabah çok dokunaklı bir kaval sesiyle uyanırlar. O ses ki, memleketinden taze sürgün edilmiş Serdar'ın ciğerini dağlar. Kavalı çalan köyün Yaşlı'sıdır. "Çok yaşlı, çok kısa, çok ufak tefek ve çok gariban", kör biridir Yaşlı. Konuştukça, kavalına nefesini üfledikçe, şiirlerden, mesellerden, stranlardan, destanlardan, edebiyattan vd. bahsettikçe Yaşlı devleşir Serdar'ın belleğinde. Bir başka kör ve yaşlı adamı, Arjantinli yazar Jorge Luis Borges'i hatırlatır çoğu zaman.
Sürgün hayatını sürdüğü Stockholm'e geldiğinde, dil bilmez, iz süremez haldeyken bile Yaşlı hep aklındadır. O bilgeliğinin altında bir sır olduğuna inanır Serdar. Nereden geldiği, neden geldiği bilinmez; yerleştiği köyde sevilen, sayılan, köylülerle dost olan, ama kendisi hakkında hiçbir şey bilinmeyen Yaşlı'da, kendine ait birtakım izler bulur. Gurbetin kasvetli havası altında adeta ışık olur Yaşlı. Sık sık gidiş gelişlerle birlikte sır kapısı aralanırken, Yaşlı'nın "tablosunun görünmeyen renkleri yavaş yavaş ortaya çıkar".
Mehmet Uzun'un, sürgün hayatlara dair etkileyici bir romanı Yaşlı Rind'in Ölümü. Hasretliğin toprak kokusuna karıştığı; ortaya kurulmuş bir mangalda ateşin kora dönüşürken saçtığı sessizlikte acıların katmerleştiği; memleketinden koparılmış bir gülün sürgün evinde duvara asıldığı; günler geçip de, kuruyan güle baktıkça "hüzün ve umut"ların kanatlanıp uçtuğu; şiirle, edebiyatla bezeli hüzünlü bir roman.
"Üstad Cegerxwin'in anısına" ithaf edilmiş, özgün adı Mirina Kalekî Rind olan bu harika kitap, Kürtçeden Selim Temo çevirisiyle biz okurla buluşuyor. Beni derin bir yolculuğa çıkaran, yazıya döktüğü duygularla içimde kocaman bir yara açan, ama en kıymetlisi de, romanlarını "ana dilinde" yazan Mehmet Uzun'a selam olsun. Işıklar içinde uyusun❤