Puan vermedi·128 syf.····Okunma: 27 Temmuz 2021 15:06 Yıllarca hiç tanımadığım halde uzak durduğum bir yazar oldu peyami safa,(uzak durduğum ne çok yazarlar biriktirmişim meğer :) ) belki isminin, yahut belki de dokuzuncu hariciye kitabındaki kapak resminin çoçukken bende uyandırdığı soğukluk hissinden kaynaklı bilemiyorum.
Bir can sıkıntısı esnasında rastgele bu kitabı elime alıp okumaya başlayarak sıyrıldım bu önyargılardan.Kitabı okuduktan sonrada yazar hakkında biraz araştırma yaptım - tanıyanlar zaten bunları biliyordur - ben,benm gibi tanımayanlar için araştırmalardan buraya kısa eklemeler yapmak istiyorum.
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu yazarın Nazım Hikmet ile dostluğun neticesinde ortaya çıkmış bir eserdir, yazar o zamnlar dostum diye andığı Nazım Hiktmet'e ithaf ederek 1930 tarihinde yayınlamıştır eserini.Gelelim bu dostluğun nasıl başladığına;
1920'li yıllar Nazım Hikmet Ankarada tutukludur, Peyami Safa ise Cumhuriyet gazetesinin edebiyat sayfasını yönetmektedir.
Bir gün gazetede Nazım Hikmetin bir şiirini yayınlar ve mahkum bir adamın kaleminden çıkmış şiiri yayınladığı için gazete yönetiminin öfkesini üzerine toplayarak çalıştığı yerden bir müddet sonra ayrılmak zorunda kalır. N. Hikmet serbest kaldığında kendisi yüzünden başına dertler açılan peyami safayı arar ve böylece bir müddet sürecek olan dostluğun ilk adımı atılmış olur.
Bir gün ortak arkadaşlarının evinde bir araya gelen Peyami Safa,Nazım Hikmet'e kolunun nasıl sakat kaldığını "kemik veremi" adı verilen hastalığını, bu hastalıkla süren 7 yıllık mücadelesini anlatır.Bundan etkilenen nazım Hikmet bu dramı romanlaştırması gerektiği konusunda teşvikte bulunur ve hatta daha fazlasını yaparak yazması için zorlar. Ve böylece ortaya otobiyografik roman olan "Dokuzuncu hariciye koğuşu" çıkar.
Eserin içeriği de genel olarak bu hastalık ve hasta olma psikolojisi çerçevesinde gelişir. 15 yaşında ayağında tumeur blanche (kemk veremi) hastalığı olan bir gencin yaşadığı dramdan, 7 yıllık hastalık mücadelesinden, bu durumun ruhunda açtığı yaralardan bahsedilir.
Eserde psikolojik tahlillerin çok başarılı bir şekilde okuyucuya aktarılmasını bi yerde yazarın kendi yaşadıklarından esinlenmesine de bağlayabilirz.
Kitapta bu gencin isminin ne olduğu geçmemektedir. Sen, ben, o, biz yahut Peyami Safa ,yani hasta olan herhangi birisi... Nitekim yazar bunu eserin son sayfalarındaki şu sözleriyle ifade etmiştir;
"Beş dakika sonra hastaneden çıkıyorum. Son not. Bu odada başkaları inleyecekler. Onları şimdiden gayet iyi tanıyorum. Üstümden çıkarıp yatağa attığım robdöşambr için de, ebediyen aynı insan bulunacak: Hasta."
Böyle uzun yazılan incelemeler okunuyor mu bilmiyorum olur da başından sonuna kadar sabırla okuyan birileri olursa tebrik ediyor :) ve eseri okunacaklar listenize eklemenizi öneriyorum.
SELAM İLE
HAKKLA KALIN