Vahşi’nin ardından serinin 2. kitabını da hemen bitirdim.
İlk kitapta Val’e hayran olduğumumu düşünüyordum keşke söylemeden önce bu kitabı okumayı bekleseymişim Çünkü Val bu kitapta hayranlığımında ötesine geçti Vay canına Mükemmel bir kadın karakterdi Güçlü kadın karakterler her zaman favorimdir ama Val; özgüvenin, liderliğin kitabını yazmış Ne zorluklar yaşarsa yaşasın asla pes etmedi ve asla modunu düşürmedi. Yaşıyor olmanın ne kadar değerli bişey olduğunu herkese kanıtladı. Serinin konusuna, kurgusuna herkes farklı bir yorum getirebilir ama Val’a hayran olmayacak biri olabileceğini düşünmüyorum Seri boyunca sizi sinir edebilecek en ufak bişey bile yapmıyor, aksine sizi sürekli gülümsetiyor Çok tatlıydı Val’i övmekten kitabı anlatamayacağım galiba
.
Neyse gelelim kitabımıza; Kitabın ilk bölümlerinde yazar beni bi şoka soktu ki kendime gelemedim. Hiç mi hiç beklemediğim ve istemediğim bişey yapmış hatta @zum ile konuştum “Nasıl olur okuyamam artık diyerek” zorla spoi aldım fakat hikayenin devamında çok şükür ki yazar uzatmadan ve üzmeden olayın sonunu getirmiş.
.
İlk kitaptan bildiğimiz üzere Trion Krallığının prensi Ros, hain ilan edilerek vahşi bölgeye kaçmıştı. Vahşi bölgede Val ile tanışıp onunla büyük bir ordu kurarak geri dönüp intikam alma planları yapmıştı. Bu kitapta Vahşi Bölgenin Kraliçesi Val, halkının hak ettiği hayatı ve Ros’un intikamını alabilmesi onunla birlikte uygar topraklara gelerek Trion krallığına karşı savaşa hazırlanır. Bu hazırlıkta ihanetler, kayıplar, acılar yaşasalarda davalarından vazgeçmezler. Sonunda ise Vahşiler ve Uygarlar arası savaş başlar. Tabiki ana konumuz savaş olsada sizi içine çeken çok güzel olaylarda yaşanmadı değil hepsi ve daha fazlasını okuyup öğreniyoruz