kitap tam bir yol kitabı. su gibi akıp gidiyor. kitabın adına bakıp pozitif bir enerjiyle okuyacağınız yanılgısına sakın kapılmayın. oldukça karamsar bir eser. çirkinliği oldukça abartılı bir cücenin toplum karşısında kabul görme arzusunun toplum tarafından kabul görmeyişi ve toplumun bu tavrı sonucunda cücenin iyi bir insandan kötüye nasıl evirildiğini görüyoruz. kahramanımız özünde iyi bir insan olmasına karşın kabuğunun çirkinliğini iyilikle aşamıyor ve ne zaman ki kabuğuna uygun davranıyor işte o zaman toplumda bir yer edinmeye başlıyor. fakat bir insan kendinden ne kadar uzağa gidebilir?
dil itibariyle sarkastik bir tavır var. özellikle tanrıya ilişkin söylemler tebessüm ettiriyor. kitap piyasada pek rağbet görmemiş olmasına karşın toplum ahlakı, sanat, riyakarlık, din, iyi-kötü çelişkisi gibi konuları oldukça sade ve alaycı bir dille işliyor. bu bağlamda eserin türk okuyucu nazarında er ya da geç hak ettiği değeri göreceğini düşünüyorum.
peki gitar ne alaka derseniz, eserde gitar sanatın gücünü simgeliyor. fakat gücün kaynağı her zaman tanrı olmayabiliyor. yazarın da söylediği gibi "eğer sanat yoluna girmek istiyorsa, işte kollarının arasında gitarıyla ölüme yürüyen kambur cüce: onun simgesidir bu.... tek bilmen gereken şey, yüksek bilginlerin gitarından bir haç yapacağı ve seni onun üstüne çivileyeceğidir." yeri gelmişken bir kaç alıntı ile buraya bal çalalım:
- insan her şeyden önce bir çatışmadır.
- hiç kimseyle aynı düşüncede olmak istemem. çünkü hiç kimseyi onunla aynı düşünceyi paylaşacak kadar sevmiyorum.
- tanrının denize yağmur yağdırması ne komik değil mi?..
- hayaleti ermişten daha çok severim. hayalet eğlencelidir.
- benim gibi sen de biliyorsun ki sevmek çok zordur. tanrı bile sevmez. en güzel meleğini ölüme mahkum eden tanrı nasıl sevebilir ki?
- gerçek yalnızlık, kişinin karşısındakinin bakışlarında kendini gösteren yalnızlıktır. var olduğumu başkalarının sayesinde anladığımı sık sık söyledim. tamamıyla, kesinlikle, çaresizce yalnız olduğumu da yine başkaları sayesinde anladım.