·160 syf.··Beğendi
···Okunma: 07 Ağustos 2021 08:46 Vırgınıa Woolf'un kitaplarını okumadan önce yazarın hayatını araştırmak istedim. Yaptığım bu araştırmada defalarca kez intihar girişiminde bulunan Woolf, ağır travmalar geçirmiş, sinirsel hastalıklara yakalanmış ve eşcinselliğe meyyili bir kişilik olduğunu öğrendim. Post-modern romanlar okurken yazarların hiç kimse tarafından anlaşılamaması ve bu duygunun getirdiği büyük yıkımlardan sonra intihar girişiminde bulunmaları sizin de ilginizi çekti mi? Oğuz Atay intihar ederken, "Beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum." Cümlesi sizinde tüylerinizi diken diken etti mi? Zaten Woolf'u da anlaşılamamak öldürdü. İntihar Vırgınıa için bir kaçıştı. Peki kimden kaçıyordu? Tabiki de kafasının içinden kaçıyordu, çünkü düşünceleri ona ağır geliyordu, duyduğu o garip sesler öldürüyordu onu. Vırgınıa da yaşadıklarını bize hissettirdiği için bizim için böyle önemli bir kalem oldu. Çünkü bu modern hayatın en büyük hastalığı anlamamak ve anlaşılamamak olduğunu düşünenlerdenim.
Vırgınıa Woolf'un "Kendine Ait Bir Oda" adlı deneme kitabını okuyunca toplumun kadına biçtiği rolü, daha doğrusu erkek egemen bu dünyada erkeklerin kadına olan bakış açısının acısını tüm kadınlar adına içinde yaşayan bir Vırgınıa ile karşılaşacaksınız. Feminist bir kimlik ile karşımıza çıkan Vırgınıa Woolf içinde yaşadığı öfkenin erkeklere olduğu kadar kadınlara da olduğunu göreceksiniz. Çünkü anneleri ve anneanneleri yada babaanneleri niye kadın oldukları halde erkeklerin egemenliğini kabul etmişlerdi ki? Bu arada şu noktaya değinmek isterim ki (feminizm=erkek düşmanlığı değil, kadın ve erkeklerin aynı haklara sahip olmasını isteyen bir akımdır.) Kadın hakları niye savunuluyor da erkek hakları niye savunulmuyor diyen densizler de olacaktır ki bu sözüm onlara: " erkek hakları niye savunulmuyor diye boş sözler sarfetmekten vazgeçin. Çünkü erkek egemen bir dünyada erkek haklarının ihlali söz konusu olamaz." Vırgınıa Woolf da tam olarak bu düşünce de, çünkü kadınlar sosyal hayatta olan çoğu sorumluluk ve aktiviteden yoksun bırakılmış. Bu kitabı okurken Ece Üner'in "kadını ikiye bölsen yarısı anne yarısı çocuktur." Sözü ve Hz. Muhammed'in şu hadisi hiç aklımdan çıkmadı: "Kadınlar size Allah'ın emanetidir." O zaman emanete hakkıyla sahip çıkalım. Eğer bunu beceremiyorsak da kendi arzu ve isteklerimiz doğrultusunda onların hiçbir hakkını elinden almayalım...
Vırgınıa, kadının kendine ait bir odası ve parası olursa düşünce ve yazın hayatında kadınında yer alacağını, 20. Yüzyıla kadar elle sayılır kadın yazar ve şairlerinin eksikliğinin para ve kendine ayrılan zamanın kısıtlılığından geldiğini düşünüyor. Cinsiyetçiliğin ırkçılık kadar kötü bir davranış olduğunu, kadının erkeksi, erkeğin de biraz kadınsı düşünmeyle ortak duygu ve düşünce tabanında birleşerek aradaki buzları eriterek bir bütün olabileceğini düşünüyor Vırgınıa.
Yazın hayatının neredeyse tamamında erkeklerin rol oynadığını, kadınların ise çocuk yapmak, ev işleri ile ilgilenmek gibi uğraşlarla meşgul olarak ister siyasal olsun ister sosyal hayat olsun hiçbir faaliyette bulunmamasından yakınır. Erkeklere kızdığı kadar kadınlara da kızan Vırgınıa bu kitabında eşit haklara sahip bir toplum yapısı ister. Buraya kadar üşenmeden okuyan okurlara teşekkür ederim. Kadın veya erkek hiç farketmeksizin okumanızı öneririm. Kitapla ve Sevgiyle kalın.