Gönderi

Puan vermedi·626 syf.··
2021 30. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Ağustos 2021 16:52
Kitabın romantik kısımları çok güzeldi ama seriye devam etmeyeceğim. Nedenini açıklamadan önce bu kitabı neden sevdiğimden bahsetmeyi tercih ederim. Kitaptaki evrenin tasarımı sahiden güzeldi. Her kitapta farklı bir saray bu şekilde tanımlanacaksa sırf betimlemelerin olduğu kısımları okuyup geçebilmeyi çok isterim. Ayrıca Rhysand, çok toksik olacağını düşündüğüm bir karakterken aksine Feyre’nın tercihlerine ve ihtiyaçlarına karşı oldukça nazikti — keşke Feyre da Rhysand için aynı nezaketi gösterseydi. Sarah J. Maas’ın yazımıyla ilgili ciddi problemlerim var maalesef. Öncelikle kadının romantizm yazma konusunda oldukça başarılı olduğunu kabul ettiğimi belirtmeliyim, aynı şekilde cinsel sahneler de rahatsız ediciden ziyade hoştu. Lakin yazar savaş yazamıyor. Bunu Cam Şato’yu okurken de fark etmiştim. Birebir kavgaları yazabiliyor ama ülkeler/diyarlar arası geçecek bir savaşın nasıl ilerleyeceğine dair çok fikri yok gibi geliyor. Bu durumda ya yardım almalı ya da direkt yazmamayı tercih etmeli, diye düşünüyorum. Çünkü büyük bir savaştan ziyade Rhysand ve Feyre’nın daha ufak çaplı mücadelelerle uğraşacağı romantizm odaklı bir romanı okumayı tercih edebilirdim. Feyre güçlü bir kadın karakter — ve bu tür karakterlere normal şartlarda bayılıyorum. Fakat Sarah J. Maas kitaplarında şu dikkatimi çekiyor. Ana karakter olan kadın hariç diğer her karakterin (kadın/erkek fark etmeksizin) özgürlüğü ve hakları ana karakter tarafından çok önemsenmiyor. Bu kitapta örneğin, kitap boyu Rhysand Feyre’nın psikolojisi düzelsin diye her şeyi yaparken Feyre aynısını Rhys’e yapmıyor. Ve nasıl düşünürseniz düşünün, Rhys’ın geçmişinin çok daha trajik olduğu kanaatindeyim — özellikle son elli yıldır Amarantha tarafından ‘tecavüze’ uğrayışı göz önünde bulundurulunca. Yazarın ısrarla ‘tecavüz’ kelimesinden kaçınışı da ayrı bir olay bence, çünkü Rhys’a olan şey kesinlikle bu. Ve bu kitapta bir sahnede Feyre, bunu bilmesine rağmen, Rhys’la sırf eğlence için beraber olmak istediğine dair bir imada bulunuyor. Bu bir tecavüz kurbanına söylenebilecek bir şey değil, cinsiyet fark etmeksizin. Son eleştirilerim spoiler içerecek, kitabı okumadıysanız geçin: Tamlin… Tamlin’in harcanış biçimi beni o kadar yıktı ki. Ta ilk kitaptan onun Feyre ile olmayacağını bildiğimden bağlanmamaya özen göstermiştim fakat ayrılışlarının daha nazik işleneceğine inanıyordum. Tamlin’i bir canavara dönüştüreceklerini düşünmemiştim. Tamlin gibi bir karaktere bu yapılanın kocaman bir saygısızlık olduğunu düşünüyorum. Çünkü ta ilk kitapta Lucien’i kurtarış şeklinden tutun sarayındaki görevlilerine davranış biçiminden Tamlin iyi kalpli bir karakter olarak tanıtılmıştı. Bir anda hiçbirinin önemi kalmadı. Tamlin’in, Feyre ve diğerlerini Hybern Kralı’na satmasını elbette şaşırtıcı bulmadım, bekliyordum. Bir karakter tek kitapta daha ne kadar şerefsizleştirilebilir bilemiyorum. Fakat şunu düşünen tek ben miyim, merak ettim: Tamlin’i birey yerine koymadılar kitap boyu. Rhysand onunla konuşabilirdi — ama hayır, kendini kötü karakter olarak göstermeyi tercih etti. Seneler boyu kendini kötü bir karakter olarak gösterip bunun bir sorumluluğunun olmayacağını nasıl düşünebilir? Elbette Tamlin, Rhys’ın Feyre’yı kontrol ettiğinden endişelenecek. Rhys’ın gücü bu zaten! Feyre da henüz yeni Fae olmuş, Tamlin’in endişesi o kadar doğal ki. Ve Feyre Tamlin’e bir açıklama borçluyken basit bir mektupla geçiştiriyor — ve bunun Tamlin’i durduracağına mı inanıyor? Yaşadıkları onca şeyden sonra? Şimdi diyeceksiniz Tamlin Feyre’yı saraya kilitledi, bu kabul edilemez. Kesinlikle haklısınız, o andan sonra Tamlin’le beraber olmaları asla mümkün değildi zaten fakat o ana kadar Tamlin’in açısından yaşananları düşünün: Amarantha, Prythian’ı ele geçirdiğinde en ağır onun bölgesi etkilendi. Rhys kendi halkını (Illyrian’ı en azından) korumayı başarırken Tamlin tamamen çaresizdi. Ve Prythian’ı kurtarabilecek şansa sahip tek High Lord’du. Bu sırada Rhys’ı hep kötü karakter olarak gördü, çünkü Rhys kendini öyle gösteriyordu. Amarantha ölünce bile gelip doğru dürüst bir açıklama yapmadı. Ve Feyre’yı alınca, doğal olarak, Tamlin kendisini Feyre’yı kurtarmaya adadı. Sevdiği kız ve yeni sevgilisi ona bir açıklama yapmıyor diye en büyük düşmanlarından biriyle anlaştı. Ha bir de, bu ekstra olacak ama, Feyre aşırı güçlü bir karakter. Gücü Tamlin’den güçlü olduğunu bildiğimiz Rhys, Cassian ve Attor(?)’la boy ölçüşmeye yeterken nasıl Tamlin’e karşı aynı gücü gösteremedi hiç? Her neyse, diğer kitapta Feyre’nın Tamlin’e yapacağı şeyleri tahmin ettiğimden, okumaya katlanamayacağımı fark ederek bıraktım. Son olarak Rhys ve Feyre’nın ‘mate’ çıkmasından bahsedeceğim. Rhys’ın bunu önceden bilmesi, bence, her şeyi mahvetti. Çünkü Feyre ölürken Amarantha’ya saldırma sebebinin bu olduğunu belirtti. Mate’ini korumak — doğru olan şeyi yapmak değil. Bence birbirlerini tanıyarak sevmeleri, birbirleriyle beraber olmaya mahkum olmamaları çok daha mükemmel olabilirdi. Bu kitapta Rhys, Feyre’yı sevmek zorunda olduğundan sevmiş gibi hissetmeden edemedim.
A Court of Mist and FurySarah J. Maas · Bloomsbury USA Childrens · 20164,668 okunma
·
218 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Ah Tamlin üzümlü kekim. Kitabı yarım bırakmamın en büyük sebebi, yazarın Tamlin'i sırf Rhyshan'dı yüceltebilmek için saçma sapan şekillerde harcaması. Rhyshand'ın muhteşem bir erkek olduğunu ilk kitaptan beri biliyorum ama sırf yazar yüzünden ister istemez bir antipati gelişti. Ayrıca Feyre'nin ciddi şekilde ayran gönüllü olduğunu düşünüyorum. Şuan Hilal Şehir okuyorum, Cam Şato'yu henüz okumadım ama sanırım tüm kitaplarında ikinci, üçüncü erkek sendromu oluşturmayı seviyor. Önce sevdirip sonra mantık dışı şeylerle karakterleri yerle bir ediyor.