1000Kitap Logosu
merih
yorumladı.
Derviş Bey
Hunlar'ı inceledi.
664 syf.
Bozkırın Efendileri!
Öncelikle kitabın içeriğinden bahsetmeden önce kitabın yazarından biraz bahsetmek istiyorum. Söz konusu Genel Türk Tarihi araştırmaları olduğunda ilk sırada Ruslar yer alır, sonra Avrupalılar gelir. Herhâlde her iki halkın Göçebe(Nomad) - Bozkır kültüründen gelmesinden olsa gerek, Ruslar bizim tarihimizi araştırmaya bir hayli meraklılar. Bu aslında bizim açımızdan biraz iyi bir durum, çünkü Avrupa Batı merkezli bakış açısına maruz kalmıyoruz. Lev Nikolayeviç Gumilev, Rus tarihçi esasen tarihçi olmakla beraber Etnogenez (ırkların oluşumu ve karışımı) alanındaki öncü çalışmalarıyla da dikkat çekmiş bir tarihçidir. Orta Asya Hun (Hyung-nu) ve Türk tarihi konusunda, son dönem tarihçiler arasında bir üstad ve ekol kabul edilir. Ölümünün üzerinden yıllar geçmesine rağmen yazdığı eserler hâlâ geçerliliğini ve güncelliğini korumaktadır. Gumilev, kitabı tam anlamıyla akademik bir dille yazmış. Çok fazla akademik içerik ve üslup olduğu için kitap sizi yoracaktır. Tabi bu durumun yaşanmasında Çin kaynaklarının esas alınması önemli bir etken. İlber Ortaylı 'nın tabiriyle Türkler tarih yazmayıp, tarih yapmakla meşgul oldukları için tarih yazıcılığından uzak kalmışlardır. Bu yüzden Hun'lar hakkındaki bilgileri ancak Çin kaynaklarından öğrenebiliyoruz. Çin kaynaklarında yanlı bir bakış açısı olsa bile ne diyordu Lev Nikolayeviç Gumilev : "Bir halkın tarihini biraz da onun düşmanlarının yazdıklarına bakarak okumak gerekir." Gumilev, Hun'ların ilk ortaya çıkışlarını Çinlilerin verdikleri isimlere göre açıklamaya çalışmış. Ayrıca Hunların ilişki içinde olduğu diğer kavimleri de yine Çinlilerin verdikleri isimlere göre anlatmış. Bu yüzden kitapta bahsedilen herhangi bir kavimin bugün hangi bilinen kavim olduğunu anlamak güçleşiyor. Çançinçon isimler fazla olduğu için kronolojiyi, hükümdarları, siyasi olayları takip etmek haliyle zorlaşıyor. Yani kitabı biraz sabırla okumak gerekiyor. Buna rağmen Gumilev, satirik Rusçayı ustalıkla kullanmış. Verdiği bilgiler yanında eserinde kullandığı bu satirik üslubu da eserini sevmeme vesile oldu. Eğer tarihi roman yazmış olsaydı, kesinlikle çok başarılı olurdu. Gumilev, okuyucusuna tarihi sevdirerek, eserlerini sıkıcı olmaktan kurtarmayı başarabilmiş bir yazardır. Onun eserlerinde diğer tarihçilerin kitaplarında pek göremeyeceğimiz "... kendisi halim selimdi ama karısı çirkefin, şirretin tekiydi"; ".. bu geri zekalı avrat.."; "yoo.. ben kül yutmam!"; ".. gelin önce terimler konusunda anlaşalım.."; ".. bakıyorum da sevgili okuyucum bana itiraz ediyor.."; "..peki beyim, madem öyle, gel seninle tarihin derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkalım da, kimin haklı olduğunu görelim.."; ".. yoo.. artık bu soruya cevap vermek boynumuza borç oldu.."; "bu da ne demek oluyor şimdi?"; ".. üstadımıza da maşallah yani.." şeklindeki esprili cümlelere zaman zaman rastlıyoruz. Ufak bir hatırlatma yapayım, kişinin kitabı okumadan önce belirli bir birikimi olması gerekir; çünkü gerek boy adları gerekse coğrafi adlar çok var ve basit bir Hun kitabı bekliyorsanız eğer yanılıyorsunuz. Gumilev bu kitap ile Hunların Dünya tarihine hiçbir katkıları olmayan yıkıcı bir halk olduğuna ilişkin yaygın kanıya meydan okuyan, hiç sorulmamış soruları soran özgün bir araştırma ortaya çıkarmış. Fransa'dan Mançurya'nın düzlüklerine kadar neredeyse bütün Avrasya kıtasının muhtelif yerlerinde yüzyıllar boyunca Hun hakimiyeti dönemi yaşanmıştır. Hunlar Uçsuz Bucaksız Avrasya'nın hemen her bölgesinde imparatorluklar ve devlet düzeyi teşekküller tesis etmiştir. Bu gerçekliğe rağmen nedendir bilinmez, Hunların tarihleri sıklıkla son dönem Roma İmparatorluğu ile Germen halklarının ilk dönem tarihinin dipnotu muamelesi görmüştür. Yazar bu Avrupa Batı merkezli zihniyeti sık sık eleştiriyor ve Hunların Dünya tarihine hiçbir katkıları olmayan yıkıcı bir halk olduğuna ilişkin yaygın kanıya meydan okuyor. Hunların kıta Avrasya'sının büyük bölümüne yayılmasının yol açtığı jeopolitik değişimleri analiz ederek Avrupa, Çin ve Hint medeniyeti ile devlet idaresine yaptığı katkıları ortaya koyuyor. Çin kaynakları üzerine derinlemesine araştırmalar yürütecek dil becerilerine sahip yazarımız Hunlara ilişkin yepyeni bilgiler sunuyor. Büyük Hun İmparatorluğunun kurucusu olan Mao-tun(Me-te) üzerinde durmakta fayda var. Me-te'nin hiç yoktan bir devlet kurduğu söylenebilir. Me-te, 24 Hun boyunu birleştirerek, güçlü bir devlet kurmuştur. Bununla birlikte, Mete yalnızca bir imparator veya komutan değil; aynı zamanda silah icad eden ve yaptıran bir askerdi. Bu sebeple Çin kaynaklarının hepsi, vızlayan okun Mete tarafından icad edildiğini kaydeder. Vızlayan oklar, kemik bir ok ucuna delikler açmak sureti ile yapılırdı. Osmanlılar bu oka "Çavuş" oku derlerdi. Bu oku daha ziyade, işaret vermek yön göstermek için komutanlar kullanırlardı. Onun ıslık çalan oklarının ardından sadece usta avcılar değil, kumandanlarına güvenen ve verilen görevin şuuruna vararak itaat eden savaşçıları da gitmişlerdir. Yine Mo-tun(Mete) tarafından gerçekleştirilen ve toplulukta kabilecilik gayretlerini kırarak adeta devlete milli topluluk havasını getiren ordudaki 10'lu tertip de Türk idi. De Guignes, Mete'nin Oğuz Han'a benzerliğini çok büyük bir ihtiyatla söylemişti. Fakat Rus Sinoloğu Biçurin, bu iki hükümdarın aynı olabileceğini kesin olarak ileri sürdü. Rahmetli Ziya Gökalp, "Eski Türklerde mantıklı tenazurlar" adlı makalesinde, bu konuyu daha geniş olarak ele almış ve Biçurin'den habersiz olarak Mete ile Oğuz Han'ın aynı kimse olabileceğini ileri sürmüştü. Bazı tarihçiler bunu kabul etse de hâlâ tartışmaya açıktır. Mete'nin adı da Çince işaretlerle yazılmıştı. Çince işaretleri Mei-dei (Mei-tei) şeklinde okuyan yazar (De Guignes), Mete için kitabının her yerinde de bu adı kullanmıştı. Bu kitaptan istifade eden Türk tarihçileri ise adı, doğrudan doğruya Mete şeklinde okumuşlar ve kitaplarına böyle geçirmişlerdi. İşte bu yolla bu büyük Hun imparatorunun adı, Türkiye'de Mete şeklinde öğrenilmiş ve yayılmıştır. Halbuki bugün modern Çin dilinin kurallarına göre bu Çince işaretleri Mao-tun, yani Mao-dun şeklinde okumaktayız. Elbetteki bu okunuş, aynı Çin işaretlerinin bugünkü Çin telaffuzuna göre seslendirilmiş bir şekildi. Aynı işaretler Mete çağında ise "Bak-tut" şeklinde okunurdu. Çinliler kelime sonundaki "r" sesini okuyamazlar ve bu sesi "t" şekline sokarlardı. Öyle anlaşılıyor ki Mete'nin gerçek adı da eski Türkçedeki "Bagatur" ve orta Türkçedeki "Bahadır" dan başka bir şey değildi. Bu güzel buluş Alman sinoloğu F. Hirt'e aittir. Me-te, hayatının başlangıcında, kendisinin de hayal etmediği büyük bir mevkiye ulaşarak, MÖ 174 yılında hayata gözlerini yummuştur. Torunlarından hiç biri, kabiliyet yönünden ona denk olmamış olsa da, kurduğu devlet 300 yıl ayakta kalabilmiştir. Ne hazindir ki Batı hayranı tarih, İskender'e büyük, Me-te'ye barbar demiştir. Fakat unutulmamalıdır ki, ikisi arasında dahi ehil siyasetçi ve idareci olan kişi açık ara Me-te'dir. İskender'İn İmparatorluğu kendisi ölür ölmez çöküp parçalanırken, Me-te'nin Hun Xiongnu İmparatorluğu doğrudan kendi zürriyetinin yönetiminde 300 yıl ayakta kalmıştır. İskender'İn ölümü yalnızca imparatorluğunun sonunu getirmekle kalmamış, hanedanının da yok olmasına yol açmıştır. Kitapta sadece Hunlar yok. Başta ezeli düşmanları olan Çin'e de kitapta bolca yer verilmiş. İslam Öncesi dönemdeki Türk Tarihini anlayabilmenin en önemli yollarından biri o dönem Türklerin komşuluk ettiği halkların durumlarını bilmekten geçiyor. Yine Hunların müttefiki, komşuları ve aynı zamanda kan bağı olan diğer bozkır kavimleri de anlatılıyor: Ti'ler(Tankutlar), Wu-sunlar, Chiang'lar(Tibetliler), Wu-huan, Tabgaçlar, Eftalitler ve Siyenpi'ler gibi kavimler de ayrı başlıklar altında ele alıyor. Ayrıca kitabın bir kısmına Batı Hunlarına da yer verilmiş. Gunların (Batı Hunları) nasıl ortaya çıktığını, hangi halklar ile karıştıklarını, hangi halkları hakimiyeti altına aldıklarını, nasıl tarih sahnesinden silindikleri güzel bir şekilde özetlenmiş. Hülasa, Hunlar üzerine yapılan çalışmaların azlığını düşünürsek bu eserin kıymeti daha iyi anlaşılacaktır. Batı medeniyetinin Barbar Türkler/Hunlar propagandasının etkisinde kalıp, kendi medeniyetinden uzak kalanların okumaları özellikle yararlı olacaktır. İnsan okudukça atalarına ve bozkır halklarına daha çok saygı duyuyor. Türk milleti ve kültürü GökTürk döneminde her bakımdan sistemli bir şekilde ortaya çıkmış, bir bakıma günümüze kadar Türk tarihine yön vermiştir. Aslında, ondan öncede Türk milleti ve dolayısıyla tarihi vardı. Yine iki kıtada Türk toplulukları farklı adlar altında devlet ve benzeri siyasi kuruluşlar meydana getirmişlerdi. Ama "Türk" adının, dilinin ve kültürünün yabancı devletler tarafından tanınıp yaygın hâle gelmesinin gerçekleşmesi tamamen GökTürkler sayesinde olmuştur. Etnik olarak yüzde yüz olmasa bile dil olarak, kültür olarak -en azından o kültürden geriye ne kaldıysa- Hunların torunlarıyız. 24 Hun boyu, aynen 24 Oğuz boyu olarak devam ediyor. Bir halk ancak geçmişinin ve atalarının büyüklüğünün bilincindeyse, bugün ve gelecekte mutlu yaşayabilir. 300 bin kişiden oluşan bir kavim nasıl 30 milyon insana kök söktürüyor okuyun ve görün. "Bindirmişler bir gemiye, Rotasından haberi yok. Korkuyor Türk'üm demeye, Atasından haberi yok." Abdurrahim Karakoç
Hunlar
8.8/10
· 40 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
2
32
merih
Emeğine sağlık, değerli bilgiler için teşekkürler 🤝
1
1
Derviş Bey
Teşekkür ederim, beğenmenize sevindim.
1