Bir oturuşta okunabilecek türde bir kitap ama öyle tanıtımında iddia edildiği gibi okurken "soluksuz kalınacak bir hikaye" falan değil. Lütfen kimse beklentisini yüksek tutmasın.
Konusu Mersin'de geçen, içinde tarih, cinayet ve gizem barındıran bir hikaye var elimizde. Romanın başkarakteri bizzat yazar Erhan Altunay'ın kendisi. Yazarımız her ne kadar kabul etmese de (istemem ama yan cebime koy) kendini Dan Brown'ın ünlü kahramanı "Robert Langdon" yerine koymuş. Mersin'de bir tarihi eser koleksiyoncusunun cinayetinin çözümüne yardımcı olurken, hikaye boyunca bu cinayet ile ilgili bazı kayıp tarihi eserler üzerindeki (sözde) gizemi araştırıyor. Bu arada da sık sık tarihi mekanlar geziliyor, bu mekanlar üzerine son derece didaktik bir dille ön bilgi veriliyor.
Kitabı okumayı düşünenler için keyif kaçırıcı ip uçları vermek istemem ama şu kadarını ifade edeyim, kitapta zaman ve mekandan bağımsız olarak bütünsellik, insanın algı ve ilgisini tek noktada toplayabilecek bir yapıya sahip değil. Tarihi mekanlarda "amansız bir kovalamaca" ve merak uyandıran gizemler beklerken sürekli olarak aniden sona eren bir günün ardından uyanıp kahvaltıya geç kalan (adama bir "tantuni" yedirmeyi nasıl unuttunuz), düzgün giyim sorunu yaşayan, kararsız, plansız, amaçsız bir karakterin ağzından hikayeyi takip ediyoruz. Kitap ve hikaye bir ara öyle bir yola giriyor ki, sanki Mersin Turizm Müdürlüğü broşüründen nereye gidelim diye bakıyor gibi oluyoruz. Eğer amaç Mersin'i ön plana çıkarmak ve tarihi değerlerini tanıtmak ise bunun mutlaka başka yöntemleri vardır ama öykü içerisine dağıtılması tam bir kör göze parmak sokmak durumu. Maalesef son derece yapay kalmış. Konuyla doğrudan ilgili bazı yerler için belki bir art niyet aramamak lazım ama kızkalesi, taşucu, anfora müzesi, kent müzesi, yedi uyurlar gibi yerler adeta ağaç tutkalı ile yapıştırılmış gibi duruyor. Zaten kitabın sonunda da Mersin Müze ve Ören Yerleri bir liste olarak verilmiş. (keşke bir harita olarak hazırlansaymış..)
Karakterler de maalesef bu düzensizlikten nasibini almış. Özünde karakterlerin belli bir karmaşıklığı, belli bir derinliği; farklı davranışları, duyguları, düşünceleri ve tüm bunları mantıklı kılan nedenleri olması gerekiyor. Ancak romanda kullanılan tek boyutlu karakterler, gerçek anlamda bir insan olarak değerlendirilmelerini zorlaştırıyor. Hikaye ilerledikçe gizemi artması gereken karakterler tam aksine gittikçe sönükleşiyor. Bu durum anlatılan hikayenin etkisini azaltan bir unsur olarak ortaya çıkıyor. Hiçbir karakter, hatta romanın tek kadın karakteri için ki en sonunda o bile ... (neyse söylemeyeceğim).
Zaman konusuna da bir değinmek istiyorum. Yazar bu konuda da hoyrat ve belirsiz davranmış. Yaz mı, bahar mı emin olamıyoruz. Günler hızlı hızlı geçiyor. Yaptıkları iş aslında taş çatlasa birkaç günlük ama ne amaçla bir ay boyunca Mersin'de kalındığı anlaşılmıyor. Tamam gezecek çok yer var belki ama bir ay da sürmez sonuçta.
Kitabın sonunda olay çözüldü mü, ne oldu belirsiz. Amaç bu hikaye üzerinden bir devam kitabı çıkarmak ise bence bunca zahmete gerek yok. Puanım 3'tür.