"Sabah korna sesini duyunca indim aşağı.
Hoca ön koltukta sızmıştı.
Amcam arkada, telefona kilitlenmiş, yılan oyunu oynuyordu.
Yılan duvara tosladıkça, 'Şerefsiz pezevenk,' diye küfrediyordu.
Babam şoför koltuğundaydı, sinirle bana baktı.
'Binsene hadi, ne duruyorsun?'
'Adam gibi süreceksen binerim, yol uzun,' dedim.
'Hayatı ne zamandan beri bu kadar sever oldun? Şair değil misin sen?' diye sordu.
'Sebebim olduğundan beri... Ayrıca tabii ki şairim,' dedim.
'Bin lan hadi, kafamı bozma benim,' diye söylendi.
Bindim..."
Üç bölümden oluşan kitabın ilk bölümünü, kitaba adını da veren Hoca Baba Amca Ben oluşturuyor. Çok eğlenceli, bol kahkahalı, bence tatlı baş belaları diyeceğiniz cinsten karakterlerle örülü bir bölüm: 4 kafadar... Ben karakteri hariç, baba, amca ve hoca, üçü de emekli öğretmen olan, içtikçe güzelleşen, müthiş renkli, memleket ve dünya meselelerini konuşacak kadar entellektüel birikime sahip; anarşist ve komünist muhalif kimlikleriyle kapitalizmin dayatımlarına karşı seslerini yükseltmiş, eylemlerin içinden gelen; rakı sofrasında muhabbetin dibine vuran, okunan bir şiirde çocuklar gibi ağlayan, üç hayat dolu adamın maceralarıyla doldu taştı yüreğim. Bayıldım üçüne de. Güçlü attığım kahkahaların sonunda, her birini tanıyormuşçasına, çok yaşayın e mi deyiverdim şuursuzca
İkinci ve üçüncü bölümde ise acıların katmerleştiği, sevinçlerin kucaklaştığı, anılara izini düşüren Didem'in, Tuğrul'un, Serap'ın, Reha'nın ve diğerlerinin hikâyelerine ortak olunduğu, hüznün maviliklerinde derin bir yolculuğa çıkarıyor sevgili yazarımız. Hafif gözler buğulanabilir, burun direkleri sızlayabilir, demedi demeyin.
Murat Uyurkulak'la yeni tanıştım ben de. Geç bile kalmışım diyebilirim rahatlıkla. Delibo kitabını da aldım. Okunmak için sırasını bekliyor kitaplığımda. Kahkahayla hüznün iç içe geçtiği güzel öykülerle bezeli kitabı, tüm kalbimle herkese tavsiye ediyorum ben de...