Ormanın orta yerinde 7 metre derinliğinde bir kuyu... Kuyunun içinde 2 kardeş: biri Büyük, diğeri Küçük... Hikâye böyle başlar. 2 kardeşin neden kuyuda olduklarını düşünmeye fırsat kalmadan, kuyudan çıkmak için hayatta kalma mücadelesinin ortasında buluyorsunuz kendinizi. Nasıl mı?
Toprağın onlara sunduğu kurtlarla, böceklerle beslenirler. Susuzluklarını kökleri emerek giderirler. Bağrış çağrışlarına rağmen seslerini kimselere duyuramazlar. Günleri aylar kovalar. Esaret hayatı süren kardeşlerin konuşma yetileri kaybolur. Sağlıkları günden güne bozulur. Açlık ve çaresizlik kardeşler arasında gerginliği tırmandırır. Küçük sıkça halisülasyonlar görmeye başlar. Büyük daha dirayetlidir, umudunu yitirmez. Kardeşini kuyudan çıkarmak için ölümü göze alacak kadar fedakârdır. "Yaşama tutunma iradeleri" sonucunda Küçük kuyudan Büyük'ün çabalarıyla çıkmayı başarır. Çıkmasıyla da, başından itibaren tüm sorular, suratımıza yediğimiz bir tokatla cevaplanır.
İspanyol yazar Iván Repila'nın ülkemizde de çok ilgi gören kitabı, bize anlattıklarından, adından kapak görseline kadar oldukça etkileyici bir iz bıraktı bende. Margaret Thatcher ve Bertolt Brecht'ten alıntılarla girizgâh yapılan kitapta metafor olarak kurgulanan "kuyu" birçok şeye yorulabilinir: esarete, mücadeleye, öfkeye, fedakârlığa vd... Okudukça belleğinizde oluşacaktır tüm bu duygular...
Hareket alanları sınırlı bir boşlukta, insanlıktan çıkaran koşullar karşısında düşle gerçeğin iç içe geçtiği "kafeste" iki seçenek vardır: ya tutsak olmak ya da isyan edip direnmek... Ya Hun'ların lideri Atilla'nın atını çalan çocuk gibi ölü bedenlerin üzerinde toynaklardan yaptığı ayakkabılarla geçip "uyandırmak" ya da "ölümü kabullenmiş" "halkların, ırkların üzerine basa basa" yola devam etmek. Ya karanlığa teslim olmak ya da duvarları yıka yıka son sözü söylemek için esaretin bedelini ödemek...
Atilla'nın Atını Çalan Çocuk 87 sayfalık sarsıcı bir roman. Sayfalar ilerledikçe devleşen eser umarım daha fazla okuyucuyla buluşur.