1000Kitap Logosu
Ahlak Metafiziği + Saf ve Pratik Aklın Eleştirisi
_Ahlak metafiziğinin görevi, deneyim ve güdülere dayanmayan, saf aklın düşüncesinde ortaya çıkan idelerin, iradeye yansımasını araştırmaktır. Ahlak yasasına bağlılık ile ortaya çıkan yükümlülük, saf aklın iradeyi yönlendirmesi olduğu için akıl sahibi varlıkta ortaya çıkan özgürlüktür. _Ahlak Metafiziğinin işi, olanaklı bir saf istemenin yani ahlakın en yüksek ilkesinin araştırılmasından öte bir şey değildir. İnsanın istemesinin eylem ve koşullarını araştırmak değil. Saf ve pratik eleştiri arası geçiştir. _Metodum_1- Sıradan ahlaktan felsefi ahlaka geçiş 2. Yaygın ahlak felsefesinden ahlak metafiziğine geçiş 3- Ahlak metafiziğinden pratik akla yolculuk. _Temel soru, özerklik ve özgür istenç, belirlenimci bir Newton evreninde nasıl olanaklıdır? _Ahlaklılık saf aklın, pratik talebidir. İde, ahlak yasasıyla kendini görünüşlere sunabilir ve pratik aklın gerçekliğine dönüşebilir. Düşünce olmadan yasa olmaz. Düşünceden bağımsız ahlak boş bir kuruntudur. Ahlak yasasının amacı sevgi değil saygıdır. _Ahlak bir yasadır ve ahlaklılığı sadece özgürlüğün özelliğinden türetmek gerektiğinden, özgürlüğü de bütün akıl sahibi varlıkların istemesinin özelliği olarak kanıtlamak gerekmektedir. _Özgürlük bütün akıl sahibi varlıklarını istemesinin özelliğidir. Özgürlük, istemenin özerkliğini açıklamanın anahtarıdır. İsteme bir tür nedenselliktir. Doğa zorunluluğu, etkide bulunan nedenlerin yaderkliğiydi. _Evrende İyi istemeden daha iyi bir şey yoktur. Karakter ve mizaç özellikleri, zenginlik, itibar iyidir ama iyi bir istemenin olmadığı yerde insanı haddini bilmez yapar. İsteme yalnız kendi başına iyidir; isteme hiçbir şeyi başaramıyorsa da yine mücevher gibi parlar. İsteme dilek değildir. Tüm gücün harekete geçirilmesidir. Yararlılık veya verimsizlik bu değere ne bir şey ekleyebilir, ne de ondan bir şey eksiltebilir. Yararlılığı alışverişte dikkat çekilmesi için bir çerçeve gibidir, değerini belirtmek için değil. _İnsan ne kadar çok bilgiyle zenginleşirse o kadar yük yüklenir ve mutsuz olur. Akıllarını kullanmayan ve içgüdüleriyle yaşayan cahiller ise hafif ve mutludur. Bilgili insanlar cahilleri küçük görmekten çok onların mutluluklarına imrenirler. _Duyular dünyası ve akıl dünyası farklıdır. Duyular dünyasında aynı nesneye bakan herkes farklı şeyler görür. Akıl dünyasında herkes aynı şeyi görür. Aklı dünyası duyular dünyasının da sınırlarını çizdiği için daha yücedir. Özgürlük, doğa yasalarının, ahlakın temelinde olduğu gibi akıl dünyasının da temelini oluşturur. Kendimizi ozgur olarak duşunduğumuz zaman, akıl dunyasında ve ahlaklılıkla birlikte kabul ediyoruz. Kendimizi yukumluluk altında duşunduğumuz zaman ise, kendimizi duyular dunyasına ve anlama yetisinin dunyasına ait sayıyoruz._Akıl dünyasında ahlak, duyular dünyasında mutluluk vardır. Duygu dünyası da zaten akıl dünyasının içindedir. _Doğada her şey yasalara gore etkide bulunur. Yalnızca akıl sahibi bir varlığın, ilkelere gore eylemde bulunma istemesi vardır. _Kesin buyruk tektir ve şudur: Genel bir yasa olmasını isteyebileceğin maksime göre eylemde bulun. Yalnızca kesin buyruk pratik bir yasa olduğu etkisini uyandırıyor, geri kalanların hepsi, gerci istemenin ilkeleridir, _Akıl sahibi varlıklara kişi denir, akılsız varlıklara da şey denir. Çünkü akıl sahibi varlıklar kendilerini kullandırmazlar, şeyler ise kullandırır. Akıl sahibi varlık ise istemenin krallığında kendini bir yasa koyucu olarak görmelidir. Yasa koyucu olarak başkalarının istemesine bağlı olmadığında ise krallığın başıdır. Akıl sahibi bir varlığın en büyük amacı ahlaklılıktır çünkü sadece onun sayesinde amaçlar krallığında yasa koyucu üye olabilir. _Felsefeyi Mantık, Fizik ve Etik olarak üç bölüme ayırır. Mantık düşünmenin genel kurallarıyla uğraşır. Fizik doğa yasalarıyla Etik ise özgürlüğün yasalarıyla ilgilenir. Saf bir ahlak felsefesinin imkanını araştırır. _Yunan Felsefesi 3 bilime ayrılıyordu: Fizik etik ve mantık. Önemli olan bunların dayandığı ilkeyi belirlemektir. Her akıl bilgisi ya içeriklidir ve bir nesneyi ele alır ya da biçimseldir ve nesnelerde ayırım yapmaksızın, anlama yetisi ile aklın yalnız biçimiyle ve düşünmenin genel kurallarıyla uğraşır. Biçimsel Felsefeye mantık denir. İçerikli felsefe de 2ye ayrılır. Doğa yasalarını kapsayan fizik ve özgürlüğün yasalarını kapsayan etik. Doğa olan ve etik ise olması gereken yasalardır. Etiğin deneysel kısmına pratik antropolojii, mantıksal kısmına ahlak denir .Sırf biçimsel felsefeye mantık, biçimin belirli parçalarıyla yetinen felsefeye metafizik denir. böylece doğa ve ahlak metafiziğinin özü ortaya çıkar. _Bütün meslekler ve sanatlar işbolumunden kazanclı cıkmışlardır; İşlerin bu şekilde ayrılıp bolunmediği, herkesin her telden calar olduğu yerde, meslekler hala en buyuk barbarlık durumundadırlar. __Görünüşlerin arkasında görünüş olmayan bir şeyin, yani şeylerin kendilerinin olduğunu; ama aynı zamanda, onları bizi uyardıkları şekilden başka turlu hiçbir zaman bilemiyeceğimizden, onlara daha cok yaklaşamıyacağımızı ve kendilerinin ne olduklarını hicbir zaman bilemiyeceğimizi kabul etmemiz gerektiği sonucu kendiliğinden ortaya cıkar. _Özgürlük, yaptıklarımızda ve yapmadıklarımızda aklı kullanmamızı olanaklı kılan tek patikadır ve ondan vazgeçmek olanaksızdır. _Pratik akıl, her şeyi anlamaya kalkarsa sınırını aşmış olur. Negatif duşunce sınırlarını aşmış ve hakkında hicbir şey bilmediği bir şey konusunda bir şeyler bildiğini ileri surmuş olur. _Saf aklın nasıl pratik olabileceğini açıklamakla, özgürlüğün nasıl olanaklı olduğunu açıklamak aynı şeydir ve sınırı aşmaktır. _İnsanın mutlak değerini tek başına oluşturan şey yasaya saygı gudusudur. _Eğer doğanın amacı aklı olan bir varlığın mutluluğu olsaydı, tüm istemeyi onun içgüdülerinde bırakırdı. Akıl, yaşamın tadını cıkarmak icin ne kadar cok uğraşırsa, insan hakiki memnunluktan o kadar uzaklaşır. Akıl varoluşun amacını çözmek içindir. _Yaderklik, özerkliğin karşiti. dışarıdan gelen yasaya, buyruğa göre davranma. _Koşullu buyruk: Bir şeyi başka bir şeyi istediğim için yapmalıyım. Buna karşılık ahlak buyruğu şoyle der: Başka bir şey istemesem de, şoyle eylemde bulunmalıyım. Soz gelişi biri der ki: Saygınlığımı korumak istiyorsam, yalan soylememeliyim; diğeri ise şoyle der: SSana en ufak bir ayıp getirmese bile, yalan soylememeliyim. _Kesin buyruk nasıl olanaklıdır?_ Özgurluk idesi beni duşunulur bir dunyanın uyesi yaptığından, kesin buyruklar olanaklıdır. _İlgi duymak, aklın istemeyi belirleyen bir neden olmasını sağlayandır. Bundan dolayı en cok akıl sahibi bir varlık icin “ ilgi duyuyor" denir, akıl sahibi olmayan varlıklar ise yalnızca duyusal dürtüler duyar. _Ödeve uygun eylemlerin ödevden dolayı mı, yoksa bencil bir amactan dolayı mı yapıldığı kolayca ayırt edilebilir._Yaşamak ödevdir. Mutsuz insanın intihar etmeyip yaşamını sürdürmesi eğer ödevden dolayı ise ahlakidir eğer korkudan yada başka nedenden ise değildir. _Karakterin eşsiz bir şekilde yuksek olan değeri, eğilimden dolayı değil, odevden dolayı iyilik yapmasında ortaya cıkar. Kendi mutluluğunu güvence altına almak ödevdir çünkü bunun sonucu mutsuzluk ödevi çiğnemek için ayartmaya dönüşebilir. Dinde düşmanını da sev der ama sevgi buyurulamaz ama ödevden dolayı yapılır._Ödevden dolayı yapılan eylemin ahlaksal değeri amaçta değil iradededir. İstemenin yasa tarafından belirlenmesinin ve bunun bilincinin adı saygıdır. Doğal yeteneklerimizi genişletmeyi de odev saydığımızdan, yetenekli bir kişide sanki bir yasanın örneğini goruyoruz. Bu da saygımızı oluşturuyor. Ahlaksal denen her ilgi yalnız ve yalnız yasaya saygıdır. _Maksim_Öznel ahlak ilkesi. Maksimimin genel yasa olmasını isteyebileceğim şekilden başka türlü davranmamalıyım.; Soru, zor duruma duştuğumde, tutmama niyetiyle bir soz verebilir miyim? Şunu sorarım: Yalanla, kendimi guc durumdan sıyırma maksimim genel bir yasa olacak olsa, memnun olur muydum? Boylece cok gecmeden farkına varırım ki, yalanı gerci istiyebilirim ama yalan soyleme konusunda genel bir yasa hic istiyemem. _Maksimler, akıl sahibi varlıkların bu nesnel ilkesiyle uyuşmuyorsa, eylemin zorunluluğuna pratik zorlama, yani ödev denir. _Dunyanın gidişi konusunda deneyimsiz, bu gidişteki olup biteni kavramaktan aciz, kendime yalnızca şunu sorarım: kendi maksiminin genel bir yasa olmasını da istiyebilir misin? Bunu isteyemeyeceğim yerde, o reddedilecek bir maksimdir; vereceği zarardan dolayı değil, genel yasamada ilke olarak yer almağa uygun olmadığından. _Ahlaksal değer soz konusu olduğunda, sorun olan, gorduğumuz eylemler değil, eylemlerin gormediğimiz o ic ilkeleridir. _Dedikodular sığ kafaların pek hoşuna gider. _Butun ahlak kavramlarının kaynağı akılda bulunur; onlara deneysel olandan ne kadar katıyorsak, eylemin sınırsız değerinden de bir o kadar eksiltiyoruz. _İsteme pratik akıldan başka birşey değildir. İsteme, eğilimlerden bağımsız olarak iyi olduğunu bildiği şeyi secme yetisidir. … _Aklın emri buyruktur. Butun buyruklar bir “ gerek”le dile getirilirler. İyi olan bir isteme, nesnel yasalara bağlı olur, İşte bundandır ki, tanrısal bir isteme icin buyruklar gecersizdir. Bir istemenin aklın ilkelerine bağımlılığına ise ilgi denir. _Ahlaksal buyruklar, özgürlükle ilgilidir. Pragmatist-faydacı-buyruklar refahla ilgili, teknik buyruklar sanatla ilişkilidir. __Mutluluk kavramını oluşturan oğelerin hepsi deneyseldir, Zenginlik mi istese? Onu nice kaygılar, kıskanclıklar, tuzaklar icine boğazına kadar batırabilir. Cok bilgi ve kavrayış gucu mu istese? Belki de bu, şimdi ondan saklanan ama kacınılamıyacak olan kotulukleri açığa çıkarır, Uzun bir yaşam mı istese? Bunun uzun bir sefalet olmayacağma kim guvence verir ki? Bari sağlık mı istese? Kac kere bedenin rahatsızlığı, kusursuz bir sağlığın surukleyebileceği aşırılıklardan bir insanı alıkoymadı mı? Demek ki mutlu olmak icin, belirli ilkelere gore değil, yalnızca deneysel oğutlere gore, orneğin perhiz, tutumluluk, nezaket, sakınganlık oğutlerine gore eylemde bulunmak yeter; mutluluk aklın bir ideali değil, sırf deneysel nedenlere dayanan hayal gucunun idealidir; _Ahlak, güdüye bağımlılıktan kurtarılmalı ve saf akıldan ortaya çıkan yasayı insana ödev kılmalıdır. İhtiyaçtan ortaya çıkan buyruk pratik kural olabilir ama ahlak yasası olamaz. Ahlak dünyanın koşullarından alınmamalı saf akıldan alınmalı. Özgürlük ahlak yasasının koşuludur. Biricik idedir. Fenomenler dünyasına ait değildir. Özgürlük olmasa ahlak yasası, varlık zeminini bulamazdı. Saf ideler özgürlük zemininde imkan bulur ve görüngüsü bilinmeyen ama düşünülen olmalarıyla varlık kazanır. Ahlak yasaları saf aklın yasalarıdır. İrade akla bağlı değil güdülere bağlı ise raslantısallık oluşur. İlgi, eğilimlere bağlı aklın iradesidir. Saf akıl, ahlak yasası ile idelerine nesnel gerçeklik veren pratik akla dönüşür. _Saf akıl insanı evrensel ahlaki eylemin hem özne hem de nesnesi olarak araç kıldığı için başka öğelerin varlığını ve iyiliğini gözetmekle yükümlü kılacaktır… _Ödev en yüksek ahlaki değerdir. İyilik yapmak ödevdir. Alışkanlıklarından dolayı iylik yapan kimse ahlaklı olmaz. Bu ben sevgisidir ve yıkıcı olabilir. Ahlaki eylem 2ye ayrılır. Ödevden doğan ve ödeve uygun. Ödevden doğan saf akıldan çıkar. Ödeve uygun ihtiyaçlardan çıkar. Buyruklar koşullu ve kesindir. Eylem kendi başına iyi ise kesin, amaç için araç olarak iyiyse koşulludur. _Aydınlanma, insanın insanlığı, herkes için bir amaç olarak görecek şekilde eylemde bulunmasıdır. _ İntihar aklın yasalarını reddedip, kişisel amaçlara göre hareket eder.. _Arzu doğanın iradesidir ve özerk değildir. Ahlak iradenin özerkliğini şart koşar. Ahlak yasası nesneldir. Maksimler öznel. Ahlaklılık yasaya uygun olarak kendine yöne veren akıldır. Mutluluk ve ahlaklılık arasında ayrım yapılamaz. Mutluluk isteği, doğa yasalarınca iradeyi belirlerken, ahlaklılık doğa yasalarından bağımsız olarak kendi iradesini özgür kılar. Arzu, payını almak için iradeyi yönlendirir. Ahlaklılık ise ideye gereksinim duyar. Mutluluk, hayat şartlarından bağımsız olarak bilinçtedir ve buna entelektüel mutluluk denir. bu yetkinliğe ulaşmak çok zor ve idealdir. İde=deneyle kanıtlanamayan düşünce. _Ahlak kanunu, mutluluktan çok insanı mutluluğa layık hale getirmeyi emreder. Fazilet hayatta kazanılmaz ise onu kazanabileceğimiz başka bir hayat olmalı. Bu durumda ahlak kanunu imkansızı emreder. Bu sorunu kant: tanrının varlığı ile çözmeyi ortaya koyar. Tanrının varlığını varsaymaksızın en yüksek iyinin gerçekleşme imkanı yoktur. _Kişiler kendileri yasa koymaları ile krallığın başı olabilirler. _Özgürlük kutsallık değildir ama iradeyi belirlemesi ve kendisini duyumların etkisinden uzak tutabilmesi bakımından kutsallığa yakındır. _En yüksek iyi olan tanrı 2 farklı anlam taşıyabilir. 1 en üstün 2 en yetkin. En üstün: kendi koşulsuz olan koşuldur. En yetkin. Bütünün bir parçası olmayan daha büyük bütündür. ..tanrının varlığının kabulü sonlu varlık için ihtiyaçtır ve umut ilkin din ile başlayabilir. ______________________ _Ahlak Tartışması_ _Ahlaksal algı, dış algı ve iç algının yanında üçüncü bir algılama türüdür. Varsayalım ki iki farklı kişinin bize yararı dokunuyor olsun; bunlardan birisi bize olan sevgisinden dolayı bize yararlı olsun, diğeri ise yalnızca kendi çıkarı için yararlı olsun: Bu durumda her ikisi de bizim için eşit derecede yararlıdır ama yine de bizim her ikisine karşı oldukça farklı duygularımız olacaktır. O zaman bizim ahlaksal eylemler için yarardan başka diğer algılarımız da olmalı: ki, işte, bu algıları elde etme gücüne Ahlak duygusu diyebiliriz. _Kant duygucu etiğe karşıdır. Etiğin mantığa dayanmasını ister. Hume mantığın bittiği yerde duyguların devreye girmesi gerektiğini savunur. Lockenin öğrencisi Shaftesbury’ye göre ahlâksal değerlendirmelerin kaynağı akılda bulunmaz. Ahlâksal değerlendirmeler eğilimlerin uyumluluğuna ya da uyumsuzluğuna bağlıdır; aynı şekilde estetik değerlendirmeler de kaynaklarını insanın kendine özgü bir yetisinde kalpte bulur. Shaftesbury dile getirdiği bu yaklaşımla “sezgici” akımın bir üyesi de. Ahlâk duygusunu bir “duyu”nun ürünü olarak görür ve “değer yargılarının temelini” ahlâk duygusuna dayandırır. Ahlâksal onay ya da reddetme, olumlu ya da olumsuz yargı verme, akıl ilkelerine indirgenemez; bunlar ahlâk duyusunun “algılarıdır”. “ _Hume: Ahlâk, her belirli varlığın duygusuna ya da zihin beğenisine bağlıdır tamamiyle. Öyleyse ahlâk algılarının anlama yetisinin işlemleri arasında değil, beğeniler ve duyular arasında sınıflandırılmaları gerekir. Erdem ve erdemsizlik arasındaki fark, akılla elde edilmez. Bu ayrımı yapabilmemiz için “belirli bir izlenim ya da his” gereklidir. Ama bu duygu çoğu zaman düşünce ile karıştırılmaktadır. Ona göre erdemden doğan izlenimler hoş, erdemsizlikten doğan izlenimler ise rahatsız edici-acı vericidir. Böylelikle ahlâk algılarının anlama yetisinin işlemleri arasında değil, beğeniler ve duyular arasında sınıflandırılmaları gerekir”. Onaylamama ya da onaylama, yargıgücünün işi değildir; bu yalnızca “kalbin bir işidir” _Kant, metafizik bir yoldan ilerlediği için deneysel psikolojinin bir konusu olan duyguları bir yana bırakarak salt pratik aklın varolduğunu, pratik aklın olanaklılığının, kapsamının, ilkelerinin ve sınırlarının ilkelerini, insanın doğal yapısıyla bağ kurmadan eksiksiz olarak ortaya koymayı amaçlar. Ona göre insan aklı saf kullanılışında eleştirilmediği sürece, pratik alanda yürütülen çalışmalarda doğru bir yol tutturulamaz. Bu eleştiri eksik olduğu için ahlâksallığı açıklamakta kullanılan “ahlâk duygusu” ilkesi de deneyseldir ve mutluluk ilkesine dayanır Deneysel ilkeler ise ahlâk yasalarının temelini oluşturamazlar. Kant için ahlâk duygusu ilkesi de bir mutluluk ilkesidir. _Kant, ahlâk yasasını aklın değil, “özel bir ahlâk duygusunun” belirlediği savını yanlış bir sav olarak görür. Çünkü ahlâk yasasını “özel bir duygu” belirleseydi, erdemin bilinci “hoşnutluğa ve zevk almaya, kötülüğün bilinci ise ruh tedirginliğine ve acıya bağlanmış, böylece de her şey yine kişinin kendi mutluluğu isteğine indirgenmiş olurdu. _Ahlâk yasası güdüdür; çünkü öznenin duyusallığını etkiler ve yasanın istemeyi etkilemesini kolaylaştıran bir duygu uyandırır. Böylece yasaya saygı ahlâklılığın kendisidir. Ahlâk yasası yalnızca akıl tarafından meydana getirilir, eylemler konusunda yargıda bulunmaya yaramaz: “yalnızca yasayı kendine maksim haline getirmek için güdü olarak iş görür. İnsanın sahip olduğu saf pratik akıl ve bu aklın yasası sayesinde ortaya konan özgür istemeye sahip olma asli duyumu vardır ve işte, ahlâksal duygu diye adlandırılabilecek biricik şey budur. _Vicdan, kişi yasaya aykırı bir davranış yaptığında, ne gibi bir gerekçe bulursa bulsun susturamadığı “davacı”dır.. Ona göre vicdan “kendi kendisi için ödev olan bir bilinç” anlamına gelir “Hiçbir kanıtlamaya gereksinim duymayan ahlâksal bir temel ilke vardır: Haksız olabilecek tehlikeli hiçbir şeye cesaret göstermemek gerekir. Bir şeyden kuşku duyuyorsan yapma”. Öyleyse böyle bir bilinç, yapılmak istenen eylemin doğru olup olmadığını gözeten, koşulsuz bir ödevidir. _Vicdan kendi kendini yönlendiren ahlâksal yargıgücüdür. _Shopenhauer, metafizik bir temele yaslanarak etik eylemin temelini yine duygudaşlıkta bulur. Kişi başkasının acısını paylaşma yoluyla kendisini diğer insanlarla özdeşleştirir ve onların acısını sanki kendi acısıymış gibi hisseder. Bu anlamdaki bir “duygudaşlıktan” öte başka hiçbir ahlâk ilkesi yoktur. _Bu kısa tarihçeye bakıldığında bile duyguculuğun tek biçimli bir yaklaşım olmadığı söylenebilir. Bir yanda Shaftesbury, Hutcheson ve Hume’un temsil ettiği, duyguculuğu bir duyu ürünü olarak gören duyguculuk; diğer yanda Darwin ve Kropotkine gibi, ahlak duygusu ya da vicdanı her zaman belirli bir toplumun normlarıyla ilgili olarak o toplumun varlığını sürdürmesinin dayanağı yapan evrimci duyguculuk, tümüyle başka bir yanda ise, Schopenhauer ve Levinas’ın duyguculuğu gibi metafizik bir duyguculuk. Son olarak ise, rasyonel-modern dünyanın çözülme noktasını duygulara yapılan vurguda arayan postmodern duyguculuk. _Ahlak duygusu ya da vicdan denilen duyguların kendiliğinden ortaya çıkan şeyler olmadıklarıdır. Kant bu eleştirisinde haklıdır. Bizi eyleme götüren kimi duygular inandığımız ilkeler, normlar tarafından belirlenir. _Batı Avustralya yerlileri arasında, ölen eşin ardından birini öldürmek geleneği vardır. Karısı öldükten sonra bir kadını öldürmesi gerektiğine inanan bir kişi, inandığı bu gereklilik engellenince zayıflar, uyuyamaz ve sonuçta hastalanır. Ancak ölen karısının yerine bir can aldığında sağlığına yeniden kavuşur. Karısı ölen kişinin vicdanı, bir başkasının canını alamadığı, yani “gerekeni” yapamadığı için huzursuzlaşmaktadır4. Dolayısıyla, karısının ölümünün acısını hafifletmek için bir başkasını öldürmesi gerektiğine inanan bir kişinin vicdanı ile bu inancın gereği yerine getirildiğinde isyan eden bir başka kişinin vicdanı aynı gerekliliği dile getirmezler. Bu şu demektir, vicdan ya da ahlak duygusu görme ya da duyma duyusu gibi kendiliğinden işleyen bir duyunun ürünü değildir. Bu noktada Kant’ın çözümü oldukça tatmin edicidir: Vicdan ya da ahlak duygusu denilen şey, ancak bu duygunun taşıyıcısı olan ahlaksal öznenin insanın değerine duyduğu saygıyla ilişkili olarak ‘yaşandığında’ anlamlıdır. Kant’ın yargıç örneği de bu noktayı aydınlatmayı amaçlar. _________________________ _Saf: Ne bilebilirim? Pratik: Ne yapmalıyım? Yargı: Ne umabilirim? _Arı Usun Eleştirisi_ _Saf a priori bilginin nasıl mümkün olabileceğini gösterdiği birinci eleştiri kitabı. Saf ve ampirik(deneysel) bilgi arasindaki ayrim;- tum bilgi deneyimle baslar. A priori: duyular ve deneyimden bagimsiz bilgiye denir. Herhangi bir önermeden türememişse, mutlak a priori yargidir. Evrensel olarak dusunulen bir önerme a prioridir. _Kant aklı, teorik ve pratik akıl olmak üzere ikiye ayırmaktadır. Kant “kritisizm” olarak da adlandırılan salt rasyonalizm ve salt empirizm‟e bir tepki olarak ortaya çıkan ve her ikisinin bir sentezini oluşturan eleştiri felsefesini; aklın neleri bilip, neleri bilemeyeceğini belirlemek üzere kurmuştur. Burada sorgulayan da, sorgulanan da akıldır. Akıl kendi kendini eleştirir. Kant‟ın felsefesine Eleştiri felsefesi denmesinin nedeni de budur. Kant‟ın ilk eleştirisindeki amaç öncelikle tamamen bilimsel bir felsefe kurmaktı. Kant‟ın inancına göre, felsefede bilimsel olmak için Kopernik‟in gökyüzü sisteminin merkezinde dünya değil güneşin yer aldığını ileri sürmesine benzer bir devrim gerekliydi. Kant‟a göre, bilgi ne sadece deneyden ne de sadece akıldan gelir. İnsan bilgisi duyu ve anlığın birlikte hareketinden doğar. Doğru bilginin mümkün olduğunu savunan dogmatizmi ve doğru bilginin mümkün olmadığını savunan septisizmi yıkmaktatır. Bunların her ikisini de yıkmaya çalışmak çelişkili gibi görünse de Kant bunu tutarlı bir şekilde, dünyayı fenomenler ve numenler dünyası olarak ikiye ayırmakla başarmıştır. Kant‟ın akıl eleştirisine, aynı zamanda bir metafizik eleştirisi denilmektedir. _Hume diyor ki: Algılarımız vasıtasıyla elde ettiğimiz sonuçların “genel geçer” ve “zorunlu” olup olmadığı konusunda kesin bir fikir sahibi olamayız çünkü algıladığımız süreç, bizim duyu organlarımıza girdikten sonra öznelleşir, genelgeçerlik özelliğini yitirir. Örneğin nedensellik düşünüldüğünde, biz bir şey başka bir şeyin arkasından geldikçe bunu nedensellik olarak yorumlar ve genel sonuçlara vardığımızı düşünürüz (havaya atılan taşın yere düşmesi gibi) ama bu sadece bizim özel bir durumu genelmiş gibi algılamamızdan kaynaklanır. _Şimdi olay en basit terimlerle şundan ibarettir: İlk aşama olarak, gözlem dünyasının elemanları olan fenomenler, duyularımız aracılığıyla duyarlık tarafından işlenir ve bu işlenmiş “ham made”, “görü”yü sağlar. Bu noktada devreye giren anlama yetisi görüyü devralır ve kategorileri (ki sayıları 12 tanedir) yardımıyla bu ham bilgiyi (görüyü) düzenler, anlamlandırır, birbirine bağlar. Son olarak devreye akıl girer ve anlama yetisi ile düzene sokulan kavramları birleştirip sentezler ve bilginin kavramlaştırılması süreci tamamlanmış olur! Bilgi felsefesi tarihinde çığır açan bu koca külliyatın ziyadesiyle yüzeysel özeti. _A Priori - A Posteriori bilgi_ _Aklı inceleyip, eleştirecek olan yöntem “Transendental yöntem”dir. Kaynağı deney olan bilgiler A posteriori (sonsal) bilgi, kaynağı akıl olan bilgiler ise A priori (önsel) bilgidir. Ev yıkılacakken hem akıl hem deneyle bilinebilir. Kant‟ın ulaşmak istediği bu alan salt aklın, tanrı, özgürlük ve ölümsüzlük gibi soruların çözümüne yönelen, dogmatik karakter taşıyan metafizik alandır. Bundan sonra Kant, zihinde a priori olarak bulunan kavramları ve bu kavramlar arasındaki ilişkilerin tespit edebilmek için analitik ve sentetik yargıların ne olduğunu analiz etmektedir. _Analitik ve Sentetik Yargılar_ _Kant‟a göre bilgi özne-yüklem ilişkisinden doğan bir yargıdır. Analitik yargılar, B yükleminin gizli bir şekilde A‟ya ait olduğu durumlar‟ı ifade eden önermeler, sentetik yargılar ise; B‟nin bütünüyle A‟nın kapsamının dışında bulunduğu durumlar‟ ifade eden önermelerdir. Analitik yargılar mevcut bilgiyi çözümler ve açıklarlar. Sentetik yargılar ise bilgiyi genişleten ve yeni bilgi verenlerdir. Bir cismin yer kaplamasına ilişkin önerme a priori olarak kesin önermedir ve deney yargısı değildir. Ama “dünya bir gezegendir” veya “bütün cisimler ağırdır” önermeleri genel olarak cismin kavramında gerçekten düşünülmeyen bir şeyi yükleminde içerir. Bilgimi arttırır. O halde bu yargı, sentetik yargı olarak adlandırılmalıdır. Bu tür yargıların kökeni deneye dayandığı için sentetik a posteriori yargılardır. Analitik yargılar; kaynağı deney olmadığından dolayı a prioridirler ve çelişmezlik ilkesine dayanmaktadırlar. Sentetik yargılar ise hem a priori hem de a posteriori olabilir ve çelişmezlik ilkesine dayanmazlar. Bilimsel önermelerin analitik değil sentetik yargılardan elde edilmesi gerektiğini söylemektedir. Bilgiye ancak analitik önermelerle ulaşabileceğimizi savunan Aristoteles gibi rasyonalist filozofları da eleştirmiş olur. _Aristoteles ise bilgi teorisinin temeline koyduğu birinci şekil kıyasta tümden gelim yöntemini uygulamaktadır. Örneğin; birinci şekil kıyasın büyük önermesi tümel ve analitik bir önermedir. Örneğin; “bütün insanlar ölümlüdür”, “Aristoteles insandır”,“O halde Aristoteles ölümlüdür” şeklindeki birinci şekil kıyasta tekil bir yargı olan ikinci önerme, tümel bir yargı olan birinci önerme sayesinde bilinmektedir. Kant analitik yargılarla yetinmeyip, deneyle elde edilen a posteriori bilgilerden üstün, pozitif bilimlere ve metafiziğe temel yapacağı, a priori özellik taşıyan, ancak yeni bilgi de veren sentetik önermelerin peşindedir. Bu özelliği taşıyan yargılara sentetik a piriori yargılar adını verir. _Sentetik a priori yargıların bulunduğu alanlar; matematik, fizik ve metafizik alanlardır. Kant akla yol haritası çizerken, matematiği örnek bir model, fiziği aklın üzerinde yürüyeceği yol, metafiziği ise ulaşacağı kesinlik alanı olarak düşünmektedir. Matematik yargıların hepsi sentetik ve pioridir, deneyden çıkmaz ancak deneyle doğrulanırlar. “her değişimin bir nedeni vardır” şeklindeki önermede, “değişim” deneyle elde edilen, neden ise deneyin sınırlarını aşan akıl tarafından, ona giydirilen unsurdur. _Transendental Felsefe_ “Transendent (aşkınsal) bilgi “ bilginin sınırlarını aşan bilgidir; “transendental bilgi (aşkın)” ise bu sınırları aşmayıp araştıran bilgidir. Biri deneysel diğeri değil. Birincisi analitik, diğeri sentetik. _Transendental Estetik_ _A priori duyarlığın tüm ilkelerinin bir bilimini transendental estetik olarak adlandırıyorum. Nesnelerin bizi etkilemesiyle tasarımlar edinme yetisine duyarlık denir. Öyleyse duyarlık aracılığıyla nesneler bize verilir ve yalnızca o bize görüleri sağlar. Anlık yoluyla ise düşünülürler ve kavramlar ondan doğar. Bu görüşleriyle Kant bilginin sadece deneyden geldiğini ileri süren empirist gelenek ile bilginin sadece akılda bulunduğunu savunan rasyonalistleri eleştirmekte ve onların yanılgısını “Görüler olmaksızın kavramlar boş, kavramlar olmaksızın görüler kördürler”… _Bir şeyin duyarlığımız üzerinde meydana gelme etkisine duyum denir. Kant duyular vasıtasıyla doğrudan doğruya dış tesirler hakkındaki bilgiye empirik bilgi, duyarlık yardımıyla meydana gelen bir görünün konusuna da fenomen (görüngü) adını verir. Kant‟a göre fenomenin bir maddesi bir de biçimi (formu) vardır. Fenomenin maddesi duyumdur ve duyum bize a posteriori olarak verilmiştir. Fenomenin formu ise fenomene düzen veren şeydir ve a priori olarak ruhumuzda bulunmalıdır. Duyu bilgisinin iki salt (arı) formu olan uzay ve zaman Kant‟ın üzerinde durduğu a priori unsurlardır. Uzay ve zaman duyu bilgisinin oluşmasının koşullarıdır. _Şeyleri a priori görmemizi sağlayan, sadece duyusal görünün formudur ama bu sayede nesneleri kendi başlarına oldukları gibi değil, bize (duyularımıza) göründükleri gibi bilebiliriz. uzay ve zaman a prioridir ve bizler nesneleri bize göründükleri gibi, bunlar aracılığıyla bilebiliriz. Sentetik a priori bilgi olarak salt matematik, ancak ve ancak sırf duyuların nesneleriyle ilişki kurmalarıyla olanaklıdır. Görü, nesneler bize verildiği sürece nesnenin varlığına sanki doğrudan doğruya bağlı, onlarla dolaysız bir ilişki içinde olan tasarımdır. _Kant. sayıları fenomen aleminde değil de numen aleminde tasarlayan, onları kozmik unsurlar olarak kabul eden düşünceyi yıkmaktadır. Bu da evrenin dilinin matematik olduğunu söyleyen Kepler‟in zihinsel altyapısını oluşturmaktadır. _Uzay_ _Uzay tüm dış görülerimizin temelinde yatan zorunlu bir a priori tasarımdır. Uzay sonsuz bir büyüklük olarak tasarımlanır. Deneyimin kendisi ancak uzay tasarımı sayesinde mümkün olmaktadır. _Zaman_ _Zaman kavramı deneyden türetilmemiş bir tasarımdır. Şeylerin bir ve aynı zamanda (eşzamanlı) ya da değişik zamanlarda(ardışık) olduklarını düşünebiliriz priori bir tasarımdır. Zamanın salt bir boyutu vardır, değişik zamanlar eş zamanlı değil ama ardışıktır. Zaman, uzay gibi sonsuz bir büyüklük olarak tasarımlanabilir. Aristo‟dan ayırmaktadır. Çünkü Aristo‟ya göre uzay ve zaman zihnin kanunlarına değil varlığın kanunlarına tabidir. Kant, her iki kategori grubunu da varlığın değil zihnin ilkelerine tabi kılmaktadır. _Biz nesnelerin kendisini bilemeyiz ve bizim dışarıdaki nesneler dediklerimiz yalnızca duyarlığımızın tasarımlarıdır, bunların formu da uzaydır, iç duyumlarımızın formu da zaman. Nesnenin kendisi ise hiçbir zaman soruşturulup araştırılamaz. Kant‟ın uzay ve zamanı öznel olduğu halde, öznel koşullarda içi boştur. Uzay ve zaman fenomenlere şekil vermez, aksine onların şekillerini alırlar; bu anlamda da etkin değil edilgindirler. _Transendental Mantık_ _İnsan bilgisinin duyarlık ve anlık olmak üzere iki temel kaynağı vardır. Duyarlık tasarımları alma yetisi, anlık ise bu tasarımlar yoluyla nesneyi bilme yetisidir. Eğer bir tasarım duyumla karışırsa görgül, duyumla karışmazsa salttır. Bu nedenle salt görülerin ya da kavramların kaynağı akıl, görgül olan görülerin ya da kavramların kaynağı ise deneydir. Deney sadece a posteriori (duyusal) verilerden ibaret olsaydı, hiçbir formu olmayan bir sıvıya benzer, dolayısıyla kavranamazdı. Bu formsuz sıvıyı ancak önceden hazır olan (a priori) bir kap (anlığın salt formları, kategoriler) içine yerleştirmekle kavrayabiliriz. Bu nedenle Kant, salt anlığın içinde kapanıp kalan „formel mantık‟ın aksine, salt anlığın dışına çıkıp objeler alanına, mümkün deneyin dünyasına uzanan „transendental mantık‟ bilimini kurar. _Transendental analitik ve transendental diyalektik olmak üzere ikiye ayırmaktadır. _1. Transendental Analitik_ _Düşünme ile biz duyarlığın bize vermiş olduğu malzemeyi işler, bir tür bağlama, birleştirme ve sentez yaparız. Düşünmemizde bulunan bu bağlayıcı formlara kategoriler denir. Eğer kategoriler olmasaydı evren insan için kaotik bir yer olurdu. Kategoriler ilk olarak Aristoteles tarafından kullanılmıştır. Aristoteles‟e göre töz, nicelik, nitelik, ilişki, yer, zaman, konum, iyelik, etkin ve edilgin olmak üzere on kategori vardır. Ona göre, bu kategoriler Mantık ve metafizik arasındaki köprüyü oluştururlar. Kant ise, Bilgimizin oluşumunda, yargılarımızda bulunan 12 kategori zorunlu, kaçınılmaz bir rol oynamaktadır. Kant‟a göre kategorilerin hiçbir metafizik özü yoktur. Aksine onlar zihnimizin ideal ve deneyden önceki a priori formlarıdır. Kant, Aristoteles‟ten beri nesnelerden yola çıkılmak suretiyle tespit edilen kategorileri, bizzat düşünen akıldan yola çıkarak tamamen farklı bir amaçla yeniden değerlendirmekte. _Aristo‟da akıl, nesnesini kavradığı zamanl nesnenin formunu almaktadır. Bu durumda akıl, nesnenin ilkelerine tâbi olmakta, Kant‟ta ise akıl, nesnenin fenomenal yönünü kendi formlarında şekillendirmekte, deneyin verilerini işleyerek kendi ilkelerini nesneye vermektedir. Dolayısıyla Aristo‟da akıl nesnel, Kant‟ta ise akıl, öznel olma ihtimalini içerisinde barındırmaktadır. _Öteden beri, düşünmenin kendini objelere göre ayarladığını, yani nasıl düşünmesi gerektiğini anlığa objelerin dikte ettiği ileri sürülüyordu. Şimdi Kant, bu oranı tersine çevirerek “objelere formlarını salt anlık dikte eder‟ demektedir. _Doğadaki tüm olaylar arasında gözlenen neden sonuç ilişkisi doğanın değil, aklımızın bir eseridir. _Kant kategorileri iki alt bölüme ayırır. Birinci bölümde anlık kavramlarının dört sınıfını kapsayan nicelik, nitelik, görelik ve kipliğin oluşturduğu matematiksel kategoriler, ikinci bölümde ise her bir matematiksel kategorinin altında üçer tane bulunan ve toplamda oniki kategoriden oluşan dinamik kategoriler vardır. Bunlar: _Nicelik; Birlik, Çokluk, Tümlük, _Nitelik; Gerçeklik, Olumsuzlama, Sınırlılık, _Görelik; içinde olma ve altında olma(Töz ve ilinek), Nedensellik ve bağımlılık, Ortaklık (etken ve edilgen arasındaki karşılılık), _Kiplik; Olanak- olanaksızlık, Varlık-yokluk, Zorunluk-Rastlantısallık‟tır. her durumda üçüncü kategori ikincinin kendi sınıfındaki birinci ile birleşmesinden doğmaktadır. Böylece tümlük (bütünlük) birlik olarak görülen çokluktan baĢka bir Ģey değildir, _Kant, görülerin anlığın a priori kavramlarından bağımsız bir geçerliliği olmayacağından dolayı salt anlığın kavramlarına a priori olarak dayanan deneyin olanağını ortaya koymak için, genel olarak yargıda bulunmanın özelliğini ve anlığın ondaki çeşitliliğini ortaya koymak için yargıların mantıksal çizelgesini oluşturmuştur. _Niceliğe göre: Tikel yargı: Bazı insanlar filozoftur. Tekil yargı: Ahmet filozoftur. Tümel yargı: Bütün insanlar ölümlüdür. _Niteliğe göre: Olumlu yargı: insanlar ölümlüdür. Olumsuz yargı: insanlar dört ayaklı değildir. Sınırlayıcı yargı: Ruh ölmezdir. _Bağlantıya göre: Kesin yargı: Tanrı âdildir. Koşullu yargı: Ahmet çalışırsa sınavda başarılı olur. Ayırıcı yargı: Yunanlılar veya Romalılar ilk Çağ‟ın ilk kavimleridir. _Kipliğe göre: Problematik yargı: Bugün deniz dalgalı olabilir. Onaylayıcı yargı: Dünya yuvarlaktır. Zorunlu yargı: iki ile üçün toplamının beş olması zorunludur. _Sepeti dolduran şeylerin her biri bir diğerinden farklıysa, “sepetin içinde olmak‟ dışında, bu şeylerden oluşan belirli bir öbeği altına koyabileceğimiz bir kategori bulamayız. Sepetin muhteviyatı aynı zamanda homojendir. Bunun gibi, her biri bir diğerinden tamamen farklı „atom‟lardan oluşan bir evren homojen bir evrendir, _Kant kendinden önceki empirist filozofların söylediklerini tersine çevirmektedir. Çünkü Empirist filozof Locke ve Hume‟a göre anlık doğadan aldıkları verilerle doğayı bilmekteydi. Kanta göre ise anlığın yasaları yoluyla biz doğayı bilmekteyiz. Kant burada deneyin sınırlarını aşan aklın ulaştığı transendental yargıyı anlatmaktadır. Bu yargıyla akıl bilme gücünün üstüne çıkmakta yani deneyin sınırlarının ötesine geçmektedir. Aklın deneyin sınırları ötesine geçtiğini göstermektedir. _Deneyin konusu olan her şey fenomendir. Numen ise fenomenin karşıtı . _Transendental Diyalektik_ _Transendental Diyalektik bölümünde metafizik nasıl olanaklıdır?‟ sorusunun yanıtını aratırır. Duyularla alınan izlenimler duyarlığın salt formları olan uzay ve zaman yardımıyla görü haline dönüşür; anlık da, görüleri birleştirmek ya da ayrıştırmak suretiyle bir sentezde bulunarak hüküm verir ve böylece bilgi ortaya çıkar. Bir de duyarlık ve anlık ile elde edilemeyen numenler alanı vardır. _Metafiziğin üç ana konusu vardır: Ruh, evren, Tanrı. Her kuruntu, metafizik yargının öznel temelinin nesnel sayılmasından ortaya çıkmaktadır. _Mantıksal Akıl_ Kıyaslamalarla.. tümden gelimlerle… “Her değişimin bir nedeni vardır” ilkesinden hareketle, “taş değişmektedir”, “o halde taşın değişmesinin de bir nedeni vardır” şeklindeki bir çıkarımdır. _Salt Akıl_ _Aklın birliği ile anlığın birliğini birbirinden özsel olarak ayıran şey; aklın birliğinin olanaklı bir deneyimin birliği olmaması anlık birliğinin ise deneyin birliği olmasıdır. _Salt Aklın Kavramları (İdeler)_ _Transendental ideler, salt akıl kavramlarıdır. Salt akıl kavramları deneyle algılanabilen ilkelerdir. Salt aklın ideleri sadece sentetik a priori önermeler şeklinde kendini gösteren ilkeler (transendental ideler) değil, aynı zamanda deneyle hiç ilgisi olmayan Tanrı, ruh ve özgürlük gibi (transendent) kavramlardır. Kant‟ın burada sözünü ettiği transendental ruh öğretisi psikolojik ideleri, transendental evrenbilim kozmolojik ideleri, transendental Tanrı bilgisi ise teolojik ideleri doğurmaktadır. _Psikolojik İdeler_ _Tözlerdeki bütün ilinekleri soyutlarsak geriye „Mutlak Özne‟ kalır. Kant anlığımız aracılığıyla tözlerin öznesini asla bilemeyeceğimizi savunur. Doğa bize tümüyle açılsa bile anlığımız ile biz sadece tözlerin yüklemlerini biliriz, yani sadece tözün öznesine yüklenen ilinekleri biliriz. Ben bir öznenin yüklemi olarak düşünülemeyeceği için, mutlak özneye anlığımızla ulaşıyormuş gibi zannederiz. Ruh düşüncenin özüdür. Ruhu bilemeyiz. Ruhun bizzat kendisi değil ruhtan çıkan davranışlar aracılığıyla olabilir. Bu nedenle modern bilimler içerisinde yerini alan psikoloji bizzat töz olan ve düşünen ruhu değil onun dışa vuran davranışlarını incelemektedir. Bu anlamda modern psikoloji, bir ruh bilimi değil, bir davranış bilimidir. _Kozmolojik İdeler_ _Akıl aslında hiçbir kavram üretmez. Var olan kavramlara deneyselliği aştırarak, özgürlük tanıyarak onları genişletir. Transendental ideler aslında koşulsuza dek genişletilmiş kategorilerdir. Kozmolojik ide deneyin ötesindedir ve salt akıl deneyin üstüne çıkarak çelişkilere düşer. Kozmolojik ideler aklın düştüğü bu antinomilerden kurtulmak için başvurduğu girişimlerdir. Böylece akıl kendi kendini eleştirecek, dogmatik uykusundan uyanmış olacaktır. Karşıt savların eşit ölçüde açık ve karşı çıkılmaz bir biçimde hem olumlanabilir hem de olumsuzlanabilir olması nedeniyle akıl çelişkiye düşer. Duyulur dünya ile düşünülen/ akledilen dünya arasındaki çatışma, Kant‟ın aklı duyulur dünyanın sınırlarına çekmesiyle son bulmaktadır. _Numen" alanda kategorileri kullanamayacağımız için bu alanı hiçbir zaman bilemeyiz. _Karışık_“Özgürlükten çıkan bir nedensellik, yani nedenler dizisi boyunca geriye gidildiğinde ilki koşulsuz, kendiliğinden etki yapan ve bu nedenler dizisini başlatan nedenler „kendinde Ģey‟ olarak salt kuramsal yolla bilinmeseler de pekâlâ düşünülebilir. Karşısavlarda dile gelen düşünce içinde aynı şey söylenebilir. Fenomenler dünyasında bütün olaylar, doğa olayları olarak kavrandıklarına göre, doğal nedensellik yasasına bağlıdır ve zorunludurlar. Aynı şekilde deney alanında koşulsuz olan zorunlu bir varlığın varoluşu da kabul edilemez.” _Fenomenler dünyasında her şeyin bir nedeni vardır. Yalnızca özgürlüğün nedeni yoktur. Özgür davranışlarımızın temeli akıldır. Doğa yasalarının nedeni akıldır ve dolayısıyla özgürdür. İkinci durumda ise etkiler sırf duyusallığın doğa yasalarına göre oluşurlar. Akıl onları etkilemez ve yine özgürdürler. _Salt Aklın Sınırları_ _Kant böylece materyalizm ve natüralizmin ardından kaderciliği eleştirerek ruh, tanrı ve özgürlük konularında bize yeterli bilgiyi veremeyen salt akıldan, bu konularda bizi aydınlatabilecek olan pratik akla geçiş yapıyor. _Aklın sınırlarını belirlemekte, metafiziğin olanaklılığını araştırmakta. Zaman mekan transendental kategorilerdir. Kendinde şey numendir ve kategorilerle bilinemez. Bugünkü bilimle birlikte kantın Newton ve Öklid temelli terorisi önemini kaybetmiştir. Newton fiziğine göre zaman mekan, evrenin değişmez koşullarıdır. Modern fiziğe göre değişmez değildir ve numenlerin bilinemeyeceği görüşü çürümüştür. Kendinde şey saf aklın ürünleri tanrı ruh hala modern felsefenin konusudur. Sentetik yargının izafiliğini aşmak için sentetik apriori yargıyı geliştirmiştir. Her şeyin bir nedeni vardır. Doğru çizgi 2 noktanın en kısa yoludur. Sezgi için zaman mekan gereklidir. Zaman iç duyum üzerinden sezgiyi şekillendirirken, mekan dış duyum üzerinden sezginin koşullarını biçimlendirir. Sezgi anlama yetisinin sınırlarını belirler. Duyu, zaman mekan zorunluluğunda algıya taşınır ve sezgiye dönüşür ve görüngü olur. Anlama yetisi bu görüngüyü sentezler ve yargıya varır. Transandantal algı, insan bilgi alanının en üst ilkesidir. Algı sezgiden farklıdır. Düşünmek tam algının özgür etkiniğidir. Sezgi düşünceden önceki veridir. Anlama yetisi kategorilerle algının priori birliğini sağlar. Kategoriler, sezgide belirmiş görüngüyü, bilgiye, nesneye dönüştürmek için aklın kullandığı düşünce biçimleridir. 4 tür kategori vardır…Nicelik= birlik çokluk 2.Nitelik=gerçeklik 3.Kiplik=varlık zorunluluk 4.Bağlantı. nedensellik ______________________ _Pratik Aklın Eleştirisi_ _Kant, pratik aklın eleştirisi’ni, ahlâk metafiziğini temellendirmek için geliştirmiştir. Bu yeni bir metafiziktir. Kendi dünyasını kendisi yaratmıştır. _İnanca yer açmak için bilgiyi kırmak zorunda kaldım“diyen Kant’ın ikinci eleştirisidir. Burada Kant, epistemolojinin dışında kalan ancak aklın pratik bir zorunlulukla düşündüğü aşkınlıkları açıklayabilme, somutlayabilme gayretindedir. _İlk eleştiri, Saf Aklın Eleştirisi’nde aklın kategorileri soyutlama halindedirler, sınırlar ve ayrımlar belirlenmeye çalışılır, bilginin olanaklılık koşulları ve sınırları çizilir. İkinci Eleştiri’de ise, pratik aklın eleştirisi biçiminde etik temellendirilir. İnancın ve aşkın kavramların zorunluluğuna, kendisinden önceki pratik aklın kullanımının eleştirisiyle somut bir muhteva kazandırmayı hedefler bu eleştiri. İlk eleştiride, soyut halde belirtilerek, epistemolojinin de sınırlarını oluşturan kavramlar (idealar) somutluk halinde ele alınmış, sınırları ve geçerlilikleri somut halde gösterilmiş olacaktır _Akıl en azından iradeyi belirlemeyi başarabilir. Dolayısıyla insan iradeyi belirleyebiliyorsa özgür bir varlıktır. Salt akıl için bir antinomi olan özgürlük idesi, pratik akıl için olması gereken bir idedir. _Kant‟ın felsefesinin doğa ve ahlâk olmak üzere iki konusu vardır. Doğa var olan her şey, ahlâk ise olması gereken şeydir. “Teorik akıl” bize olanı, “Pratik akıl” ise olması gerekeni bildirir. _Ahlaksal yaşamda amaç mutluluk değil, ahlâk yasasının gereğini yerine getirmeyi ödev olarak gerçekleştirmektir. _Otonomiyi – özerklik: Bu kavram bütün ahlâki düşünmelerin temelinde yer alan bir ana unsurdur. _En Yüksek iyi_ _Ahlak yasasına uymak için gösterilen irade, en yüksek iyidir. En üstün iyi erdemdir ve erdem, iradenin mutluluğa erme yolundaki en üst koşuludur. En iyi ödüllendirilirse en yetkin olacaktır. Tanrının erdemine uyanları ödüllendirmesi. İyi ve mutluluk bütün olmalıdır yoksa benimsenmez. Erdem ile mutluluğun neden etki bağlantısı içine almaya çalışmak aklı antinomilere düşürüyor. İlk hareket ettirici, Tanrı‟dır. Böylece ahlâki bakımdan “en yüksek iyi”nin gerçekleşebilmesi için Tanrı‟nın var olması zorunludur. _İyi irade_ _Ahlâkın temelini, herkes için aynı kalan ve değişmeyen bir şey oluşturmalıdır. İyi irade (iyi niyet) ahlak yasası’dır. _İyi iradeyi ortaya çıkaran akıl olduğuna göre, ahlâki alanda belirleyici olan da akıl yasasıdır. _Ahlâk Metafiziğinin Temellendirilmesi” adlı eserinde Kant, “iyi irade” kavramı hakkında: “Dünyanın dışında bile, iyi bir iradeden başka kayıtsız şartsız iyi sayılabilecek hiçbir şey düşünülemez.” Başka yüksek değerlerde vardır ama onlar mutlak anlamda kendi başına iyi değildirler. Duruma göre kötü de olabilirler. Araç olarak ve kendinde iyi… _Ödev_ _Ödev, yasaya uymaktır, ancak yasadan dolayı yasaya uymak. Buyruğun kendisi aklın pratik yetisi bakımından, bizzat özgürlük durumuna işaret eder. Yapmalısın, hem koşullu hem de koşulsuz bir buyruktur mutluluk ve zevk vaat etmez, İnsan özgürlüğünün onu doğadan farklılaştırması sebebiyle, ödev, doğal eğilimlerin, doğal olanın karşıtıdır da bir bakıma; mevcudiyeti esas itibariyle doğal eğilime karşıtlığı değildir ancak ödev ahlakı, koşulları ve sonuçları ne olursa olsun, yapmalısın buyruğuna uymayı zorunlu kılar. Nesnel olarak, eylemin yasaya uygunluğunu, öznel olaraksa maksimleri bakımından yasaya saygıyı koşullandırır. Dolayısıyla ödev ahlakında önemli olan, sırf ödeve uygun davranmak değil, asıl olarak ödevden dolayı davranmaktır. Ödev, yasadan kaynaklanır. Yoksa, doğal eğilimler, arzu ve beklentilerle şekillenen davranışlar da ödeve uygun olabilir. Ödevden dolayı ortaya çıkan ahlaklılık, buyruğa uygunluktan çıkan ahlaklılık değil, eylemliliklerin buyruğun kendisi için yapılmasından kaynaklanan ahlaklılıktır. _Eğilimlerden değil ödevden çıkan şey ahlakidir. Yaşam bir eğilimdir ahlaki değildir. Ama intihar düşüncesi sonrası ödeve uygun olarak intihar etmemek ahlakidir. İradeyi belirleyen ilke deneyden değil de doğrudan doğruya akıldan çıktığı için Kant‟ın temelini pratik akılda bulan ahlâk felsefesi empirik değil rasyonel bir yapıya sahiptir. _Koşullu - Koşulsuz Buyruk (Ahlâk Yasası)_ _Eğer bir eylem, belli bir amaca ulaşmada araç olarak iyi ise, yani irade belli koşullara bağlı ise, bu koşullu buyruktur. Buna karşılık, buyruk, kendi başına iyi olan bir iradenin ilkesi ise, yani hiçbir koşula bağlı değilse koşulsuz buyruktur. Ahlak yasası koşulsuz buyruktur Öyle davran ki, senin iradenin maksimi her zaman genel bir yasa koymanın ilkesi olarak geçerlik kazanabilsin.” Kant‟a göre koşulsuz buyruklar sentetik - pratik, koşullu buyruklar ise analitik - pratik önermelerden oluşmaktadır. Duyu ve anlığımızla ulaşamadığımız idelerin bilgisine biz aklımızla ulaşabilir, ayrıca anlığımızın sınırlarını da aklımızla belirleyebiliriz. _Ahlâki olarak nitelendirilebilmesi için irademizin ahlâk yasası tarafından belirlenmiş olması gerekmektedir. Doğada her şey yasalara göre etkide bulunur. Yalnızca akıl sahibi bir varlığın, yasaların tasarımına göre eylemde bulunma yetisi ya da iradesi vardır. irade pratik akıldan başka bir şey değildir. Yasa bir zorunluluğun simgesi iken irade seçme yetisi olması nedeniyle özgürlüğün simgesi olmaktadır. Normal emir ve yasaklar insana dışarıdan verilen bir zorunluluktur. Hâlbuki ahlâki buyruklar “pratik akıl” ve iradeden kaynaklanan bir gereklilik taşır. _Özgürlük_ _Özgürlük ahlâk yasasının koşuludur. Özgürlük ahlak yasasının bir varlık nedeni, ahlak yasası da özgürlüğün bir bilgi nedenidir. _Doğa yasasının geçerli olduğu fiziki alanda özgürlük yoktur. Özgürlük doğa yasasının geçerli olmadığı alanda yani salt aklın hüküm sürdüğü alanda geçerlidir. 2 nedensellik: Birincisi fenomenler alanında bulunan doğal nedensellik, ikincisi akılla kavranabilen, düşünülür alanda bulunan ve özgürlükle olan nedenselliktir. Özgürlük temelli nedenselliği başlatan ilk neden Tanrıdır. Her şey onunla başlar ama onun bir nedeni yoktur. İkinci neden ise insandır. Evrendeki olaylar dizisi içinde başlatıcı neden olarak ortaya çıkan nedendir. Çünkü insan doğa yasalarının dışında kendi iradesini kullanarak nedenler dizisini başlatabilen özgür bir varlıktır. İrade akıl sahibi olan insanın bir tür nedenselliğidir ve özgürlük bu nedenselliğin onu belirleyen diğer nedenlerden bağımsız olarak etkili olabilme özelliğidir. Eylemlerindeki nedenselliğin bilincinde olan akıl sahibi varlık, iradesi olduğundan dolayı eylemini belirleyebilen özgür bir varlıktır. _Pratik Aklın Diyalektiği_ En yüksek iyiye ulaşma isteği aklı diyalektiğe düşürür. _Teorik Akıl Ve Pratik Akıl_ _İnsan fenomen olarak bağımlı, numen olarak özgür bir varlıktır. Teorik akıl ile sadece fenomen alanın bilgisini edinebilen insan, pratik akıl ile numen alanın bilgisini edinebilmektedir. . _Postulat var olmak zorunda olan ama olup bitmek zorunda olmayan anlamına gelmektedir. Tanrı, ruh… Akıl teorik değil pratik olarak kullanıldığı zaman en yüksek amacına ulaşmaktadır. Bu amaç kendini ahlâk alanında göstermektedir. _Öyle davran ki davranışların genel kural haline gelsin. _İnsanı, aklın pratik yetisi uyarınca, eylemliliği noktasında değerledirmek ister kendi değişiyle Salt Pratik Aklın varlığını kanıtlamaktır. _Aklın saf kullanımı içinde, özgürlük, düşünülmesi olanaksız görülmeyen bir kavram diye ortaya koyulmuş ancak bu snırlar dahilinde kalınmasının zorunlu koşulları gereğince,nesnel gerçekliğini sağlanamamıştır. _Özgürlük, soyutlama düzleminde düşünülmesi olanaksız olmayan bir kavram olarak ortaya konulursa da, pratik yeti açısından düşünmenin kaçınılmaz koşuludur. Çünkü akıl, aynı zamanda koşulsuz olanı düşünür ve koşulsuz olanı düşünmenin yolu, özgürlüğü mutlak olarak almayı gerektirir ki, bunun sağlam bir tabana oturması pratik yeti açısından mümkün olacaktır ancak. _Kuramsal us’ta, yalın ideler olarak, dayanaksız kalan bütün öteki kavramlar (tanrı, ölümsüzlük) şimdi özgürlük kavramına bağlanır, onunla birlikte ve onun aracılığıyla dayanak bulur, nesnel gerçeklik kazanır; bunların olanağı özgürlüğün gerçek olmasıyla kanıtlanır. _Özgürlük kavramı, Tanrı ve Ölümsüzlük kavramları gibi, aklın aşkınlık boyutuna bağlı idealardan biri olarak ortaya konulur. Ancak, tekrar etme pahasına belirtmek gerekirse, hem saf aklın sınırlarında hem de pratik yeti bakımından Özgürlük, ayrımları koşullandıran ve olanaklılığı belirleyen yapısıyla diğerlerinden ayrılır. Ahlakın olanaklılığını da koşullayan bu kavramdır. Hem de, bu diğer ideaların anlam ve içerik kazanmalarını sağlayan çıkış noktasıdır. _İdealar, kuramsal akıl düzleminde nesnel gerçeklikten yoksundur, öznenin öznel tasarımları halindedirler; oysa, buna karşılık Kant bunları pratik yeti açısından, nesnel olarak temellendirmek gerektir der. _İnanç saf aklın kuramsal sınırlarında nesnesiz ve nedensizdir, olanaklı deneyin konusu olamaz. Oysa, pratik akıl için kanıtlanması önemli olan şey, aşkın kavramların zorunluluğunun nedenselliğidir. _Saf aklın sınırlarında öznel olan, gerçeklikten yoksun olarak belirtilen idealer, pratik yeti açısından nesnel gerçeklikler olarak belirtilmeye çalışılır. “Düşünen özne”nin kendilik olarak bilgisini, ancak pratik akıl yetisi sağlayabilir. Özne olarak insan, burada hem özgürlüğün öznesi olarak knedinde-şeydir, hem de dogal nedenselliklere bağlı bir fenomen olarak „kendi-için“dir. _Bilmenin sınırlandırılması, ancak aklın bu bilginin ötesini düşünmekten vazgeçemeyecek oluşu, çatışkılı bir durumdur. Kant, çatışkının çözümünü „düşünme“ ile „bilme“ ayrımını yaparak halleder. Koşulsuz olanın düşünülmesi, aklın aşkın boyutunu gösterir. _Bilginin koşulu, fenomenler dünyasında „olanaklı deney“dir, oysa aşkın ideaları bilgi konusu haline getirecek hiç bir deney(im) olanaklı değildir. İnsan bu bakımdan, ampirik bir varlık olarak görünüşler dünyasının bir fenomenidir ve öte yandan, istencin deneysel olarak koşullanmamış nedenselliğiyle „özgür eylem“de bulunur. _Yukarıda yıldızlı gökyüzü ile içimizdeki ahlak yasasını, aklın bireşimi olarak göstermeye çalışır. Saf akıl açısından kavranamayacak olan kategoriler, pratik aklın kullanımı içinde ahlaksal uygulanımlar ve yasalar bağlamında somutlanacak, saf aklın olanaklar olarak belirttiği idealar, pratik yeti alanında nesnel zorunluluklar olarak belirecektir buna göre. _Sahte bir söz vermek görevle bağdaşır mı? Eğer herhangi başka biçimde içinde bulundukları zorluktan kaçınamadıklarında herkesin sahte bir söz verebileceğini hakikaten söyleyebiliyor muyum? Bu durumda yalan söylemek isteyebileceğimi ama yalan söylemenin herhangi bir şekilde evrensel kanun olmasını istemeyeceğimi anlarım çünkü böyle bir kanunun varlığında söz diye bir şey olmazdı; beyanıma inanmayacak yahut acele ile inanır olup da bana aynı şekilde karşılık verecek birilerine gelecek için vaatte bulunmak beyhude olacaktır ve netice olarak benim düsturum bir evrensel kanun kılındığı gibi, kendini feshetmeye mecbur olacaktır. _Evrensel Kanun Kuralı ile insanlık Kuralı ilişkisi. Evrensel Kanun Kuralı bize yaptığımızın diğer insanların da yapmasını isteyeceğimiz şey olmasını, insanlık Kuralı ise diğer insanlara amaç olarak yaklaşmamızı söyler. Aralarındaki bağlantı, her birimizin serbestçe tartıp biçebilen şahıslar olarak birer amaç olmamızdan ileri gelir Bir şahsa sadece araçsal olarak yaklaşmak (insanlık Kuralı'na karşı olarak), o şahsın serbest akli yargı gücü kapasitesini yıkmaktır. Ne var ki bunu istemek kendim için de yıkımı istemektir (Evrensel Kanun Kuralı uygulanırsa) ki böyle bir şeyi isteyemem. _Notlar_ _Saf aklın eleştirisinde, zaman ve mekanın insan aklının ürünü olduğunu söyler. _Pratik aklın eleştirisinde, özgürlüğü ve ahlakı inceler. Özgür olmayan ortamda ahlak olmaz. İradeyi sorgular. _Yargı gücünün eleştirisi, ilk iki kitabın köprüsüdür. Güzel, yüce, estetik. Yargıyı 2ye ayırır. 1 estetik beğenilerimiz. 2. Çıkarcılık _Estetik olduğu için hoşa giden zevk veren ile ahlaki olarak estetik olan zevk veren._Estetik yargılar evrenseldir. Çıkarsızdır ama ikinci yargı bir koşula bağlıdır. _Güzel, hayal ve aklın uyumundan aldığımız hazdır, yüce ise bu uyumsuzluktan doğan şeydir _Yüce, heyecan saygı uyandırır, güzel büyüler. _Bütün bilgiler deneyden gelmez. Saf bilgi vardır. Benliğimizi şekillendirir. Aşk- zaman- mekan- _Nesne üzerinde analitik ve sentetik yargılar kurar ve bilgiyi üretir. Piori bilgi fenomenlere aittir. _Metafizik ve bilgi felsefesini eleştirir. metafiziğin a piori ve sentetik yargılarla olabileceğiniz söyler Felsefeyi kullanarak dini yıkmakla suçlanır ve kral tarafından ölümle tehdit edilir ve bazı kitaplardan vazgeçer. (din üzerine denemeler.) _Beğeni, hiçbir çıkar olmaksızın bir nesneden hoşlanmaktır. Hoşlanılan nesneye güzel denir. Beğeni özneldir. Yüce sadece zihinde ortaya çıkar. _Pratik akıl hem numeni hem fenomeni bilir ve daha üstündür. _Pratik aklın ahlak yasası: ben başkası olandır. _Aristoya göre akıl nesnesin formunu alır. Kantta ise zihin nesneyi şekillendirmektedir. Aristoteles için erdemli insan ödev motifiyle eylemde bulunmaz: kişi erdemli şeyi istediği için yapar. Kant ise insanları sevmeyen, sempati duymayan birisini ödev duygusuyla eylemde bulunduğu için över _Kant aklın eleştirisinde aklı teorik ve pratik, varlığı ise numen ve fenomen olarak ayırmaktadır. Teorik akıl sadece fenomen alanı, pratik akıl ise fenomenin yanında numen alanı da bilmektedir. “Teorik akıl” fenomenler dünyası ile sınırlı iken, “pratik akıl” fenomenler dünyasını aşarak numen alanına da müdahale edebilmektedir. Böylece Kant‟ın teorik akılla sınırlarını daralttığı bilgiyi, “pratik akıl” ile metafizik alana taşıdığı görülmektedir. Bu nedenle “pratik akıl” teorik akıldan daha üstün bir konuma sahiptir. _Kendi felsefesinin “transendent” değil “transendental” olduğunu belirtmektedir. Metafizikte çelişkilerle doludur. Kant‟ta Pratik Aklın Eleştirisi bir ahlâk felsefesidir. Çünkü Kant, Pratik Aklın Eleştirisi ile bir ahlâk metafiziğini temellendirmektedir. Kant‟ta mantık deney verileri üzerine yükselerek kendi ilkelerini ortaya koyan bir bilimdir. _Gezerek, çok yer görerek, farklı kültürlerle tanışarak felsefe yapmak yerine o, deyim yerindeyse, oturduğu yerden felsefe yapmıştır. Farklı zamanlarda ve farklı kültürlerde görülen-farklılaşan koşul ve durumların altına bakıldığında değişmeyen gerçeklere ulaşılacaktır. Dışımızdaki yıldızlı gökyüzüne ve içimizdeki ahlak yasasına bakmamız için yaşadığımız şehrin dışına çıkmamız gerekmez. _Fiziksel olmasa da entelektüel olarak hareketli geçen hayat. _Deleuze: "Kant'ın bütün felsefesi yargılama üzerine." Her tarafa mahkemeler kuruyor. Kant'ın felsefesi, tümüyle boşlukta kurulmuş, temelleri dipsiz bir uçuruma atılmış dev bir bina tasarımı gibi. Bütün metafizik soruların cevabını vereceğim iddiası böyle bir temel zaten _____________________ _Kant estetiği_ _Bir şeyi güzel yapan hiç bir sebep yoktur aslında, bizdeki etkisinden başka ve bu anlamda bütün estetik deneyim özneldir. Bir resmi, senfoniyi, manzarayı vs. 'güzel' olarak kabul edebilmek için onu güzel bulan her insanın, o resme, senfoniye ya da manzaraya karşı duyduğu öznel yakınlıktan kurtulabilmesi gerekir. Eğer ben resimde sürrealizm delisi isem, her dali portresine hayran kalabilir "ne harika." naraları eşliğinde izleyebilirim ama bu sadece resmin benim 'hoşuma' gittiği anlamına gelir. Ben o resimden gerçek estetik hazzı kafamdaki bütün ön yargılardan arındığımda alabiliyorsam, o zaman o resim 'güzel'dir. bu kapsamda bakınca da, ben biraz önceki şartları sağlayarak güzel diyebiliyorsam, kalan herkes her türlü ilgisinden, ön yargısından bağımsız olarak baktığında aynı hazzı alacak ve güzel olarak tanımlayacaktır. burdan 'güzel' nesneldir sonucuna varırız. Nesnelliğini koruyamadığı vakit ise ona 'güzel' değil, 'hoş' deriz. _Bağımsız ile bağımlı güzellik_ Bağımsız güzellik hiç bir kavrama, mantığa, bilişsel aktiviteye ihtiyaç duymaz. Peki kant neye bağlıyor bu ağacı çok beğenmemizi, meyve vermez, gölgesi harika değil, pis pis döker yapraklarını. neden böyle hayran hayran bakıyoruz o zaman? Kant, biz aslında o ağacın neden orada o şekilde olduğunu anlayamayız, amacını bilemeyiz, ama ona bakarken sanki o bize amacını sergilermiş gibi görünür hayal gücümüzle anlama yetimiz birbiriyle çatışır. işte öyle hayran hayran bakmamızın nedeni budur bu süreçte aktif olan duyularımızdır, aklımız değil. _Yücelik, güzellikten farklı olarak, aklımızı işin içine dahil eder. Estetik yüceliktir. Sav: Öne sürülerek savunulan düşünce, idea İlinek: Kendi başına oluşmuş, bağı bulunmayan. İde-idea: Algılanamaz gerçeklik. Öz Anlak: Zihin Özdek: Madde İkircik: Kararsız, kuşkucu Uzam: Uzay ___________
3
Beğeni
Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.