1000Kitap Logosu
Resim
463 syf.
Selamün aleyküm, Hakkında hayırdan başka bir şey duymadığım ve okumadığım, dava adamı sıfatıyla müsemma Şehid Hasan el-Benna üstadı ve eserini anlatmaya çalışmak gayretindeyim. Bizim bu adamları bilmeye ve okumaya ihtiyacımız var. “Davet nedir?”, “Davetçi kimdir?”, “Davet nasıl yapılır?” başta kendime seslenerek ve yakınarak; unuttuk, bocalıyoruz, bir üslupsuzluk, bir uzaklaşmaktır gidiyor. Duyuyor musun, hırpalamam lazım seni, örselenmelisin. Üstad Hasan el-Benna’yı ve İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler)’i mülâkatla girdiğim Ortadoğu derslerinde tanıdım. İlk duyduğumda o kadar merak ettim ki dersin akabinde kitapçıya girip
İhvan-ı Müslimin - Müslüman Kardeşler
kitabını almak iştiyakımı bastıramadım. Mezkûr kitapta da “Hatıralarım” kitabından bolca alıntı mevcuttu. Kitabı okudukça hayranlığım artmaya başladı hatta babamla birlikte kitabın kritiğini yaparken; “Bu adam 42 yaşında şehid olmuş, ömrüne sığdırdığı hayırlara bak, Allah ondan razı olsun” cümlelerini sıkça kullandığımızı hatırlıyorum. Tekrar Allah ondan ve dava arkadaşlarından razı olsun. Halifeliğin de kalkmasıyla birlikte bocalayan pek çok İslam ülkesi gibi Mısır da bundan payına düşeni almış bir ülkedir. İngiliz işgali artmış ve biliyoruz ki işgal sadece maddi kaynaklara göz dikmez özellikle manevi kaynaklara diker kenafir gözlerini. Toplumda batıya özentilik, batı taklitçiliği artmış ve bunun sonucunda dinin amaçlarından uzaklaşılmış; hakikat, kof ithamlara maruz kalmış, saptırılmış. Şaşkınlık içindeki bu toplumu yine içinde bulunan ve değerlendiren Üstad Hasan el-Benna, bir davet rotası çiziyor tabiri yerindeyse. Ve ilk davetlerine kahvehanelerden başlıyor… Bir kahvehanenin önünden geçerken kitaptan da etkilenerek, erkek olsaydım ki… diye başlayan cesur cümlelerim oldu, merak etmeyin bu fikrimi de bolca eleştirdim, bu bir örnektir ve herkesin kendi çizgisi olmalıdır, bir rota sahibi olmalıydım… Hasan el-Benna kahvehanelerde diriliş muştusunu aşılamadan önce bu fikrine yönelen itirazlara şu minvâlde cevap vermiştir: Bu onlar için görülmemiş ve yeni bir şey olacaktır. Mühim olan konunun güzel seçilmesi, onları yaralayacak şekilde konuşulmaması, seçilen konunun uygun şekilde anlatılmasıdır. Çekici bir üslup kullanılmalı ve söz fazla uzatılmamalıdır. “Salih/a kişi, gittiği her yerde iyi bir etki bırakır.” bu söz de burada kalsın. Bir yerde hayırlı bir iş yapılır da fitnesi eksik olur mu? Olmaz. Bu fitnelere karşı üstadın tavrı da yine ders olacak mahiyettedir. “Şayia ve yalanlara son vermek, onları çürütmekle ve benzerlerini yaymakla olmaz. Bunlara dikkatleri çeken, dillere dolanan olumlu ve faydalı bir iş ortaya koymakla son verilebilir. Böylelikle, doğru olan bu yeni durum, yenisinin yerini alır; çünkü doğru olmayan önceki şayianın yerini alması gereken asıl konu budur.” İncelemenin bu kısmında dikkatinizi çekmek istediğim bir konu var. Benim haddim değil belki ama üstaddan bu kadar etkilenmişken son zamanlarda denk geldiğim ve bir Müslümana asla yakışmayan yanlışlardan bahsetmek istiyorum. Yine yazacaklarım başta kendimedir. Kışkırtmak kastıyla yazılan kimi yazılara bazı kardeşlerim o kadar büyük tepki gösteriyor ki, ne üslup kalıyor ortada ne terbiyeli bir dil. Firavunla konuşmaya giden Musa(as)’ın kullandığı yumuşak dili, Efendimiz(sav)’in defalarca kovulduğu, hakaret gördüğü o kapılara yaklaşımı bizim örnek almamız gereken yegâne öğretiler olmalıyken, öfkelenip kabımıza sığamaz hale geliyoruz. Temsil ettiğimiz Müslüman kimliğe geliyor sonra da hakaretler, dilimizle zarar veriyoruz dine. Vallahi bunun hesabı olur, dikkatli olmalıyız. Muhatabımızı tanıyarak yaklaşmalıyız, ki sosyal medya zemini bozuk bir yer. İyi niyetle yaklaşımımız bile bir süzgeçten geçerken düşünün ki hayt huyt ne fayda sağlayabilir. “O vakit, Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın. Şayet sen, kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için duada bulun!”(Al-i İmran, 3/159) Kitaba tekrar dönecek olursak; üstad bir konferansında şu sözleri sarf ediyor: “Kardeşlerim! Dava hakkında konuşmaya başlamadan önce sizlere şu soruları yöneltmek istiyorum: İnsanlar rahata ersin diye gereği gibi cihad etmeye hazır mısınız? İnsanlar biçsin diye ekmeye hazır mısınız? Son olarak, ümmetiniz hayat bulsun diye ölmeye hazır mısınız?” Ömrünü sorduğu bu soruların cevaplarını yaşayarak geçirmiş üstad ve dava arkadaşlarından Allah gani gani razı olsun, rahmet eylesin. Efendimiz(sav)’e , O’nun âl ve ashabına, kıyamet gününe kadar O’nun getirdiği davaya insanları çağıranlara da Allah’ın sâlât ve selâmı olsun. Selametle…
Hatıralarım
9.0/10 · 682 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
62
Beğeni
4
Paylaşım
Aleyküm selam, inceleme için teşekkür ediyorum Hatice'cim, kıymetli bir zâtla tanış olduk sayende, en kısa zamanda eserlerini okumak nasip olur inşallah...🌺
2 Beğeni
Yanıtla
3 yanıtı gör
Ecmain olsun, sen de varolasın🌷
1 Beğeni