1000Kitap Logosu
Üzerine Sabaha Kadar Konuşulabilecek Nitelikte ve Örneklikte Bir Konu
Düşmüş Rezil ve zelil olmuş Mâsiyeti büyük kul gün gelir tövbe kapısının bekçisi olur Mahcubiyet, aczin fırkasıdır adeta. Öyle değil midir ki Allah’ın Aslanı Hazreti Hamza’yı vahşice şehid eden Vahşi, tövbesiyle oluverdi Hazreti Vahşi.. Ne Büyük Ne Ulu Ne Rahmet Deryası Rab ki, Bağışlanmasına kalbi mutmain olmayan Vahşi kulunun kalbi mutmain olsun için ÜÇ AYET İNDİRDİ!! Vahşi’yi böyle büyük bir günah ve bu günahın peyda ettiği pişmanlık Hazreti Vahşi yaptı. Ondandır ki Hiç düşmemiş Rezil ve zelil olmamış Hayatının kırılma ve dönüm noktaları olmayan Sıradan insan korkutur beni Tüm potansiyelleri içinde barındıran ve ne vakit patlayacağı belli olmayan bir bomba gibi. Ve yine ondandır ki Harabat ehline hikmetle bakmak lazımgelir ki nice hazineleri içinde barındırır.. Dibini göremediğin bulanık suya Varsın temizdir tabelası assınlar Sen var git duru suya Varsın başına bulanık yazsınlar. İnsanlara görüntü itibari ile etiketler iliştirerek değil de özde nedir ne değildir diyerek bakmalı. Derviş hırkası giyen herkes aymış değil, Elinde şişe tutan herkes de ayyaş değil. Bir bakarsın hırka altındaki sarhoşa dönmüş Elinde şişe tutan aymaya durmuş.. Biz bilemeyiz Allah bilir :) ELHÂSIL; "Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helak eder ve yerinize, günah işleyip, peşinden tövbe eden kullar yaratırdı." (Müslim, Tevbe, 9) Ah bu Hadis-i Şerif’te ne manalar var ne manalar… Bir misal; Bir kul varmış günahın normal olduğu zamanlarda ve şartlarda ve durumlarda yaşar, kendini günahsız sayarmış.. Gün gelmiş bu günahlar onu büyük günahlara götürmüş, kul ne kadar günahkar olduğunu ancak anlayabilmiş, tövbe etmiş, pişman olmuş ve önceki haline bakıp aslında kendini günahsız gördüğü vakitlere hem şaşmış hem de ben bu günahları işlemeden önce ne de kendimi masum sayar, kibre kapılırmışım diye kendine hayret edermiş. Bir misal daha; Zamanın birinde iki Derviş varmış, Biri halkın içinde günahlar çoktur diyerek dağa çıkmış, yıllarca bir başına ibadet etmiş. Öbürü ise halkın içinde kalmış. Bir gün dağdaki derviş bir tülbente doldurduğu sütü şehirdeki dervişin dükkanına getirmiş (Keramet gösteriyor, bak hiç damlıyor mu diye.) Şehirdeki bizim derviş de dağdan gelen dervişe “Biraz dükkana bakar mısın, az bir işim var hemen geliyorum.” demiş. Sonra dükkana bir kadın gelmişşşşş - O kaç akçe - Bu kaç akçe - Şu ne işe yarar - Bunun neye faydası var Derken, derken…. Süt şıp şıp şıp damlamaya başlamııışşş Bizim derviş dükkana geldiğinde bir de ne görsün? Tülbentte damlaya damlaya süt kalmamış :) Yaaa demiş kardeşim dağa varınca herkes Veli olur, asıl iş halkın içinde Veli kalmakta :) Ne güzel kıssa ama :) Ah şimdi bu konulara ne misaller var ne misaller.. :) Burda çok öğüt var; Kendini günahkar görenlere müjdeler olsun Kendini günahsız görenlere vahvahlar olsun Kendini bilenler ezbere dursun :)
1
Paylaşım
11
Beğeni
Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.