·312 syf.····Okunma: 11 Eylül 2021 03:49 Mektuplar bazen sıkıntıya sokan bir ruh halini okurken beraberinde getiriyor; Kafka Milena’ya duyduğu hisleri sebebiyle kendini tabir yerindeyse ezikleştirmiş, can sıkıcı bir daralatmayı da ziyadesiyle aktarmıştır. Bu mektuplaşmanın çıkmaz bir girdap olduğunun farkında ancak Milena’yı daraltmayı bırakmamaktadır. Mektup ilk başlarda, ilerleyen serilere nazaran gayet resmî başlasa da Kafka işin dozunu aşıyor. Karşı tarafın ne yazdığını bilmiyoruz ancak Kafka alıntılamaları sayesinde hem Milena’nın da ruhsal durumunun iyi olmadığını anlıyoruz; ‘hem kocamı hem de seni seviyorum f.’ Bu nasıl bir ilişki yumağı?
İlk başlarda bir hevesle okuduğum kitap ki bence Kafka mektuplarda o kadar kötü değildir; (Babaya mektuptan kastım) bana ortalara doğru zehir olmaya başladı. O kadar kötü bir atmosferin içine sürüklüyor ki insanı, Daraltıyor. Bu kadar fazla anlam yüklemesini anlamaya çalışarak okudum yer yer anladım da Kafka’nın aslında gerçek mizacı buydu. Burada yazar Kafka’dan ziyade sadece Kafka’yı tanıyoruz, tıpkı babaya mektuptaki gibi…
Sonlara doğru Bayan Milena Pollak diye hitap etmeye başlıyor ve artık o çıkmazın bir sonuç gelmeyeceğini de kendisinin yazdıklarından anlıyoruz. Son 20/30 sayfa kala bir huzursuzlukla bitirdim. Bitsin diye okuyordum ancak bitmesine üzüldüm. Aslında insanları gerçek olarak tanımak, anlamak, onları ütopikleştirmemek icin güzel bir öğreti oldu.
Ekler bölümünde Milena’nın yazılarını da okumak keyifliydi. Tanınmış şahısların mektuplarında aslında yazarları ve yazarlara duyulan hoşnutluğun hüsranıyla ilgili yazdığı yazı Kafka’ya çizdiğim portrenin ve ondan sonra oluşan yıkımların güzel bir temsiliydi.