·261 syf.····Okunma: 20 Kasım 2021 10:42 Kitabımız gelecekteki atom savaşından korunmak amacıyla bindikleri uçakta saldırıya uğrayan ve ıssız bir adadın farklı alanlarına dağılmış 6-12 yaşlarında olan geneli orta-soylu sınıftan, eğitim düzeyi yüksek bireylerin oğullarından olan Ralph ve Domuzcuk'un arasında geçen karşılıklı diyalog ile başlamaktadır.
Kitap aslında ıssız bir adada cumhuriyetin oluşmasını bizlere gösteriyor. Bununla birlikte ada içerisinde çocuklarda görülen güç mücadelesine şahit oluyoruz sayfaları çevirirken .
Adada oğlanlar dışında hiç kimse yoktur. Yani ne uymaları gereken kurallar vardır, ne de onlara kurallara uymalarını söyleyecek olan bir yetişkin. İlk başta bundan memnun olan çocuklar başlarına lider olarak Ralph'ı seçmiş olmalarına rağmen kuralsız bir hayat sürmenin onlar için pek de iyi bir sonuç vermeyeceğini yavaş yavaş anlamaya başlarlar. Ve böylece, işler giderek karışır...
Gruplaşmalar, kavgalar, fikir ayrılıkları derken çocuklar kendilerini birden bir kaosun ortasında bulurlar. Gün geçtikçe kötü olaylar yaşanmakta ve bu kaos içinden çıkılamaz bir hale gelmektedir.
Benim kitap hakkındaki düşüncelerimi söylemem gerekirse, kitabın içine kesinlikle giremedim. Nedense kitabın başından sonuna kadar kendimi hep bir izleyiciymiş gibi hissettim. Ve bu kitaptan soğumama vesile olan asıl etkenlerden biriydi. Diğeri ise şüphesiz betimlemelerdi. Betimleme okumayı ne kadar çok sevsem de bu kitaptaki betimlemeler oldukça fazlaydı. Ayrıca bana akıcı da gelmediler. Çok zoraki ve uzatılmış olan betimlemeler yüzünden kitabı birçok kez elimden bıraktım. Neredeyse kitabın yarısı boyunca sadece adanın işlenmesi benim için çok sıkıcıydı. Taşlar ve kayalar, nehirler ve gölcükler, çalılar ve ağaçlar derken kitabın daha yüzüncü sayfasında olmam hevesimi kaçırdı. Kitap betimlemeler ve saysak bir elin parmağını geçmeyecek sayıda olan olaylar ile geçmekte bana kalırsa. Fakat bu olayların etkisin uzun bir süre devam ettiğini söylemeden edemeyeceğim. Ama yine de uzun bir süre sadece yürüdüler. Olaylar dediysem de çok sanmayın sadece üç bilemediniz dört başlık var.
1-Ateş Yakmak
2- Domuz Avlamak / Baraka İnşa etmek
3- Canavar
Sırayla gidecek olursak ateş yakma meselesi ile olaylara başlayabiliriz. Ralph'ın, gemicilerin onları görmesi için bir duman çıkartmaları gerektiğini söylemesiyle bu olaya giriş yapıyoruz. Ateşten çıkan duman sayesinde gemiciler onları görebilecek ve buradan en erken zamanda ayrılabileceklerdi. Aslında adada yetişkin bireylerin olmadığından çocuklarla birlikte güzel vakit geçireceklerini düşünen Ralph'ın bu fikri de zamanla değişecektir. Şimdi ise size daha önce bahsetmediğim bir karakterden konuşacağım. Jack. Kendisi şiddeti temsil eden semboldür. Kurallara uymayan, vahşi, isyankar tavırları ile koyulan üç beş kurala bile uymayan ve liderliği hakkettiğini düşünen bir karakter. Buradan da ileride gerçekleşecek liderlik kavgaları olduğunu anlayabiliriz. Jack domuz avlamak, keyif çatmak, kendinden küçük veya güçsüz olan çocuklara emir vermek gibi işlevleri olan ayrıca düzeni çok fazla bozan ve benim sevmediğim bir karakter.
Jack'in tek derdinin keyif çatmak olduğunu söylemiştim di mi? İşte bu olay da tam bu yüzden çıkıyor. Ateşin başında nöbet tutması gereken çocukların Jack yüzünden görev yerlerinden ayrılması sonucu ateş söner ve yakınlarında olan gemi onları göremeden geçip gider. Bu mesele yüzünden Jack ve Ralph'ın arası açılır ve kutuplaşmalar yavaş yavaş oluşur.
Domuz avlama ve baraka yapma meselesi de gene genel olarak Jack'in sorumsuz davranışları ve kendini kanıtlama çabası nedeniyle yaşanan bir durumdu.
Gelelim Canavar mevzusuna . Kitapta gerçekten üzüldüğüm tek yer olabilir. Simon...Size bahsetmediğim ama en sevdiğim karakter olan çocuk. İleri görüşlülüğü, mantıklı bakış açısı, nokta atışı tespitleri ve aşırı şeker bir çocuk olduğu için en sevdiğim karakter. Kendisi saf iyiliği temsil eden biri. Karanlıktan korkmayan ve bana kalırsa tüm çocukların arasında en cesur olanı. Canavar olayı ise adaya ilk geldikleri zamanlarda küçük çocuklardan birinin bir canavar gördüğünü iddaa etmesiyle başlıyor. Bu süreci anlatıp bu değerlendirmeyi daha fazla uzatmayacağım. En sonunda Simon canavarı bulmak amacıyla en tepeye çıkar ve aslında bir canavarın olmadığını onun aslında paraşütlü bir insan olduğunu arkadaşlarına söylemek için geri döner. Bu sırada Jack diğer çocukların korkularını atlatması için onlara bir çeşit kabile dansı öğretir ve mızraklarıyla dans ederler. Simon arkadaşlarının yanına geldiğinde canavar sanılarak vahşi bir şekilde öldürülür. Yani bir bakıma "Simon günahlarımız için öldü" mesajı verilmektedir. Jack'i cidden sevmiyorum şu an bunu çok daha iyi anlıyorum.
Gelelim son kısımlarına. Maalesef Domuzcuk da öldü. Hakkında pek bahsetmediğim ama orta derecede sevdiğim bir karakterdi. Bahsettiğim orta-soylu sınıfa ait olmayan çocuklardan birinin de Domuzcuk olduğunu söyleyebiliriz. Ona Domuzcuk dememizin sebebi gerçek adını bilmememiz, bu adın kullanılmasından ne kadar rahatsız olduğunu binlerce kere dile getirmesine rağmen hem adadaki hem de okuldaki arkadaşları tarafından hiç takılmamıştır. Domuzcuk ’un dışlanan bir çocuk olduğunu da buradan anlayabilirsiniz. Sadece kilolu veya gözlüklü olduğundan değil, sürekli olan nefes darlıkları ve alt sınıftan olduğunu belli eden konuşması yüzünden de çevresi tarafından dışlanmıştır. Domuzcuk kitapta aklın, sağduyunun ve gerçekliğin sembolüdür. Peki Domuzcuk niye öldü? Jack'in yandaşlarından Roger'ın atacağı bir kaya sonucu öldü. Şimdi ben bu Jack'i niye seveyim anca zarar.
Zaten kitaba başladığınız anda adadan kurtulacaklarını anlıyorsunuz. Ama bana kalırsa etkileyici bir çıkış değildi. Kitabın her saniyesinde adayı anlatmaktansa bu finale birazcık önem gösterilebilirdi. Yani kitap bana pek uymadı. Beğenmedim.