- Kısaca konu olarak: "Bu dev klasik, 15’inci yüzyıl Paris’inin toplum ve insan arasındaki çatışmalarına, insanların kendileriyle olan iç çatışmalarına ayna tutuyor. Yazar bu çatışmaların sebeplerini inanç, fiziksel engeller, sınıf farklılıkları ve yetişme tarzına bağlıyor. Çirkin ve kambur olan kilise zangocu Quasimodo ile Başrahip Frollo'nun çingene kızı Esmeralda’ya olan aşkları, bu kişilerin ruhlarında oluşan ikilemler..." şeklinde bahsediliyor.
- Bu kitap hakkında en sevdiğim şey ismi. Kitap kamburun hayatını anlatmanın çok ötesinde. Paris şehrini sayfalarca detaylarıyla anlatan bir kitaptan bahsediyoruz. Notre Dame katedralini de tabi. O sebeple hikayeden(kamburdan) kopmadan, mekan da belirterek(notre dame) isim vermesi çok hoşuma gitti. Kitap bittiğinde ilk düşündüğüm buydu. Çünkü kitaba başlarken pek araştırma yapmamıştım ve basit olarak Kamburun hayat hikayesini okuyacağımı zannediyordum.
- Konuda bahsedilen çatışmalar, inanç, engeller.... bence bu kavramlar tam olarak karakterlere oturtulmuş. Rahip Frollo karakteri topluma örnek olması gerekirken, kıza beslediği duygular ile çığırından çıkan kötü bir karaktere dönüşüyor.
- Çirkinliği yüzünden toplumda hor görülen ve sevilmeyen Quasimodo, içinde yaşadığı Notre Dame Kilisesi'nin ruhu olmuş durumda. Karakter, Esmeralda’ya olan aşkı ve Rahip'e olan sadakatinin ikileminde kalsa da iyi tarafımızı temsil ediyor.
- Quasimodo'nun çirkinliğine karşın Esmeralda'nın gönlünde olan yakışıklı Yüzbaşı Phoebus'un karakterini az çok tahmin edersiniz. Hugo, ön yargıları bir kenara bırakarak güzel olanın her zaman iyi olmayacağını anlatıyor.
- Paris şehrini detaylarıyla anlatması konusuna dönersek zevkle okuduğum sayfalardı. Mimar olmasam bu kadar dikkatimi çeker miydi bilmiyorum, sıkıcı bulanlar olabilir. Hem Paris, hem mimarlık, hem Notre Dame Kilisesi - içine hikaye yerleştirilerek - sıkmadan anlatılması güzeldi.
- Victor Hugo'nun hayat hikayesine baktığım zaman hep dikkat çeken konularda yazdığını gördüm. Toplumsal vicdana direkt olarak etki eden kitaplar yazmasının yanı sıra, her kitabı yazıldığı dönemde de büyük yankılar uyandırmış. Örneğin Notre Dame Katedrali.
- "Hugo'nun ilk romanı Notre-Dame de Paris (Notre Dame'ın Kamburu) 1831'de basıldığından büyük başarı kazandı ve çabucak Avrupa'daki diğer dillere çevrildi. Eserin etkilerinden biri de Paris şehrini utandırarak romanı okuyan binlerce turistin görmeye geldiği uzun süredir ihmal edilen Notre Dame Katedrali'nin restore edilmesi oldu. Roman ayrıca Rönesans öncesi yapıların da bakıma girmesi konusunda etki etti."
- Eski eserleri korumak her dönem için önemli olmalı, özellikle de içinde bulunduğumuz, o zamanki kadar nitelikli eserlerin çıkmadığı bu dönemde ekstra önemli. Hugo gibi bunu kitap yazarak yapamayız belki ama birey olarak elimizden geleni yapmak bizim de görevimiz.