·192 syf.····Okunma: 06 Temmuz 2021 17:32 Kürk Mantolu Madonna benim toplumun etkisiyle okuduğum bir Sabahattin Ali kitabıydı. Sabahattin Ali’nin denence akla gelen, dillere destan bir kitap olarak karşılaştım ben Kürk Mantolu Madonna ile. Karşılaştığım durumlarda her zaman müthiş bir övgü ile bahsedilen bir kitap oldu okumadan önce. Dolaylı olarak aşırı bir beklenti ile başladım kitaba.
Lakin toplumda okuyup yorumlayan insanlar ile aynı etkiyi bende oluşturduğunu düşünmedim kitabın sonunda. Sabahattin Ali’nin okuduğum diğer kitaplarıyla kıyasladığım zaman benim için olay örgüsü biraz daha öngörülebilir bir kitap oldu. Sabahattin Ali’nin çoğunlukla yazdığı kötü sonlu romanlardan sonra Kürk Mantolu Madonna’nın az buçuk sonunu ve nasıl bir olay örgüsü ile ilerleyeceğini tahmin etmek çok zor olmadı benim için. Bu nedenle kitabın son 50 sayfasında ne kadar içimde hala Sabahattin Ali’nin dilini okurken ki heyecanım devam etmiş olsa da aynı zamanda artık bitireyim, acaba benim tahmin ettiğim gibi mi bitiyor soruları oluşmadı değil.
Kitap hakkında bu ufak şikayetimden sonra kitap hakkında artı puanlarımız sıralama isem kitaba haksızlık yapmış olurum.
Aşka ve sevgiye karşı olan bakış açımın bu şekilde güzel kelimelere döküldüğünü görmek benim için harika bir histi. Birilerinin benim gibi düşündüğünü bilmek, aşırı etkileyici oldu. Hele ki aşk toplumumuzda bu kadar basitleştirilmiş, ağza sakız edilecekse kıvamdayken. Bu kitabı okuyan birinin aşka karşı bakış açısını 360 derece çevirebilecek şekilde yazılmış. Bu fazlasıyla mükemmel kaçmıyor mu her şeye rağmen?
Kesinlikle fazlasıyla mükemmel kaçıyor...
Bu kadar aşktan bahsettikleri sonra kitabın sadece aşk anlattığı düşüncesi zihinlerde yerleşebilir ama öyle değil. Kitabın bir çok yerinde daha doğrusu her yerinde yıllardır toplumda süregelen, olumsuz durumların kitapta çok güzel ve anlamlı kelime zincirleriyle anlatıldığını belirttirmek isterim.
‘... Gerçi etrafları tarafından anlaşılmayan, haklarında daima yanlış hükümler verilen insanların zamanla bu yalnızlıklarından gurur ve acı bir zevk duymaya başladıklarını biliyorum...’
Tam olarak tüm dünyayı anlatana bu ufak kesit bile şu anki toplumu anlamamız için yeterli bir ölçüt olabilir bence. İnsanların ‘Yapamazsın.’, ‘Sen kimsin ki bunu yapasın?’ adı altındaki küçümseyici ön yargılarının nelere sebep olduklarını gözlerine sokulması için ya da kendisine karşı ön yargılı davranılmasından nefret edilirken başkalarına karşı yaptıkları davranışların günümüzde iletişimsizliğe, topluluk içindeki bireysel yalnızlığa yol açtığını kelime oyunlarıyla ortaya döken, aşırı anlamlı ve özel bir alıntı benim için.
‘... Bir kadının bize her şeyini verdiğini zannettiğimiz anda onun hakikatte bize hiçbir şey vermiş olduğunu sandığımız sırada bizden, bütün mesafelerin ötesindeymiş kadar uzak bulunduğunu kabule mecbur olmak acı bir şey... ‘
Bu kısa alıntıyı defalarca okudum, defalarca okutturmak da istiyorum. Ve her okuduğumda daha bir güzel, daha bir anlamlı geliyor zihnime. İlk okuduğumdan beri zihnindeki en net çizgi Sabahattin Ali’nin gerçekten kadınlar anlayabilen, onların içini görebilecek nitelikte bir yazar olduğudur. ‘Bir kadının bize her şeyini verdiğini zannettiğimiz anda onun hakikatte bize hiçbir şey vermemiş olduğunu.. ’ özellikle bu kısım en doğru kısım gibi geliyor. Bir kadının yıllar sürece tanısan bile hala onun sana vermediği o kadar şey vardır ki saymakla bitmez. Bir nevi Pandora’nın kutusunun canlı halidir kadın. İçinde müthiş güzellikler, hakikat bilgileri saklar buna rağmen ulaşılması, kilidinin zor açılması bir o kadar zordur.
“... Demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar... “
Günümüzdeki bir çok insan ilişkisinin sonucu aynı bu cümlede anlatılan gibi olurken. Bunun yanı sıra bir kabiliyetimize neden olurken bunun yanında bir şok kabiliyet kazandırdığını düşünüyorum. Güç, insanları tanıma iç güdüsü, kişisel sınırlar... Hepsinin çok değerli olduğunu ve bu yeni kazandığımız kabiliyetlerin eskiden kaybettiğimiz inanmak kabiliyetini daha sağlam temeller ile geri getireceğine inanıyorum.