Romanı severek bir çırpıda okudum. Düz gelişen bir roman, yani geriye dönüşler, farklı bakış açısından anlatım, falan yok! İyi durumdaki bir ailenin yoksullaşması ile universitede öğrenciliğini sürdürmeye çalışan Fazıl'ın iki farklı kadın ile yaşadığı aşk hikayesi.
Kadınlardan biri Hayat Hanım, yaşı geçkin, ama hala güzelliğini koruyan, olgun ve dolgun, şen şakrak, edebiyattan anlamayan, okumayan ama televizyon belgeselleri ile genel bilgisini tamamlayan, hayat dersi aldığı belli olan, içmesini de sevişmesini de bilen, ilişkilerinde bağımsız bir kadın. Hangi yüksek okul öğrencisi genç adam böyle bir kadın ile cinselliği tanımak istemedi! Ahmet Altan öğrencilerin hayalindeki kadını bize armağan ediyor!
İkinci kadın (Sıla) ise Fazıl gibi aynı kitapları okuyan benzer konularla ilgili, aynı sosyal konumda benzer sorunlarla karşı karşıya... Bu kadın da cinsel olarak açık ve özgür, bağımsız. Hani biraz aşk gibi ama onun ötesinde daha çok kader birliği arayan iki insanın ilişkisi!
Bu iki aşk mı desem cinsel birliktelik mi her ne ise beni öğrencilik yıllarımın hayali kadınlarına götürdü....
Romanda yüksekokul prof.larının edebiyat kuramına ilişkin düşünceleri, Ahmet Altan'ın edebiyat eleştirisine ilişkin düşünceleri olsa gerek, ilginç. Ayrıca roman son yıllarda Türkiye'de politik değişimin sosyal yaşama etkileri, özellikle adaletsizlik, polis devletinin baskısını özellikle dile getiriliyor.
Her iki kadınla karşılaştığı yer de oldukça ilginç! Pavyon tv nin çekim seti.... Yani bunu akıl etmek de gerek :)