Puan vermedi·99 syf.··
2021 58. kitabı
Barış Bıçakçı’nın on dört öyküsüne yer verdiği 2021 baskılı kitabımız. Barış Bıçakçı ile tanışmam “Bizim Büyük Çaresizliğimiz” ile oldu. Daha sonra filmini de seyrettiğim bu kitap derin ruh çözümlemeleri ile beğenimi kazanmıştı. Biliyorum çok klişe bir tabir. Ama bu iki orta yaşlı adamın kendilerine emanet edilen genç bir kıza olan duyguları ve bunların ifade biçiminin ustalığını başka nasıl anlatırım bilemiyorum. Kitabı bitirince yazarın sosyal medyada fotoğraflarını aradım- nedense okuduğumuz yazarı illaki görmek isteriz-ama bu bir hayalet yazardı. Hatta itiraf edeyim ilk etapta filmdeki oyunculardan birini yazar zannedip izledim filmi. -O anki kafamı gerçekten merak ediyorum- Oyuncuların adına bakmak aklıma bile gelmedi. Tabi daha sonra gerçeği öğrenince bu, hayalimi ele avuca sığacak maddeleştirme çabalarım da sonuçsuz kaldı. Bir kitap uygulamasında yazarın belki de ortalıkta görebileceğimiz tek fotoğrafına rastlayınca filmdeki oyuncuyu yazar sandığım ve çok da uygun bulduğumdan size saçma gelmesi muhtemel okuyucu fantezisinden bir türlü kurtulamadım. Barış Bıçakçı denince hafızamda yer eden görüntü değişmiyor maalesef. Yazarın son kitabına gelene kadar Sinek Isırıklarının Müellifi, Seyrek Yağmur da olmak üzere üç kitabını okumuştum. Bir yazarı bir kitabıyla tanıyamayacağımı bildiğim gibi bir yazarı, yazdığı bütün kitaplarla tanıyamayacağımı da bilirim. Kimsenin kimseyi tanıyamadığı dünyada kurgusal gerçekliğine hayran olduğum birinin bütün kitaplarını okusam da aramızdaki en kısa mesafe (!) hiç kapanmayacaktır. “Dili çok iyi, üslubu şahane, öyle böyle değil…” gibi artık klasikleşen ve okuduğumda beyin kıvrımlarımda kekremsi bir tat bırakan söylemlerden tabana kuvvet kaçarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Barış Bıçakçı benim için özel olma yolunda ilerliyor –ki bunun yazarın umrunda olmadığını da adım gibi biliyorum- Yazarlar için okurları ne ifade ediyor hep merak etmişimdir.Uzaklarda bir yerde yazdığım satırları okuyup dünyama sızmaya çalışan birini düşünmek açıkçası beni ürkütüyor. İşin doğrusunu söylemek gerekirse yazma fikri bile beni ürkütüyor. Öyküleri tek tek ele alıp özetini geçmek gibi bir girişimde bulunmayacağım. Yazarı öncesinde bilen ve okuyanlar eminim bu son kitabına da hemen kavuşmak istemişlerdir. Bazıları yazarın öncesinde yazdıklarının daha iyi olduğunu, bu kitapla hayal kırıklığına uğradıklarını yazmış. Ben her kitabın bir öncekinden çok daha iyi olması gerektiği fikrine katılmıyorum. Yazar üslup değiştirebilir, yeni bir şeyler denemek isteyebilir ya da kimin ne dediğini umursamaz, yoluna bakar, işine bakar. Bu okuduğum dördüncü kitabıydı ve hepsini ayrı ayrı sevdim. Kitap bittiğinde ona ayırdığım zaman için esef etmedim. Bazı cümleleri tekrar tekrar okudum, çizdim, düşündüm. Daha ne olsun. Elimde bir eleştirel tırmık kurcalayıp dursaydım belki de alacağım lezzeti kaçıracaktım. Aslında bu okuma, inceleme ve kitap hakkında değerlendirme yapmalar konusunda yazar “Eşelek” adlı öyküde düşüncesini yansıtmış; hadi diyelim “kurmaca karaktere el vermiş, buyur sen söyle benim söylemek istediklerimi” demiş. Öyküde geçen cümleler aynen şöyle: “Elimizde kitap gülümsüyorduk. Sonra hepimiz sırayla okuduğumuz kitap hakkında fikirlerimizi söylüyorduk. Bana, cümlelerimizle kitabı, yazarı kendi çizdiğimiz bir çemberin içine almaya çabalıyoruz gibi geliyordu.”  Eşelek adlı öykü  “Gerçek,  annelerimizle kurduğumuz ilişkidir. Gerçek en basit haliyle budur.” cümlesiyle gönlümde ayrı bir yer kazandı. Kitapta altını çizdiğim onlarca cümleyi buraya yazarsam okuyanlara yaralarımı teslim etmiş olur muyum? En iyisi herkes kendi okusun, bıçak gibi keskin cümlelerle daha da yaralanır mı yoksa dağlanıp iyileşir mi kendi karar versin.
Doğum Lekesi Gibi Bir GülümsemeBarış Bıçakçı · İletişim Yayınları · 20212,414 okunma
·
69 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.