·264 syf.··Beğendi
···Okunma: 05 Ocak 2022 01:39 Kurgu olmayan,başta otobiyografik bir anlatı gibi başlasa da sonraları sanırım gerçek bir Solnit metnine dönüşen kitap. Eşitsizliklerin görünen görünmeyen yüzlerini öne sürüyor,aydınlatıyor,öğretiyor, birlikte yaşamanın yollarını gösteriyor.
Ezilen bir çocuk,genç, bir aktivist bir feminist, bir gezgin, elbette bir kadın ve yazar olarak.
Kitabın arka kapağında; "Kadınların sessiz kalmasını tercih eden bir toplumda kadın bir yazarın kendi sesini bulma öyküsü, sanatçının genç bir kadın olarak portresi..." der.
1980'lerin San Francisco'sunda kadına yönelik şiddetin hem sokakta hem de toplumun her kesiminde kol gezdiği,ırk ayrımının devam ettiği dönemde,Rebecca Solnit'in yaşama hazırlanma ve yaşamda kalma süreci diyebiliriz buna.
19-20 li yaşlarında evdeki şiddetten kaçarak, siyahilerle dolu bir mahallede kendi dairesinde (ona mutluluk veren) kendini bulma, özgürlüğünü keşfetme ve arkadaşının verdiği masada yazmaya başlaması, adaletsizlikleri, sınıf ayrımını ,kadınları küçumseyen otorite figürlerinden,kadınların sessizleştirilmelerinden ve bunun sonucu olarak taciz ve tecavüzlerden
kendi yaşamının seyrinde karşılaştığı sorunların toplumsal boyutlarını farketmeye ve bunları dile getirmeye başlayan Solnid, kadın hakları savunucusu olmaya giden yolda bununla nasıl mücadele ettiğini dile getiriyor.Ve feminizmle yakınlaşıyor.
Ardından bütün mücadele edenlerin toprakları için ABD ile boğuşan,gelir eşitliği için uğraşanların,doğayı korumak için ellerinden geleni yapanların,nükleer karşıtı protestocuların vb.konuları anlıyor,pek çok şeyden vazgeçip onların yanında yer alıyor.