Ateşi Okumak
Puan vermedi·289 syf.··
2024 7. kitabı
Kış aylarında tek bir düğmeyi çevirerek ya da bir kibrit veya çakmak çakarak dışarısının acımasız soğuğundan korunabiliyoruz. Yiyeceklerimizi ocaklarımızda bir çıt sesi ile pişirerek tüketebiliyoruz. Doğaya bağımlı olduğumuz, üstesinden gelemediğimiz durumlar hala yok değil. Deprem, yanardağ patlaması, sel gibi felaketlere ilkel toplulukların yaptığı gibi tepki veriyoruz: korku duyarak. Ancak ilkel insanlardan, ateşin her daim elimizin altında olması gibi bir gerçek ile ayrılıyoruz. Mağara veya yeraltı oyuklarında barınarak dışarısının olumsuz koşullarından bir nebze kurtulan insanın baş etmesi gereken çok büyük bir sorunu vardı: Soğuk. İnsanlık tarihi yanında, üzerimize giysiler geçirmemizin tarihinin çok yeni olduğu düşünülünce soğuktan korunmak isteyen insanların uzunca bir süre savunmasız olduğu görülür. Avcı-toplayıcı insanların karşılaştığı diğer bir güçlük de av etinin pişirilememesi, güneşte kurutulması, sıcak mevsimlerde çabuk bozulması; meyvelerin ise olduğu gibi tüketilmesidir. Ateşin keşfedilmesi ilkel insanlar için bu iki büyük sorunun bertaraf edilmesi anlamını taşıyordu. Artık insanlar soğuktan korkmak zorunda kalmayacak ve yiyeceklerini daha sağlıklı ve lezzetli bir halde tüketebilecekti. Bu önemli keşifle ilgili dünyanın hemen her coğrafi bölgesinde mitler ortaya çıkmıştır. Bu mitlerin hepsi, ateşin ilk olarak nasıl ortaya çıktığı sorusuna verilmeye çalışılan cevaplara dayanır. Ancak biz bu cevaplarda insanların ateşi anlamlandırma çabalarının yanında, o insanların doğa ile kurduğu bağı, inançları, özellikle ateşe sahip olan diğer insan topluluklarına duyduğu kıskançlığı da buluruz. Bu mitlerin nasıl derlendiği sorusuna gelirsek; kitapta okuyacağınız hemen her mit, o bölgeye daha sonra ulaşan “medeni” dünya insanlarının, bölgenin ilkel insanları ile yaptığı araştırmalara dayanır. Bu insanların çoğunun o bölgeye istilacı, misyoner kimliği ile gitmesi ve ateşin kökeniyle ilgili yapılacak çalışmalara kaynaklık etmesi çelişik, belki de eleştirilmesi gereken bir durumdur. Kitapta Avustralya’dan Amerika’ya, Asya’dan Avrupa’ya çeşitli coğrafyalarda yaşayan insanların mitlerine yer verilir. Ele alınan mitlerde ateşin kaynağının bir tanrıya, güneşe, bir yanardağ patlamasına, ağaca isabet edip onun yanmasına sebep olan bir yıldırıma, rüzgarda birbirine sürten dallara, hayvan veya yıldızlara dayandırılır. Bu mitler derleme yapılan ilkel insanların ataları tarafından kendilerine aktarılan inanışları içerir. Mitin ortaya çıkmasını takip eden yüzlerce yıl boyunca kuşaktan kuşağa aktarılan bu söylentilerin değişikliğe uğradığı da muhakkaktır. Bu mitler o insanların ateşin kaynağı yanında, hangi yöntemlerle ateş elde ettiklerini de göstermesi bakımından değerlidir. Birbirine yakın coğrafyalarda anlatılan mitlerin, küçük farklarla birçok ortak nokta içerdiğini görüyoruz: Bir mitteki tavşan diğer mitte geyik oluyor; bir mitte ateşe sahip olan yaşlı bir adam iken, diğerinde yaşlı bir kadın olarak çıkıyor karşımıza. Ancak binlerce kilometre uzakta oluşan mitlerde dahi ortak olan bazı hususlar var: ateşe sahip olan varlığın (insan, tanrı, hayvan vs.) kendisinden ateş isteyenlere bunu vermek istememesi, ateşe sahip olan kişi ya da toplulukların kıskanılması, bir hileyle ateşin bir kısmı veya hepsinin çalınması. Bu durum insanlar arasındaki rekabetin bir var olma savaşını işaret etmesi bakımından da önemlidir. Çünkü ateşe sahip olan ve onu tekrar tekrar yakma kabiliyetini edinen topluluklar, diğerlerinden daha kolay, ayrıcalıklı ve üstün bir yaşama sahip olacaktır. Bazı mitlerde ateşin sahibi ve onu diğer varlıklardan esirgeyen, bazılarında ise ateşi insana ilk getiren varlık olarak karşımıza sık sık çıkan hayvanla ilgili Frazer’in yanıtı, bu dönemlerde insan-hayvan arasında keskin bir ayrımın yapılmıyor oluşudur. İlkel insanlar, kendi yaşam ve akılları ile onlarınkiler arasında yakın benzerlikler bulmuşlardır. Bazı mitlerde gerçek bir hayvan olarak görünen bir varlığın, bazı metinlerde hayvan kılığına bürünmüş bir insan olduğunu görürüz. Bu değişimi, sonraki kuşakların mitte anlatılanları daha mantıklı bir çerçeveye oturtma ve akılcılaştırma çabaları olarak okuyabiliriz. Farklı kıtalarda yaşayan insanların benzer mitler anlatmasının sebebini bir yaratıcıya mı, ortak bir akla mı, yoksa birbirinden tamamen habersiz bir şekilde tesadüfen ateşi bulan ve sonra onu geliştiren insanlara mı bağlamalı? Yazar bu sorunun cevabını sonuncusuna bağlıyor. Farklı coğrafyalarda yaşayan insanlar tarafından ateşim birçok kez keşfedildiğini belirtir. Frazer, ateşin keşfine kadar insanların yaşadığı iki zaman diliminden daha bahseder. İlki, ateşin olmadığı dönem. Bu dönemde insanlar ateşin varlığından bile habersizdi. İkincisi ateşin kullanıldığı dönem. Bu dönemde insanlar yıldırım ya da yanardağ patlamalarından vuku bulan yangınlardan elde ettikleri ateşi kullanıyor ancak sönen bir ateşi yeniden yakmasını bilmiyordu. Dolayısıyla dışsal koşullara olabildiğince bağlıydılar hala. Üçüncü dönem ise ateşin yakıldığı dönemdir. İnsanlar bu dönemde iki dal parçasını birbirine sürterek kıvılcım elde etmeyi öğrenmiş, üstelik bu ağaçların hangileri olmaları gerektiğini öğrenecek kadar uzunca vakit de geçmiştir. İki taşın birbirine vurulduğunda çıkan kıvılcıma tesadüfen şahit olan insanlar, zamanla bunu metal-taş ilişkisi ile elde etmeye çalışmışlardır.
Ateşin Kökenine Dair MitlerJames G. Frazer · Doğu Batı Yayınları · 037 okunma
·
109 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.