Puan vermedi·236 syf.··
2022 3. kitabı
Ağır ilerleyen ama sayfaları çevirmeyi durduramadığım, tabiri caizse bal gibi akan bir kitaptı. Ağırlığının bulabildiğim sebeplerine geçmeden önce söylemem gerek ki, kitap arka kapağına bakınca düşündüğüm gibi bir çevre kirliliği/distopya romanı olmaktan çok uzak. Ne olduğunu bile bilmiyoruz, tek bildiğimiz sonun kaçınılmaz şekilde geldiğinin anlaşılmış, insanlar tarafından sezilmiş olması, ancak dünyanın bu kapanış sürecinin -en azından yaşayanlar için- uzun, çok uzun sürmesi. Kitapta gerçek dünya ve "duvarın ötesindeki" dünya var -gerçek anlamda-. Anlatıcımız evinin duvarından geçip başka odalara, yaşamlara, anı kırıntılarına, geçmişin kalıntılarına, hiç yaşanmamış anlara giriş yapabiliyor. Gördükleri nasıl açıklanır bilmiyorum, geçmiş dünyaya dair bilgilerinin çöplüğü, şimdiki zamandaki hislerinin yansıması, birlikte yaşadığı kız Emily'ye dair tahlillerinin karışımı gibi bir şey. Anlatıcı kendini anlatmıyor, onu hep dış dünyaya dair tahlilleri ve bir de duvardan geçince gördükleri aracılığıyla yaklaşabiliyoruz anlamaya, o yüzden normalde bu tür rüya, bilinçaltı anlatılarını sevmesem de ve kitabı ağırlaştırmış olsa da duvardan geçişlerini okumaya değer ve ilgi çekici buldum. Ama kitabı benim için ağır kılan asıl şey sanırım zihnimin anlatılanları reddetmesiydi. Klasik bir hayatta kalma öyküsünden çok uzak. Dünyaya bir şey olmuş, bir şey denemeyecek bir şey belki de, çünkü aniden değil, bir başlangıcı olduğu da söylenemez. Ama yalnızca geriye dönüp bakınca anlaşılabilen ve "olmuş" denilebilen bir şey. İnsanlar normal yaşamı parça parça terk ediyor ama normal yaşamın bir kısmına da hala tutunabiliyor. Bu tezatı kavramak çok zor. Yeni nesiller için artık eşya sahipliği, kişisel eşya kavramları yok olmakta, dil gerilemekte, yepyeni bir hayatta kalma anlayışı ve kültür oluşmakta. Sıradan vatandaşlar ve göçebe hayata hazır olana kadar toplanıp kaynaşan "kaldırımdakiler" var. Oluşan yeni toplumu en dramatik şekilde gösteren ise küçük çocuklardan oluşan çetelerdi. Bu çocuklar çalarak, saldırarak hayatta kalmayı başarıyor, ama insanlığa dair bildikleri bir şey yok. Bir an birlikte yemek yerken ertesi an yemek siz olabilirsiniz. Dünyanın sona erişi uzun sürünce herhalde, eski dünyayı tanıyan ve evinde hala hayat normalmiş gibi kendini kandırarak yaşayan anlatıcı ile yok olmakta olan dünyaya doğmuş bu çocuklar arasındaki zıtlığı görebiliyoruz. Yazar, çevre kirliliğini, azalan kaynakları anlatmıyor. Kendi tabiriyle, "şey"i anlatıyor. Şey, insanın yetersizliği, iflah olmaz farkındalık, bazen deprem, bazen ölümcül salgın hastalık, bazen iklim değişikliği kılığına giren bir güç. Bir şeylerin sonsuza dek değiştiğinin bilincine varmak. Ama bu sefer ayrıca, dünyanın sona erdiğinin farkına varmak. Eski ve yeni hastalıklar, solunan havanın ciğerlere yapışan türden olduğunu bir gün fark edivermek, yeni hayal dünyalarının kuzeydeki gerçek yemek yetişen çiftlikler olması. Yaşamaya devam etmek ama aslında her şeyin uzatmaları oynadığını bilmek. Bu kitap bunu anlatıyor, ve bu atmosfer bana ağır geldi. İncelemem de bu sebepten ağır oldu sanırım, ama kitabın okunmaya değer olduğunu düşünüyorum ve hatırlayabilmek için de bunları yazmam gerekti. İnceleme de kitap gibi aniden bitsin o zaman.
Hayatta Kalma GüncesiDoris Lessing · Can Yayınları · 2017240 okunma
·
425 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.