İkinci kez okuduğum Bartleby beni ilk kitaba kıyasla oldukça yoğun duygular içerisinde bıraktı. Halbuki ilk okumada da etkilenmiş, onu en sevdiğim kitaplar listesine almıştım bile. Demek ki duygunun da ötesi varmış..
İlk okuduğum kitap gittiğim kitap fuarındaki görevlinin birkaç kitap satın aldıktan sonra -bunu da okumalısın diyerek, hediye ettiği kitaptı. İkincisi hem alıştığım hem en sevdiğim seri olan İş Bankası Kültür Yayınları Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi serisi oldu.
Farkettiğim detaylardan:
İlk kitapta Türkçe isimler kullanıldığı için göremediğim “Turkey=Hindi” eşleşmesini bu kitapta görünce garip buldum. Turkey demek hindi demek miymiş? ️
Yine ilkinde ‘Sahipsiz Mektuplar Ofisi’ detayı bu yayında ‘Ölü Mektupları Dairesi’ olarak geçiyordu. Sahipsiz mektup görevlisi olmak çok zor olmalı diye düşünmüştüm ama bir de ölü mektupları yakma görevlisi olmanın verdiği dünya yükü tahmin edebilme ötesinde... Bunu farketmek duygusal anlamda sarstı beni.
Kitabın ilk sayfalarını tebessüm ederek okudum, ama sona geldiğimde bu tebessümler isyankar bir duygu yoğunluğuna bıraktı beni. Öncesinde tam “toplumun her türlü dayatmasına karşın pasif bir direniş” diye nitelendirdiğim davranış biçimi yakaladığım birkaç kelime ile beni muğlak bir dehlize doğru fırlattı. Kişisel tercihlerin her şeyin üstünde olduğunu düşünen ben, zaman zaman gerek toplum, gerek yaşayış kuralları, gerek aile, gerek iş kısaca yaşamımızda bulunan her bir unsurun bizi bir şekilde tercihlerimiz dışında davranmaya yönlendirebiliyor olduğunu düşünüyorum. İşte Bartleby karakterini bu kadar sevme nedenim de bu olmalı. ️
Dünyanın bütün yalnızlıklarını toplayan adam bu kez evime geldi, evime misafir oldu. Ah Bartleby ah insanlık! diye ben de yine sızlanmak zorunda kaldım, öyle içten ki bunu izah edemiyorum.
Ne yapabilirim peki?
Hissiyatımı yansıtamamanın vermiş olduğu iç huzursuzluk ile kitabı kapatabilirim ancak.
İyi okumalar.
Katip BartlebyHerman Melville