Ben bu tarz kitapları açıkçası biraz zihnimi boşaltmak, eğlendirmek, okuma hızımı arttırmak için okuyorum. Gayette keyif alıyorum bazı kitaplarda. Keyifte aldığım yerler oldu. Kitap sayfası fazlada olsa dil akıcılığıyla hemen biten bir kitap oldu kendisi. Karakterlerden kısaca bahsedersem cidden sinirlendiğim yerler oldu özellikle Helin karakterine. Artık yumruğunu masaya vur bir göster kendini kızım dediğim yerlerde utançtan ağladım sayende Helin sağ ol. Kitabın benim açımdan en büyük sorunuydu bu. İntihar etmeye çalıştıktan sonra sanki nöbetçiler onu bırakmayacakmış gibi oturup bisiklet boyaması gülüp eğlenmesi. Oradaki intihar psikolojisini asla hissedemedim ve kabullenemedim. Helinin hemen Yankıya güvenmesi zaten bence olmamalıydı. Güven benim için çaba gerektiren bir his içten gelmeli ve bir noktada karşılıklı olmalı. Yankının bu kadar güvensizliği karşısında Helinin böylesine aç bir duyguyla Yankıya güvenmesi pek kafama yatan bir olay değil. Ajanlığı… konuşmak dahi istemiyorum susuyorum. Mutlu ve Bartu ikilisi cidden cringe mizah üstadları. Kendini sürekli tekrar eden aptal bel altı şakalarından bıktım. Işık sanırım en sevdiğim karakterdi. Empati bu kitapta ben de en çok yer eden duyguydu. Her bir karakterin yerine kendimi koydum. Mecburiyetliklerini, çaresizliklerini, mutlu mutsuz her anını okumadım sanki dinledim, hissettim ve yatıştırdım. Kitapla alakalı en olumsuz yorumum Helinin nöbetçilere karşı karşılıksız beslediği bazı duygular. Mizah adına yazılmış saçma ve bir nokta da iğrenç şakalar. Olumlu yorumum ise karakterlerin duygularını düşüncelerini yeri geldiğinde hissetmem benim deyimimle dinlememdi. Keşke biraz daha şu göreve gittikleri sahnelerden olsaydı da mutlu bartu sahnelerinde daha az acı çekseydim.