10/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2022 24. kitabı
Öyküleri vardır canlıların, nesnelerin ve her şey ölür bir gün; çürür… Hatta var olan ne varsa en güzel göründüğü anda gözle görünmez bir çürüme başlamıştır bile…  Kısacıktır aslında insan ömrü, güzellikler ve çirkinlikler arasında tükenir tadına varamadan. Sevgili Bayram Sarı’nın Mimozalar Çürürken adlı kitabını bu duygularla okudum; insanın çelişik ruhsal yapısıyla yüzleşerek… İlk öykü, Felsefe mezunu bir ölü yıkayıcının dilinden, içimizi ürperten satırlarıyla Gassal’dı… “…Ölüme isyan ettiğim anlar oluyor bazen. Genç ölüler üzüyor beni, yaşanmamış yılları yüzünde taşıyan genç ölümler. Âşık olamamış, çocuk sevgisini tadamamış, dünden yarına geçerken gününü kaybetmiş genç ölümlere, döktüğüm sularda gözyaşlarım da olmuştur her zaman. Yaşananlar çoğu zaman yansıyor ölü yüzlere…” Mimozalar Çürürken’de yazar, seçtiği karakterlerin iyi, doğru, çirkin yüzleriyle karşılaşacağımızın işaretini veriyor her dönemeçte; cesurca, eğilip bükülmeden, olduğu gibi, tam da böyledir, dedirten anlatımıyla. “… Metro sırasındaysa pis kokulu bitimsiz bir izdiham vardı. İkide bir önlerine çıkan reklam panoları kadar sıkıcı, kötü bir hikâye daha anlatabilmek için göz ucuyla sizi izleyip kolunuzdan çekiştiren mutsuzlar yerlerini almıştı. Birinin size yaslanıp yaslanmayacağına dair belli belirsiz bir endişe hissetmemek olanaksızdı. Bir kadına yer vermemeye karar veren ve bu yüzden ondan nefret eden bir adam, kendisine yer vermediği için adamdan nefret eden bir kadın neredeyse silahlarını çekecekti. En kötüsü de nefeslerin burunlarda başlattığı pis hayal oyunları ve insan vücutlarını saran eski giysiler vardı. (…) Terleyen, üşüyen, kokan, yorgun, endişeli! Bu insanların yaşadığı, çiğ renkleri barındıran yırtık duvar kâğıtlarıyla döşenmiş odalarını hayal etti: Küveti olmayan banyoları, kasvetli koridorları, binaların arkasında yeşillik yüzü görmeyen balkonları… Aşkın, ayartma kılığına girdiği ve hehangi bir köşesinde alçak bir namus cinayetinin işlendiği üst daireyi… İllegal bir ilişkiden düşen ölü cenini… Uzun yaz aylarında, yerinden sökülen duvar kâğıtları arasında geçirilen terli sevişmeleri… Özensiz, yorgun eşlerin kullanılmış çay kaşıklarını daldırarak şekerin içinde izler bıraktığı küskün kahvaltı sofralarını… Dün sabah metroya elinde taze çiçeklerden yapılmış buketle genç bir kızın bindiğini anımsadı. Çiçeklerin kokusu havayı temizlemiş ve vagondaki herkeste kısa bir “yaşıyoruz” heyecanı uyandırmıştı…” Bilinmeyen insanlar, âlemler, hayal dünyasını zorlayan olaylar... Bir yazar ve kızıl saçlı bir kadın kimi öykülerin değişmez öznesi…    “… Rakı maviydi, gece ve aşk siyah. Kentin ortasından geçen su karanlıktı, akarken zamanı da beraberinde sürüklüyordu; kıyısında durmuştum, yaşamın kaynağına gitme düşleri kuruyordum. Yenileceğimi anlamam için işaretleri takip etmeme gerek yoktu, yaşadıklarımı tutkulu cümlelerle, ayrıntılara girerek anlattığımda, önce tüm bunlar inanılmaz gelmişti sana, sonra sıkıldığını, rahatsız olduğunu gözlerin söyledi. Sorduğun sorular kesildi ve yoğun bir sessizliğin ortasında yalnızlığımı hissettirmelerin başladı. Uyumluların umutsuz bulduğu direnişleri yüreğimde büyütmüştüm ve şehir utancını hep polis sirenleri, tabanca patlamaları, gaz bombaları ve ezan sesleriyle saklıyordu...” Birbirinden güzel öyküleri keyifle okudum. Striptizciyi Kim Öldürdü adlı öykü, anlatımda zirve bence, inanılmaz bir gözlem şöleni sunuyor… Ellerinize, yüreğinize sağlık Bayram Sarı… Kitaplar iyi ki var…
Mimozalar ÇürürkenBayram Sarı · Edebiyatist · 20218 okunma
·
268 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.