Puan vermedi·127 syf.····Okunma: 11 Şubat 2022 21:08 Yazar: Zeynep Altunok
Eser: Kuşlardan Sonra
Yayınevi: Telmih Yayınları ISBN: 978-625-00-0334-3
İnceleyen : Fatih Kaplan Gazeteci-Yazar
Eserin ilk sayfalarında yazarımızın öz geçmişi aktarılırken; 2004 yılının yaz aylarının son demi olan bir Ağustos gününde Bozkır’ın yiğitler şehri olan… satırlarla giriş yapılan satılarda; …Eğitim hayatına ilk olarak “Edep” kelimesiyle ailede başladığına inanan Altunok… cümlesiyle bir aileye verilebilecek en güzel hediyelerden birini vermişken ailesinden aldığı tüm güzellikleri tek bir cümleyle özetliyor; Yazarımız Zeynep Altunok.
Genç yaşında ailesinin karşısına böyle güzel bir eserle çıktığı için tebrik ederiz.
Yazarımızın, yaşamında ve eserde emekleri geçenlere teşekkür ettiği kısımdan sonra iki değerli profesörlerimiz; Prof. Dr. Mustafa Karabulut v Porf. Dr. Nurullah Çetin’in eser hakkındaki görüşleri yer almakta.
Eserimizin editörü, Ömer Akyüz’ün yazdığı satırlar şöyle başlıyor; “İlklerin verdiği heyecanı bilir misiniz?” işte o ilk heyecanı yaşamak hele bu yaşta yaşamak ne güzel bir duygudur. Eminim ki yazarımız bu ilk eseri çıktıktan sonra ölümsüzlük şerbetinden içenlere dahil olduğunu daha bir güzel idrak ederek, yazarak milletine hizmet etme sevdasından ölünceye kadara ayrılmayacak.
…Kimi zaman da başkasının yerine koyabilmeli kendini; ağlayan birine “Gül”, inleyen birine “Sus” diyebilmeli. Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli. Diyor yazarımız önsözde. Bu satırların ardından hayatına yön veren dedesine olan hürmetini, sevgisini paylaşıyor okurlarıyla…
Geçelim hikayelerimize;
Kuş Dili:
Hikayeyi okumakla okurken yaşamak arasındaki farkı hissetmek okur için çok önemlidir. Yazar, kelimeleri yan yana getirip inci gibi dizerken ortaya çıkan cümlelerle siz, merak ediyor, adım atıyor, heyecanla bir sonraki cümleye dahil oluyorsanız yazarımız işinin hakkını vermiştir diyebiliriz. İşte ilk hikayemiz bu tarife uyuyor.
Başlığı konuyu merak ettirirken dedesinin emanetlerini bulmak için eski köyüne, köy evine giden kızımızla adım atmaya başlıyorsunuz.
…Patika yol, dikenlerin ve ağaç dallarının yanı sıra heyelan ile çökmüş geçitlerden oluşuyordu. Birçok kez yoldan geri dönmeyi düşünsem de merakım beni engelliyordu. Küçük baltam… (S.19) Yazarımızla beraber bu patikalardan beraberce yürüyorsunuz. Bazen ayağınıza diken batıyor bazen de taşa değiyor. Yalnızlığı yaşayan, ıssız köyde, sessiz ve tozlu tavan arasında aradığınızı bulduğunuzda geri dönüş yolunda, size öğretilen; Kuş Dilini bilen biriyle sohbet etmeye başlıyorsunuz. Akşam yaklaşınca ertesi gün tekrar buluşmak için yola düşüyor ertesi gün yola düşüp düş mü gerçek mi? diye aynı dili konuşmak için yola düştüğünüzde akşama kadar bir umutla bekliyor, dakikalarca bekleyip umudunuzu kesince yola düşüyorsunuz. Hayal mi gerçek mi diye düşünürken; …Patikaya geri yürümeye başlarken tek kelimelik bir kuş dili sesi duymuştum. “Merhaba!” (S:22) Bu satırlar arasında onlarca kez patika yolda geziniyor ve kuş dilini konuşanın kim gerçek mi hayal mi olduğunu düşünüyorsunuz.
Yasak Elma:
Toplumumuzun yaşadığı hatta kendi ellerimizle oluşturduğumuz bir baskıcı zihniyetin altında kıvranan bir insanın neler yaşadığını gözler önüne seren ve tümden çözmemiz gerektiğini düşündüğümüz bir meseleyi eserine yerleştirmiş yazarımız. Belki de yaşadığı zaman diliminde az rastlanabilecek olmasına rağmen böyle bir yaşamı ustalıkla kaleme alması bile takdire şayan bir konu. Zira daha kapalı bir toplum olduğumuz yılların meselelerinden biriydi; Kız çocuklarının çalışması-kadının iş hayatında öteleyici gözle görülmesi-aile içi baskının dışa vurumu… diye özetleyelim zira hikayemizdeki kızımız Havva üzerinden birçok konu işlenmiş. Günahla-mubah arasına sıkıştırılan bir insan tipinin baskıcı zihniyete karşı neler düşündüğünü, yaşadığını ve yaşatıldığını anlatan güzel bir hikayede, Havva’mız, Yasak Elma’yı ısırmasa bile ısırdığı varsayılmakla uğradığı baskı-şiddet-ceza üçgeninde hayatı işlenmiş.
Tüm yalnız bırakılmalarına rağmen Havva’nın derdini yanabildiği Allah’ı bulmadan önceki sorgulamalarında; Hiçliğim karanlık bir vadi gibi beni içine çekiyordu. Kocaman bir yokluk olmadan ben olmak ne büyük bir saçmalıktı. (S:34) satırlarından sonra Havva’nın saçları ılık rüzgarda dalgalanmaya başlayınca; “Son defa “Allah’ım, lütfen benimle konuş!..” (S:35) Hayatını sorgulayan Havva’nın birkaç adım sonra bir duvarın kenarında elma ağacını gördüğünde ne yaptığını merak ediyor musunuz? Merak edin ve bu hikayeyi birkaç kez okuduktan sonra toplumu nasıl şekillendirdiğimizi sorgulayın.
“Ben yalnızca insanım.” (S:35) diyerek bitiyor hikayemiz.
Ruha Boyanan Ses:
Bu sefer sahneye Sahra kızımız çıkıyor yanında sevdiği Ali’ye. Hemencecik; ‘Bir aşk hikayesidir.’ Deyip kestirip atmayın. Bu iki aşığın Ney sesini duyan Sahra’nın küçük bir dükkana girdiğinde olayların nasıl geliştiğini, sese doğru yürüyen Sahra’ya Ali’nin; “Hadi gidelim Sahra. Bak kimsenin ney falan çaldığı yok.” Cümlesine Neyzen’in; “Her sesi herkes işitemez kızım. Karıncanın yürüyüşünden de ses çıkar ama herkes duymaz o sesi...” (S:40)
Buradaki muhteşem sohbete dahil olmak, Ney’in nasıl yapıldığından sohbetin nasıl şekillendiğine, Neyzen’in aşkın tarifini yaparken, iki genç aşığa hangi nasihatlerle dersler verildiğini yaşamak istiyorsanız bu hikayeyi kaçırmayın derim. Okumak değiş yaşamak dedik ya en başta...
Zaman Gömüsünde Tüten Ses:
Eskiciyi evinde bekleyen hatta eskicinin ayrıldığı andan itibaren özlemle nasıl ve neden beklendiğini merak ediyor musunuz? Fakat bu bekleyen teyzenin çocukluk yıllarındaki bir anıyı anlatırken askerlerin kağnılarından dökülenlerin nasıl umudu, hayatı temsil ettiğini hayata tutunmanın ne anlama geldiğini merak ediyorsanız sayfaları zevkle çevirebileceğiniz bir hikayeden bahsediyoruz.
Babam ellerini kaldırıp az evvel bezelyeleri gömdüğümüz yeri gösterip “Bu topraklara umut ekmelisin...” (S:54) satırlarını hatırlayan teyzemizin yıllar sonra; “ Eski eşyalar bahane ben yalnızlığımı süpürecek bir dost sesi işitmek istiyordum...” (S:5) sözleriyle nihayete ermeye yüz tutan bu hikayede tüm samimiyetiyle sizleri bekliyor.
Burası Dâr-ı Dünya:
Küçük bir köy evinde annesinin; “Yoksulluk utanılacak şey değildir ki kızım...” (S:60) cümlesinin öncesinde gelişen olayları, bir Dede’ye duyulan hasreti, köy hayatının saflığını yaşayan ince narin bünyesiyle bir kızın türen sobanın başında neler hissettiğini, neler düşündüğünü ve yıllar sonra hangi konumda olduğunu bilmek isterseniz bu eserin tam orta sayfalarını soluksuz çevirmek zorundasınız. Nefes almanın zaman kaybı olacağını bu hikayeyle göreceksiniz. Zira kızımızın babasına yazdığı duygu yüklü mektubu soluksuz okuyacaksınız; “Ne iyiydik. Gülünce gözlerinin içi gülerdi. Ah babam şimdi üşüyorum, şimdi tedirginim, şimdi yalnızım...” (S:69)
Gönül Dostuna Uzanan Yol Hikayesi’nde Firkat’ın ne anlama geldiğini, ne yaptığını, nasıl yaşadığını kendisiyle sohbet eder gibi dinlemek istiyorsanız eserin yetmişüçüncü sayfasına kadar gitmeniz gerekecek.
Eserde en çok sevdiğim hikayelerden biri olarak gördüğüm Suyu Bulanık Bir Yol hikayesini mutlaka okumalısınız. Eşinin kıymetli bir emanetini ne kızına ne de oğluna teslim edemeyen, onların yaptıkları küçük oyunlarla babalarının yadigarına nasıl ihanet ettiklerini, bir eşin koskoca dünyada yalnızlığın ızdırabını nasıl çektiğini yaşamak istiyorsanız bu satırları gözden geçirin.
Nasıl evlat bunlar... diyeceğiniz sözleri duyar gibi oluyoruz. Peki emanetin ne olduğunu merak ediyor musunuz? Para, mal, mülk, at, yat, kat değil...
Tek söz Kuşlardan Sonra isimli eseri okuyun.
Buraya aldığımız hikayeler eserde olan hikayelerin sadece birkaç tanesiydi. Fakat duygu yüklü sözleri, satırları, sayfaları çevirirken hemen hemen herkesin kendine pay çıkarabileceği, ders alacağı ve duygulanacağı bu güzel eser için genç yazarımız; Zeynep Altunok’ta teşekkür eder, yazarlık hayatında bir ömür boyu başarılar dilerim.
Geriye kalan hikayeler en az bunlar kadar güzel. Toplamda 19 hikaye ve 128 sayfadan oluşan eser için genç yazarımıza desteklerini esirgemeyen tüm güzel insanlara teşekkürü borç biliriz.