112 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Henüz 40 yaşında hayata gözlerini yuman ve ardında bıraktığı birçok eserle dünya edebiyatında kendine önemli bir yer edinen Jack London'la nihayet tanışabildim. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'nın Modern Klasikler Dizisi çalışması ile basılan ve oldukça güzel bir kapak tasarımı ile çevireye sahip olan Vahşetin Çağrısı ilk Jack London kitabım oldu. İnce bir kitap olan Vahşetin Çağrısı çok kısa sürede bitirilebilecek ve bu kısa sürede okuyucusunun beğenisini kazanıp, bir taraftan okuma zevki verirken bir taraftan da kişiyi çeşitli konular üzerinde düşünmeye sevk edebilecek bir kitap.  Aynı zamanda anlaşılır ve akıcı bir dilin kullanıldığı bu kitapta kısa bir sürede olayların içine girebileceksiniz.

Artık bir çoğumuzun bildiği üzere, kitapta yer alan ana karakterimiz bir köpek, yaklaşık yetmiş kilo ağırlığı ile miskin, rahata alışmış, zengin Yargıç Miller'ın evinde gününü gün eden Buck isimli bir köpek. Kitapta çeşitli nedenlerle bu rahat hayatından koparılan Buck'ın vahşi doğada başından geçen maceraları okuyoruz. Kuzey Amerika'nın buz ve karla kaplı coğrafyasında, çıkarılan madenlerin kilometrelerce taşınması için gerekli olan köpeklerden biri olan kahramanımız Buck bir yandan doğanın, bir yandan da insanların vahşiliğiyle uğraşmak zorunda kalıyor.

Vahşetin Çağrısı benim için gayet güzel bir deneyim oldu. Kitabı okuyup bitirdiğinizde aklınıza gelen ilk şey şu oluyor: İnsan ya da hayvan, hangi türe ait olduğu fark etmeksizin uyum sağladığı normal bir ortamdan uzaklaştırılan canlı, daha sonra bırakıldığı, çetin şartların hüküm sürdüğü ortamda derinlerine gizlenmiş ilkel dürtülerini açığa çıkarıyor. Kitapta Buck üzerinden anlatılan bu durum aslında insanlar için de geçerli. Bulunduğu ortamdan uzaklaştırılan insan, ahlak kurallarının olmadığı, çeşitli yasaların olmadığı bir ortamda hayatta kalmak için insani yönlerini terk edip, merhamet gibi vicdani yönlerini  bastıracak ve vahşi hayatın şartlarına ilkel davranışlar ile uyum sağlamaya çalışacaktır. Tıpkı Buck'ın yaptığı gibi.

Altın aramak için Kuzey Amerika'ya giden binlerce kişiden biri olan London, kitabın da bu olay üzerine kurulu olmasıyla bir anlamda hayatından kesitler sunuyor bizlere. Kitapta kurgulanarak anlatılanların yazarın başından geçen yolculuktan esinlenerek yazılmış olması ihtimali, okuru kitaba daha fazla yakınlaştırıyor. Ayrıca bir köpeğin başından geçenleri, köpeğin gözünden dünyayı, köpeğin hissettiklerini aktarırken ortaya koyulan ustalık takdire değer. Acaba bir köpek oturmuş, Jack London'a yaşadıklarını, hissettiklerini anlatmış mıdır diye düşünmeniz olası. :) İnsan dışında bir canlıyı bu şekilde yazıya aktarmak kolay bir şey olmayacağı gibi, bu durum London'ın ustalığının bir başka göstergesi.

Diğer kitaplarını da okumak istediğim Jack London'a Vahşetin Çağrısı ile başlamak doğru bir tercih oldu. Çünkü birçoğumuzun hemfikir olduğu gibi seri olmasalar da, bazı yazarların kitaplarını belli bir sıraya göre okumak daha sağlıklı olacaktır. Bir sonraki Jack London kitabım Beyaz Diş olacak. Ardından Denizin Çağrısı, Deniz Kurdu, Yıldız Gezgini, Katıksız Sevgi gibi eserlerini de okuyup Martin Eden ile final yapmak istiyorum. Jack London ve Buck ile tanıştığım için mutlu hissediyorum. Buck'ın maceraları kısa ancak kesinlikle etkileyiciydi. Keyifli pazarlar...