1000Kitap Logosu
Resim
225 syf.
·
3 günde
Batı cephesinde değişen bir şey var mı?
“Bu kitap; ne bir şikâyettir, ne de bir itiraf. Harbin yumruğunu yemiş, mermilerden kurtulmuş olsa bile, tahriplerden kurtulamamış bir nesli anlatmak isteyen bir deneme, sadece” (E.M.Remarque).*   Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’nda milyonlarca insan yaralandı, sakat kaldı ve yaşamını yitirdi. Şehirler yerle bir oldu, ormanlar yakıldı, tarımsal üretim alanları tahrip edildi, birçok bitki ve hayvan türü yok oldu, kullanılan zararlı gazlar ve kimyasal silahlar nedeniyle doğal eko sistem zarar gördü. Savaşların ekonomik, sosyal ve kültürel hayata etkileri başta olmak üzere can korkusu nedeniyle milyonlarca insan güvenli bölgelere göç etmek zorunda kaldı. Tüm bunların yanında bizatihi cephede savaşmış, yaralanmış ve sakat kalmış birçok genç, bunalıma girip savaşın yıkıcı etkilerini uzun yıllar üzerinden atamadı.     • • • Kendisi de Birinci Dünya Savaşı’na katılmış, Alman ordusundaki gençlerden biri olan
Erich Maria Remarque,
Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok
” adlı eserinde savaşın bu yıkıcı etkilerini, kahramanı 19 yaşındaki Paul ve arkadaşlarının hikâyesi üzerinden anlatıyor. Onun ve arkadaşlarının cephede yaşadıkları açlığı, susuzluğu, uykusuzluğu, yalnızlığı ve korkuları; yaralandıkları ve arkadaşları öldüğünde hissettikleri acıları; ölüm karşısında hayatta kalma çabalarını; yaşadıkları travmaların etkisiyle gelecekten umutlarını kesmelerini; kendilerine ve cephe gerisinde yaşayanlara yabancılaşmalarını büyük bir ustalıkla ortaya koyuyor. Savaşın anlamsızlığını, kötülüğünü,  birey ve toplum üzerinde bıraktığı etkileri bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. • • • Remarque, savaşın o korkunç ve soğuk yüzünü öyle güzel tasvir ediyor ki kitabı okurken cephede askerlerin yaşadığı dehşeti, korkuyu ve acıyı kalbinizin derinliklerinde hissediyorsunuz. Yaralanan atların çıkardığı iniltiyi duyuyormuş hissine kapılıyorsunuz. Bombaların etkisiyle toprağın çatladığını, yarıldığını ve bir deprem etkisiyle gencecik bedenleri içine çekiverdiği duygusunu yaşıyorsunuz. Dünyamızda yeniden savaş tamtamlarının çaldığı şu günlerde, kitap sizi öyle sarsıyor ki “Batı cephesinde değişen bir şey var mı?” sorusunu defaatle kendi kendinize sorup duruyorsunuz. Ve batı cephesinde çok da bir şeyin değişmediğini anlıyorsunuz. • • • Doğrusu kitabı okurken savaşın, insanoğlunun kendi elleriyle icat ettiği ne kadar korkunç bir yıkım mekanizması olduğunu bütün boyutlarıyla görüyorsunuz. Yalnızca insanların bedenlerine değil, doğanın kendisine ve üzerinde yaşayan canlı ve cansız tüm varlığın ruhuna nasıl büyük bir darbe vurduğuna şahit oluyorsunuz. Kitabın sonlarına doğru Paul’un dile getirdiği ifadelerden yaşamlarının baharında bedenen ve ruhen yaralanan gençlerin halini okurken onların acılarına ortak oluyorsunuz.** Bu yüzden İkinci Dünya Savaşı’nda bir savaş ve ölüm makinesine dönüşen Naziler’in bu kitabı meydanlarda neden yaktığını ve 1930 yılında çevrilen filmini seyretmeyi ise neden yasakladığını daha iyi kavrıyorsunuz.   • • • “Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok”, savaşın sosyolojisi ve psikolojisini ortaya koyması yönüyle de dünya edebiyatının en önemli başyapıtlardan biri. Kitabın sade, akıcı ve gerçekçi yazım dili daha kitabı okumaya başlar başlamaz sizi kavrıyor. Çekilen acılara, umutlara ve umutsuzluklara sizi ortak ediyor. O nedenle çekilen acılara dayanamayıp zaman zaman içinizde kitabı bırakma isteği doğsa bile sonunu merak edip bırakamıyorsunuz. Yazarın kendi yaşamından yola çıkarak yazdığı ve günümüzde elli ayrı dile çevrilmiş bu eseri, geçmişte yaşananlardan ders çıkarma adına ilgi duyan tüm okurlara mutlaka okumalarını tavsiye ederim. Eserden uyarlanarak 1930 yılında Lewis Milestone yönetmenliğinde, “All Quiet on The Western Front” ismiyle çekilen ve Oscar ödülü alan filmi ise kitabı okuduktan sonra seyretmelerini öneririm.      “Bizler yirmiden yukarı değiliz. Ama genç miyiz? Genç ha? Gençlik geride kalalı hanidir. Bizler yaşlanmış kimseleriz” sözlerini merak eden okurlara… Keyifli okumalar dilerim! ……………………………………......................................... *Bu ifadeler, kitabın arka kapak yazısında geçiyor. **“Ben gencim, yirmi yaşındayım; ama hayat namına ümitsizlikten ölümden, korkudan, bomboş bir sathiliği ıstırap uçurumlarına zincirlemekten başka bir şey bildiğim yok. Milletlerin birbirlerine karşı itildiklerini; susarak, cahilce, delice, uysal ve masum, birbirlerini öldürdüklerini görüyorum. Dünyanın en zeki kafalarının, silâhları ve sözleri, bu işleri daha ustaca yapmak, daha devamlı kılabilmek için icat etmiş olduklarını görüyorum. Bunu burada, karşı tarafta yaşamın bütün insanları, bütün dünyada benimle birlikte görüyor; benim neslim bunu benimle birlikte yaşıyor. Günün birinde karşılarına dikilsek de hesap sorsak, ne derler babalarımız? Bir gün gelir de harp biterse, bizden ne beklerler? Yıllar yılı bizim işimiz öldürmek oldu.. hayatta ilk mesleğimiz bu oldu. Hayat namına bildiğimiz şey ölümden ibaret. Bundan sonra artık ne olabilir? Bizim halimiz nice olacak?” (s.202-203). 
Okuyacaklarıma Ekle
103
Beğeni
3
Paylaşım
Çok acı :(
1 Beğeni
Yanıtla
Kesinlikle👍😔