Omoro ~Binta
|
KUNTA KİNTE ~ Bell (hizmetçi)
|
KİZZY ~ Efendi Tom Lea
|
Horoz GEORGE ~ Matilda
|
Demirci TOM ~ Irene
|
CYNTHİA ~ Will Palmer
|
BERTHA ~ Simon Haley
|
ALEX HALEY
(İncelememe kitaptaki karakterlerin soy kütüğünün bir kısmını yerleştirmek istedim. Bu şekilde sonraları buraya baktığımda kitabı hatırlamama yardımcı olacağını düşünüyorum.)
Gambiya'nın Juffure köyünden Amerika'ya uzanan, siyahilerin yaşam mücadelesini okuduğum akıcı bir romandı Kökler. Aralıklarla okumama rağmen yaşanan onca olayı unutmadım hiç, o derece akılda kalıcıydı. Kitabın bana göre iki kısmı var, Kunta Kinte'nin başından geçenler olarak okuduğumuz bölüm birinci kısım. İkinci kısım ise Kunta'dan sonra devam eden kuşaklarının yaşadıkları. Kitabın büyük çoğunluğu (yaklaşık 350 sayfası) Kunta'dan bahsederken kitabın devamında çocuklarına, torunlarına ve torunlarının torunlarına dek uzanan öyküyü okuyoruz. Kitabın 528 sayfa olduğunu düşünürsek sonrası aşırı hızlı gelişiyor. Okurken olayları, geçen yılları ve kişileri sindirmekte zorlandım. Birdenbire fazlaca karakter girdi, karakterleri başından beri not alıyordum fakat baktım ki sadece bir iki kez adları geçiyor, vazgeçtim. Olayların akıcılığı gerçekten okutuyor hiç sıkmadan. Kişilerin fiziksel özellikleri hakkında fazla bilgi olmasa da olayların geçtiği yerler, diyaloglar zihinde canlanabiliyor.
Kitabı okurken (özellikle -bana göre- ikinci kısımda) Yüzyıllık Yalnızlık kitabını andırdığını fark ettim. Orada da kuşaklar boyunca devam eden bir aileyi okumuştum ve kişilerin adları tekrar ediyordu. Bu durum bana epey hoş geliyor not alındığı zaman, eğlendiriyor okuma esnasında.
Kitap, hep düşündüğüm şu konular üzerinde de yoğunlaşmamı sağladı: İnsanlar ten renkleri üzerinden birbirlerine nasıl böyle kolayca üstünlük sağlayabiliyorlar ve bu durum nasıl bu kadar normalleştirilmiş? Ten rengin, ırkın, geldiğin topraklar yüzünden bir mal gibi satılıyorsun. (Yıllardır filmlerde izlediğim için sanırım; siyahilerin köle olarak çalıştırılmasını bir yandan alışılmış bir biçimde okudum, diğer yandan aklım böyle bir şeyi almıyor ve öfkeyle doluyordum) Kitabın sonlarına doğru aralarında geçen diyaloglardan "sen kaç dolar edersin, ben şu kadar ederim" tarzı konuşmalar yüreğimi burktu gerçekten. Bir insan kendine değer biçiyor. Ne kadar üzücü. Oysa hepimiz ne kadar özeliz. Dünya bir gün bunu anlayacak mı?
Lafı epey uzattım. Daha söylemek istediğim çok şey var fakat incelememi burada sonlandırıyorum. İnsanlık dışı muamelelerin ve dünyadaki tüm savaşların son bulmasını yürekten diliyorum. İyi okumalar.