Giriş Yap
73 syf.
·
6/10 puan
Batılıların Öğretmenleri Doğulular mı?
Doğunun batı bakışında iki temel kompleksi mevcuttur. Bu komplekslerden biri aşağılık diğeri ise üstünlük kompleksidir. Bizim tarihimizdeki ilk kompleks, osmanlının son döneminde vücut bulmuş ve cumhuriyetin ortalarına kadar da düşüncelerimize hükmetmiş olan aşağılık kompleksidir. Buna karşılık bir refleks olarak üstünlük kompleksini geliştirdik ve bu kompleks de belirli bir dönem düşüncelerimizi esir almayı başardı. Bugün de yüksek oranda almaya devam ediyor. Ülkemizde TC kurulduğundan beri aşağılık kompleksini laik çevreler temsil ederken üstünlük kompleksini ise islamcı camia temsil etti. İlkine göre “bizden hiçbir şey olmaz” iken ikincisine göre “bizim haricimizdeki kimseden bir şey olmaz” idi. Bu iki temel kabul, zaman zaman öyle güçlü politikalar belirledi ki temsilcisi iktidar olan kompleks, o dakikada aktivistlerini piyasaya sürebildi. Ve dolayısıyla ilk kompleksin aktivistleri bizleri batı karşısında alçak olduğumuza, ikinci kompleksin aktivistleri ise batının bizim karşımızda alçak olduğuna inandırmaya çalıştı. Diğer yandan geliştirilen bu inanç, siyasi oluşumlar için ziyadesiyle getiriler de sağladı. Bu yüzden her dönemde kendilerine büyük rağbet gösterildi. ... İşte bu eser, bu iki prensipten üstünlük kompleksinin ağır bastığı yahut esiri olduğu hakim düşünceden husule gelmiş diyebilirim. ... Necmettin Erbakan, taraftarlarına, batı karşısında cesaret kazandırmak ve onlara alçak olmadıklarını anlatmaya çalışıyor. İspat için ise batılı bilim adamlarına -kendisinin de cevap veremeyeceği- soruları yöneltiyor. Ve nihayet “batı bu sorulara cevap veremez” diyerek batıya karşı doğunun üstün olduğunu iddia etme cesareti gösteriyor. Oysa bu iddianın tutarlı olabilmesi için iki şey gereklidir. İlki, batının cevapsızlığına karşı doğunun bütün bu sorulara cevap verebiliyor olması, ikincisi ise doğunun da hakikat bilgisinin netliğine dair cevapsızlığına karşı mevcut araçları batıdan daha iyi kullanabiliyor olması gerekir. Maalesef her iki icap da doğuda mevcut değildir. Öyleyse Necmettin Erbakanın iddiası da pek tutarlı gözükmemektedir. Fakat eserde Necmettin Erbakan’ın haklı olduğu noktalar da yok değil. Bana göre Hoca’nın haklı olduğu husus, batıya yönelik şu kanaatidir: (Manen aktarıyorum) Batıya göre “bilim tarihinde, Antik çağdan sonra Müslümanların devri başlar. Ancak bu devir, sadece eski çağı yeni çağa taşımak suretiyle bir geçiş dönemi niteliği taşır. Dolayısıyla müslümanların bilime katkısı olmamıştır.” Oysa bu düşünce hatalıdır. Zira müslümanlar antik dönemin bilimini olduğu gibi değil, dönüştürerek almışlar ve dolayısıyla bilime farklı bir boyut kazandırmışlardır. (Ekliyorum) Hatta bugün modern bilimin temelini oluşturan -tikeller arası illiyet bağı- başlı başına müslümanların icadıdır. Diğer yandan doğuda tecrübi bilgi denilen deneyselliğe indeksli bilgi edinme metodu da özgün bir müslüman icadıdır. Zira müslümanlar metafizik alemin bilgisine din ile ulaştıklarını inandıkları için bütün çalışmalarını fiziki aleme hasretmişlerdi. Bu kısım için Necmettin Hoca’ya ziyadesiyle hak veriyorum. Ancak şurası da kabul edilmelidir: “Selefini aşan, selefini ezer.” Bu, gelişimin tabiatında vardır. Zira müslüman alimler de aynı tutumla antik dönem yunan düşünürlerini hakir görmüşlerdir. Dolayısıyla batının bugünkü tavrı gayet doğal gözükmektedir. Eğer bir gün batıyı aşabilmek kudretini ve basiretini gösterir isek doğal olarak bu hakka biz de sahip olacağız ve gereğini yerine getireceğiz. Ancak bugün, maalesef böyle bir hakkımız yok. Zira üzerinde bulunmuş olduğumuz realite, bu tavrı bize pek uygun görmemektedir. Tenkitimin tekmil ile vazifelenmesini temenni eder, eseri okuyacak arkadaşlara keyifli okumalar dilerim.
İslam ve İlim
9.1/10 · 334 okunma
·